Koca bir sesizlik başladı o sorudan sonra. Hepimiz donduk kaldık sanki. Hepimizi Burak'ın acı dolu inlemesi bu andan çekip aldı.
"Bulut?" Ahh!"
Hepimiz endişe ile odaya girerken Bulut Burak'ın yanına gidip serumunu kontrol etti. Aralık olan kapıdan Burak'ın da bizim gibi şaşkınlıkla Bulut'u gördüğünden emindim.
Zeynep hızla Burak'ın yanındaki boşluğa oturdu elini tutarak.
"İyi misin Burak?"
"İyiyim güzelim." dedi Burak şefkatle Burak'ın yanağını okşayarak. Sonra gözler yine Bulut'a döndü.
"Bulut gerçekten sen misin?" diye tekrar sordu Burak inanamayarak.
Bulut hepimizde gözlerini gezdirdi maskesini tamamiyle çıkararak.
"Evet benim kardeşim." dedi küçük bir gülümseme ile.
İlk koşarak sarılan Demir oldu. Arkamda duram bedeni hızla atıldı ileriye ve koca bedeni sardı özlemle.
Bulut sıkıca sarılarak karşılık verdi ona.
Mutluluk gülümsemesi yer aldı yüzümde daha doğrusu hepimizde. Şoku yeni atlatabilmiştik. Bulut geri gelmişti. Bulut dönmüştü. Bulut bizi bulmuştu...
Ne kadar boyu ve saçları uzasada yine o aynı mavi gözleri vardı Bulut'un. Hepimizin ilk gördüğü anda tanıyacağı mavi gözleri...
Geçmişi hatırladı zihnim. Vay be dedim kendi kendime.
Bir zamanlar intihar etmeye çalışan bir çocuktan insanların hayatlarını kurtaran bir doktora...
Gururla baktım birbirinden ayrılan mavi gözlere.
Zeynep duramadı tabi koşa koşa o da sarıldı. Bulut Zeynep'in en sinir olduğu şeyi yaparak kısa saçlarını tek eli ile karıştırırken hepimiz gülmeye başladık.
Burak ile zor da olsa sarıldılar, tokalaştılar. En son mavi gözler beni buldu. Kollarını açarak gülümsedi.
Bende ona sımsıkı sarılırken rahatlamış hissediyordum artık kendimi. Kayıp parçamızda tamamlanmıştı...
Geri çekildiğim an gözler tekrar Burak'a çevrildi.
"Gerçekten iyisin değil mi Burak? Hem nasıl oldu bu?"
Burak sakinleştirmek için Zeynep'in elini okşadı bir yandan.
"Gerçekten iyiyim güzelim. Çok derine saplamadı zaten. Nasıl olduğuna gelirsek bende bilmiyorum gecenin karanlığında bir anda uyurken yaşanda tüm olay."
"Sen merak etme Burak adamlarımı çoktan görevlendirdim bu işi karşı tarafın yaptığı belli. Özellikle dikkat çekmemek için de olayla alakası olmayan birini de bıçaklamış şerefsizler." dedim öfkeyle.
"Sen öyle diyorsan öyledir avukat hanım." dedi Burak gururlu bir bakış atarak.
Bir gülümseme gönderdim ona abim olan o kişiye.
"Lan Bulut sen şimdi harbi benim doktorum musun?" dedi Burak gülerek.
"Harbi doktorun kardeşim." diye tamamladı cümlesini Bulut.
"Biz seni ararken sen bizi nasıl buldun Bulut?" diye sordum merakla.
"Bunca zaman Ankara'da eğitim alıyordum. Artık stajımı da tamamladıktan sonra İstanbula çalışmak için görevlendirildim hatta buraya taşınmaya karar verdim. İstanbul'a gelir gelmez senin isminle karşılaştım zaten...Avukat Eylül Korkmaz."
Gururla gülümsedim cümlenin bu yerinde.
"Ama bu hastanede karşılaşmamız tamamiyle kaderin işiydi."
"Oğlum o zaman neden on yıl önce demedin bize Antalya'ya gidiyorum diye. Gitmene izin verirdik zaten." diye sordu Burak.
Onu destekledi Zeynep. "Beni sonsuza dek destekleyeceğinizi biliyordum ama size veda etmek çok zor geliyordu. Eğer gelip size veda edersem gidemezdim ki..."
