İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 24 · 9 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 24

Kayıp Parça

"Hadi ablacım uyu artık." dedim hala elindeki spor dergisini okuyan kardeşime.

"Tamam abla şu sayfayı da bitireyim uyuyacağım."

"Beş dakika önce de aynısını diyordun ablacım."

"Ama abla yaa." diye söylendi mızmızlanarak.

Battaniyesini iyice üstüne örtüp saçlarına bir öpücük kondurdum. Mert hızla son kalan yerleri de okuyup dergiyi kenara koydu.

Gülümsedim onun bu telaşlı hallerine.

"İyi geceler ablacım."

"İyi geceler dünyanın en güzel ablası."

Kalbim yumuşacık olurken dayanamayıp bir öpücük daha kondurdum yanağına saçını okşayarak.

Şu hayatta her anıma şahit olanımdı o, en kötü ve en güzel anılarımda hep yanımdaydı. Beni hiç terk etmeyen biricik kardeşimdi.

Odadan çıkarken duvarında asılı posterleri inceledim. Kenardaki basketbol topu, okuduğu spor dergileri, her gün yaptığı antrenmanları ile bir gün Türkiye'nin gururu olacağına emindim.

Adımlarım odamı buldu yavaşça kapıyı açtım. Zeynep ile ikimizi de uyku tutmamıştı, o yüzden çay koymuş bir güzel balkonumda oturuyorduk.

Yıllarca yalnızlıkla denizi izlediğim o balkonda şimdi biri vardı...

"Nasıl manzara?" diye sordum karşısındaki sandalyeme oturarak.

"Çok güzel Eylül." dedi iç çekerek. "Ah şu deniz her dalgalandığında bana İzmir'i hatırlatıyor." diye devam etti özlemle.

Gözlerim denizi bulurken küçük bir gülümseme yer aldı yüzümde.

Bana da dedi iç sesim.

Bana da İzmir'i hatırlatıyor.

O yüzden hep denizi izledim ya on yıl boyunca...

Hava serindi o yüzden sandalyeme asılı duran şalımı üstüme geçirdim hızla.

Zeynep'in bakışları beni buldu yavaşça. Denizi izleyen gözlerimi ona çevirdim.

"İlk karşılaştığımız andan beri çok şey yaşandı biliyorum Eylül ama konuşmak ister misin?" diye sordu çekinerek.

Nelerden konuşmak istediğini çok iyi anlamıştım.

Koca bir şaşkınlık vardı yüzümde. Yıllarca lal olan kalbim, on yıldır kimseye anlatamayıp yazdığım satırlar bile iç çekti o an.

Biri benimle gerçekten konuşmak istiyordu...

"Olur, konuşalım." dedim üşüyen parmak uçlarımı ısıtmak için kupaya sardım.

Derin bir nefes aldı Zeynep kararsızlıkla, laflarını toparlamaya çalışıyordu.

"Tam olarak ne sormalıyım bilmiyorum ama şunu bilmeni istiyorum ki Eylül seni tekrar bulduğum için çok mutluyum...mutluyuz. Koca on yılı Burak ile sizi bulmak için çalışıp durduk." Burukça gülümsedi. "Biliyorum tam istediğimiz koşullarda karşılaşamadık ama yine de buldum seni." diye sonlandırdı cümlesini.

İkimizin de gözleri dolu doluydu. Gözlerime hava yaparken elimle mırıldandım. "Böyle güzel cümleler kurma ama ağlayacağım bak."

İkimizde gülüştük bu sözümle.

"Ağla ya Eylül...Belli on yıldır ağlayamamışsın şimdi ağla."

O kadar derin bir cümleydi ki benim için nefesim kesildi o an. Tek bir göz yaşı döküldü gözümden cümlenin sonunda. Yıllarca içinde birikmiş olan o tüm yaşanmışlıklar sanki bu anı beklermişçesine gözümden akmaya başladı.