Burukça gülümsedik hepimiz. Bilirdik Bulut'un o duygusal yanını gerçekten de gidemezdi. Hayatının fırsatını kaçırabilirdi.
O sırada sesizce duran Demir'e kaydı bakışlarım sadece izliyordu herkesi. Bedeni duvara yaslıydı yorgunca.
Yüzüne çıkan bakışlarım şokla açıldı. Yüzündeki yara izleri ile kalbimin acıdığını hissettim. Sanki on yedi yaşındaki Demir'di karşımdaki. Aynıydı...
Ona baktığımı anladı. Gülümsedi...
Bulut'un bize dönen başı ile hepimizin bakışları artık Demir'deydi.
"Öyle bakmayın ya. Sadece ufak bir kavgaya karıştım o kadar." dedi Demir gülerek ortamı toparlamak için.
Ama sahteydi tavırları bir şeyler gizlediğini anladım.
"Ne abartamayın oğlum yüzünün haline bak." dedi Burak endişeyle doğrulmaya çalıştı. Ama ağzından kaçan acı dolu inleme ile hepimiz onu geri yerine yatırdık.
"Bulut bana pansuman için malzeme getirir misin?" diye sordum hemen.
Beni onaylayan Bulut hızla odadan çıktı.
"Sen benimle geliyorsun." dedim fısıldayarak Demir'e.
Elini tutarak onu sürüklemeye başladım. Bulut tam o sırada pansuman için malzemeleri bana verirken teşekkür ederek ilerlemeye devam ettim.
Bizi koca sessiz koridorun en ışık alan yerine götürdüm. Cam kenarından Ay bizi selamlarken hızla sandalyelere oturmasını sağladım.
Şaşkın bakışları sadece beni izliyordu hayranlıkla.
Karşısına oturdum malzemeleri ortamıza koyarak.
"Bana dürüst ol Demir kim yaptı bunu sana?"
Acıyla parladı gözleri Demir'in. Biliyordu ki cevap veremezdi, gerçeği öğrenmesini sağlayamazdı.
"Yapma böyle Eylül, kavgaya karıştım işte." dedi gözlerini kaçırarak.
"Benim tanıdığım Demir asla ortada bir neden olmadan kavgaya karışmaz." dedim hırsla.
Demir'in yüzünde küçük bir gülümseme yer aldı. İzledi sevdiği kadının gözlerini Ay'ın ışığında.
Eylül batikonu pamuğa biraz damlatıp kaşının üzerine getirdi elini.
Yavaşça üfleyerek yapmaya çalıştı Eylül. Canı yanmasın istedi Demir'in.
Demir gözünü bir an bile kırpmadan izledi karşısındaki kızı. Yetimhanenin önünde pansuman yaptığı gün geldi aklına.
"Acıdı mı?" diye sordu Eylül aynı o geceki gibi.
"Hayır." dedi Demir gülümseyerek. Eylül baktı kısa bir an o gözlere o da gülümsedi.
Ezbere bildiği o cümleyi kurdu Demir on yıl öncesi gibi.
"Eğer her dayak yediğimde pansumanım senin ellerinden olacaksa her gün dövsünler beni ben razıyım."
Eylül duraksadı hatırladığı anı ile.
Pamuğu tutan eli yavaşça aşağı düştü bakışları kahverengilerde tutuklu kalırken.
Ezbere bildiği bir türlü unutamadığı o anı devam ettirdi fısıltı kadar ses ile.
"Öyle şey mi olur saçmalama gerekirse hiç dayak yeme...Benim canım acıyor."
Son cümle bir fısıltı kadardı ben bile duyamazken Demir duymuştu.
Yüzlerimiz arasındaki mesafe ikimizin de kalbini titretiyordu.
Sağ elim elmacık kemiğinde morluğu okşamak için istemsizce havalandı.
Titreyen elim yerini bulmuşcasına okşadı yanağını.
Elimi koyduğum an Demir gözlerini kapatarak yasladı yüzünü sağ elime. Sanki tüm yorgunluğu geçiyormuşçasına derin bir nefes aldı.
İzledim öylece onu...
Birkaç saniye sonra gözlerini açtı. Yara bere içindeki elini yerleştirdi elimin üstüne. Yavaşça çekip avucumun içini öptü sanki beni öpermişçesine.
Titrek bir nefes bıraktım gözlerim dolarken. Geri çekildiği an dudakları parmak uçlarımı buldu. Üşüyen parmak uçlarımdan öperken tek bir göz yaşı döküldü gözümden.
Bakışları tekrar beni bulurken durduk öyle. Ağladığımı görmesin diye hızla ayaklanmaya çalıştım.
"B-Ben gideyim."
"Gitme..." dedi ayağa kalktığım an bileğimi kavrayarak.
Bedenim duraksadı, tekrar onu buldu bakışlarım.
"Gitme..." diye tekrarladı yalvarırmışçasına hafif kafasını sağa eğerek.
Gözlerim tekrar dolarken elimi çekmek için bileğini kavradığım an dona kaldım.
Kalp dövmesi...
Benim çizdiğim kırmızı kalp...
Bakışlarım onu buldu aynı hızla. Gülümsedi sadece evet der gibi.
Ayak bileğim sızladı botumun içinde. Orda yer alan dövmem tamamlanmış, aradığını yıllar sonra bulmuşcasına sızlıyordu.
Oturdum tekrar yerime. Gözlerim bir an bile dövmeden ayrılmazken gerçek olduğuna emin olmak istermişçesine okşadı baş parmağım.
"Gerçek güzelim. Seni bana hatırlatan en güzel şey." dedi çenemden tutarak bakışlarımızı birleştirdi.
"Çok güzel." dedim yenilgiyle. Tek bir gözyaşım aktı.
Göz yaşım düşmeden sildi hemen.
"Senin kadar değil..."
Kendimi biraz toparladığım an tekrar aldım pamuğu elime. Bu sefer dudağına geçtim.
"D-Demir." diye fısıldadım acıyla.
"Söyle güzelim." dedi iç çekerek.
"Böyle yapma." dedim acıyla gözlerine bakarak.
İzledi beni o an sesizce. "Ben sana on yedimde aşık oldum Eylül şimdi nasıl dur dersin, yapma dersin bana."
Biten pansuman ile elimi aşağı indirdim.
Dövme ile yine göz göze geldik o an.
"Artık on yedi değiliz ki Demir." dedim gözlerimizi birleştirdim.
"Değiştim ben...Çok değiştim. Arada koca bir on yıl var Demir..."
"Gerekirse on değil yirmi olsun yıllar Eylül, bizim hikayemiz böyle bitemez..." Alınlarımız birbirine yaslandı ihtiyaçla.
Acıyla çektim bakışlarımı ondan, alınlarımızı ayırdım.
"Yanılıyorsun Demir. Bizim hikayemiz on yedi yaşında senin beni terk edip gittiğin gün bitti."
Son sözüm ile ayaklandım hızla.
Gözlerimdeki yaşları hızla silmeye çalıştım.
Demir'in ağzından:
Sağ gözümden akan tek biz göz yaşı ile sevdiğim kadının gidişini izledim.
Bu kaçıncı yalvarışımdı ona gitme diye.
Sahi ya bu hikayede kim giden kim kalandı...
O an ne yüzümdeki yaralar acıttı bedenimi ne de kemer izleri.
Birinin omzumu sıkması ile daldığım andan çıktım.
"Hadi kardeşim sen git artık. Zeynep refakatçi kalıyor bu gece yarın taburcu ediyoruz."
Tamam dedim göz yaşlarımı silerken.
Ayaklandığım an sımsıkı sarıldı bana.
Omuzlarım düştü o an tekrar. Göz yaşlarım tekrar akmaya başladı.
"Pes etme olur mu Demir? Sevgine sahip çık."
Kafa salladım acıyla.
İkimizde ayrıldığımız an acıyla adımlarım götürdü beni dışarıya. Eylül çoktan taksiye binip gitmişti.
Bir taksi çevirip ezbere bildiğim evine gittim özlemle.
Sadece izledim çökük omuzlarımla. Tam hayalimizdeki evdi burası.
Peki ya ben bu evin neresindeydim?
İç çektim acıyla. Odasının balkonunu buldu gözlerim açıktı ışıkları. Bilirim bu gece ağlamaktan ağlayamazdı o.
Adımlarım ne kadar yasakta olsa uzaklaşamadı buradan. Duvarın kenarına yasladım bedenimi...
Denizi izledim, ayı izledim, anılarımı düşündüm.
Ne kadar kötü de bitse gece sevindi dedim kendi kendime. Dövmeme sevindi... Dövmeyi ilk yaptırdığım günkü o Demir mutlu oldu.
Gözlerimi kapadım on yedi yaşındaki güzel anılarımızı düşünerek...