Zeynep karşımda duran sandalyesini ortaya doğru çekerken beni de yanına yanaştırdı.

Bir hıçkırık bıraktım yalnızlığıma başım Zeynep'in göğsüne yaslıyken. Saçlarımı okşadı. Onun da ağladığını biliyordum.

Dalgalar sanki beni anlamışcasına git gide daha çok hırçınlaşırken birkaç dakika sonra kendimi daha iyi hissediyordum.

Kafamı kaldırdım yavaşça. Gözleri şiş, sümüklü hallerimize kısa bir bakış atıp aynı anda gülmeye başladık.

Rahatlamış hissetim kendimi...

"Daha iyi misin?" diye sordu içtenlikle.

Kafa salladım usulca.

Zeynep'in heyecanlı bakışları beni buldu. " Eylül sana söylemem gereken bir şey var."

Tüm bedenimi ona çevirdim ellerini tutarak.

"Söyle tabi."

Birkaç saniye benden güç aldı. Tek eli boynuna gitti. Bir tane kolyeyi çıkardı ona verdiğim tişörtünün içerisinden. Kolyenin ucundaki tek taşı görür görmez şaşkınlıka gözlerim onu buldu.

"Burak evlenme teklifi etti." dedi kocaman heyecanla gözleri dolu dolu.

Kocaman bir kahkaha atarken kollarımı ona sardım. O da bana katılırken ikimizde bu sefer mutluluktan ağlıyorduk.

"Çok sevindim, gerçekten çok sevindim Zeynep."

Birbirimizden ayrılırken yine ellerimiz birbirini buldu güç almak için.

"Var ya ben emindim zaten böyle bir şey olduğuna." dedim gülerek.

"Vay vay vay Eylül Hanım." diye takıldı bana gülerek.

"Sana sözüm olsun Zeynep en kısa sürede çıkacak Burak oradan."

"İnanıyorum sana." dedi elimi sıkarak. "Artık darısı sen ve Demir'in başına."

Durgunlaştım o an. Gülümsemem yok olurken Zeynep halimi fark etti.

"O imkansız Zeynep." dedim iç çekerek. Gözlerim tekrar denizi buldu.

Bana Demir'i hatırlatan tek yeri...

Ellerimiz ayrılırken tekrar parmak uçlarım üşümeye başladı.

"Askında konuşmak istediğim konulardan biri de buydu Eylül. Demir ve sen..."

Bakışlarım onu buldu tekrar.

"Arada koca bir on yıl var biliyorum ama Demir'i çocukluğundan tanıyan biri olarak söylüyorum hala aynı bakışları. Yine parlıyor gözleri, bir tek seni görünce gülümsüyor gözleri, hep seni arıyor sol yanı."

Kalbimde bir ağrı başlarken tekrar denizi izledim.

"On yedi yaşında seni bulduğunda biliyordum seni kalbinin merkezine koyacağını hala da öyle..."

"O zaman neden gitti?" diye sordum.

Bu soru Zeynep'e değil de daha çok kendimeydi. Demir'eydi, denizeydi, yazdığım satırlaraydı.

Zeynep sustu o an. "İllaki vardır bir sebebi." dedi durgunlukla.

"Ben de öyle düşünüyordum. Ama sorduğumda se susan bir adam vardı karşımda. Dürüstçe gittim bile diyemeyen bir adam."

Gözlerimiz kesişti hüzünle.

"Bizden olmaz be Zeynep. Arada hatırlamak istemediğim, unutmak istediğim, bir sürü kötü anıyla dolu bir on yıl var. Şimdi ben nasıl sileyim o on yılı?"

İkimizde sustuk o an. Sözün bittiği yerdeydik adeta.

"Ama en çok ne koyuyor biliyor musun Zeynep."

Ne diye sordu Zeynep bakışlarıyla. İşaret parmağım kalbime dokundu.

"Şurası hala onu görünce titriyor."

Burukça gülümsedi bana tekrar göğsüne yatırırken beni.

Demir'in ağzından:

"Haftalık konuşma hakkını gerçekten benle konuşmak için mi harcadın oğlum?"

Güldü telefonun arkasından. " Zeynep'im Eylül'de mutludur şimdi biraz yalnız kalsınlar bizde senle telefonla da olsa konuşalım."

İç çektim Eylül'ün adını duyduğum an.

Balkondan esen sert rüzgarlar ile artık ağustos artık yakında uğrayacağını söylüyordu bize. Yara bere içindeki bedenim üşürken bir sigara yaktım denizi izleyerek.

Çakmak sesini duyan Burak'ın sesi doldu kulağıma. "Sigara içiyorsun değil mi kardeşim."

"Maalesef." dedim iç çekerek. "Kızma ama kalbimdeki ağrıya tek bu iyi geliyor."

"Kızmıyorum kardeşim anlıyorum seni elimde olsa şimdi ben de yakardım bir tane gözümde tütüyor be Zeynep."

Gülümsedim bu sözüne. "Çocukluk aşkından sevgililiğe be kardeşim."

Gülümsemesi duyuldu telefondan. "Hep karşılıksız kalacağını sandığım bir aşktan nerelere be kardeşim."

Kıkırdadım bu sözüne ilk tanıştığımız andan beri biliyordum Burak'ın Zeynep'e olan sevgisini.

"Kardeşim böyle güzel bir haberi hapishaneden vermek istemezdim ama artık içimde tutamayacağım."

Sigarayı söndürürken merakla sordum hemen. "Ne?Hemen söyle."

Derin bir nefes aldı. "Zeynep'e evlenme teklifi ettim."

Kocaman bir kahkaha attım mutlulukla. "Geç bile kalmışsın oğlum, helal sana."

O da kahkaha atarken sonunda dedim kendime sonunda biri mutlu oluyor.

"Bu arada teşekkür ederim dediğim gibi Zeynep'in fotoğraflarını da kitapların içine koyduğun için."

Burak hastaneden çıkmadan önce istemişti benden onları. Ben de okuma kitabı bahanesiyle sokmuştum hapishaneye.

"Ne demek kardeşim lafımı olur."

"Darısı sizin başınıza artık."

Sesizleştim. "Keşke." dedim fısıltı kadar bir sesle.

Ama duydu biliyordum. "Arada koca bir on yıl var biliyorum ama sormama gerek yok hala Eylül'ü ilk gün ki gibi sevdiğine eminim."

Sanki karşımdaymış gibi kafa salladım.

"Neden gittin diye çok sormak istiyorum Demir ama cevap vermeyeceğini biliyorum."

Omuzlarım düştü yenilgiyle. Aynanın önüne gitti adımlarım. Harabe bedenime baktım. Kemer izleri, morarmış yerler, kabuk tutmuş yaralar... Bazıları on yedimden kalmaydı bazıları ise yeniydi.

Dün kapatıcı ile kapattığım yüzüme deydi bakışlarım. Elmacık kemiğimde kızarıklık duruyordu. Kaşım daha bu gece patlamıştı. Ellerimdeki kemiklerim ise yine kan kırmızı olmuştu.

Yetimhanedeki halimle ne farkım vardı şimdi...

Burak'ın cümlesine sesiz kalışım ile devam etti.

"Ama şunu biliyorum ki kardeşim, Eylül'de değişmiş. Büyümüş...O bilmediğimiz on yıl ona çok şey yaşatmış. Ne yaparsın bilmem ama sevdiğin kızı geri istiyorsan bil ki pes etmeyeceksin, savaşacaksın."

"Haklısın." dedim iç çekerek.

"Hadi koçum ben kaçar bu sözlerim kulağına küpe olsun buradan çıktığımda daha ayrıntılı konuşuruz benim sürem bitiyor."

"Tamamdır kardeşim kendine iyi bak orada, dikkatli ol."

Beni onayladı son kez ve telefon kapandı.

Adımlarım yatağımı buldu uzandım. İlaçlarımı içerken içerden gelen kırılan bardak sesleri ile yine kavga ettiklerini anladım.

Çekmecemi açtım içinden 2015 yılına ait hiç gönderilmemiş mektubumu çıkardım.

Sevgilim, nur gözlü yarim:

Bu satırları sana hıçkıra hıçkıra ağlayarak yazıyorum. Bugün ne oldu biliyor musun ilk defa sana gelmeye bu kadar yakındım. Evden çıkamıyorum izin vermiyor o Aslan bey ama beni bilirsin kuralları dinlemem. Kaçtım evden... Amacım tüm İstanbul'u dolaşmaktı. Bulacaktım seni vallahi bulacaktım. Eğer yapabilirsem İzmir'e kaçardım belki bizimkileri de alır seni öyle bulurdum. Gece oldu sevgilim tenha sokaklarda arıyordum seni uçsuz bucaksız İstanbul'da. Bir sokaktan geçerken kafası güzel bir çete vardı tabi bizim gibi çocukların yüzü güler mi bir güzel dayak yedim. Ama sen buraya çok takılma olur mu? Üzülme hem çok acımadı. Umursamadım kalktım ayağa sendeleye sendeleye devam ettim. Birkaç teyzeye sordum seni tanımadılar. Büyük villalara bile baktım ama bulamadım seni. Acaba dedim hayalimiz olan o evi alabildin mi? Umarım almışsındır sevgilim. Bir tane çocuk geldi bizim gibi peçete satanlardan tüm peçetelerini aldım. Bu da yetmezmiş gibi bir çocuk daha geldi yanıma. "Abi elma şekeri ister misin?" dedi. Gözlerim doldu o an. Sen çok seversin elma şekerlerini. Aldım tabi koydum çantana. Otobüs duraklarıydı son hedefim ama her şey planladığım gibi gitmedi. Otogara varmaya çok az kalmışken Aslan denen adam buldu beni. Çekti tenha bir sokağa. Sonra... Gerisini boşver sevgilim düşünüpte üzülme sen. Eve soktu apartopar odama kilitledi tabi. Yine umutlarım suya düştü sevgilim...Ama ne var biliyor musun gerekirse on gerekirse yirmi yıl olsun yine de bulacağım seni. Bugünün en güzel olayı ne biliyor musun sevgilim. Son kalan param ile bir dövmeciye gittim bu gece. Sol bileğime senin çizdiğin o kalp var ya ondan yaptırdım. Sana sürpriz olsun istiyorum bu dövme. Gördüğünde çok şaşır olur mu? Çok sevin... Aslan görse çok kızar o yüzden kapatıcı sürerim sabahları ama geceleri bakarım bu dövmeye seni hatırlarım. Tek dileğim var sevgilim, beni unutma olur mu?

6 Eylül 2015

Gözlerim dövmemi buldu. Küçük bir öpücük kondurdum. Zarfı yerine koyup gözlerimi kapadım.

Eylül'ün Ağzından:

"Zeynep burada rahat edersin değil mi?"

"Tabiki ederim bitanem. Şu odaya bak salından büyük."

Kıkırdadım. Zeynep'in kapısını kapatır kapatmaz koca ev tekrar sesizleşti.

Odama döner dönmez nefeslendim. Ne kadar uzun bir gündü bugün. Ay parladı uzaklardan...

Battaniyemin içine girdim oturarak. Aya bakarak düşündüm koca bir günü. Hatta defterimi çıkardım. Yazdım...Konuşamadıklarımı yazdım.

Demir geldi aklıma. Anılarımı yokladım. Güzelim demişti bugün bana...Doğru ya.

İç çektim. Ne kadar uzun zaman olmuştu bu sözü ondan duymayalı.

Ona sarılışım geldi sonra aklıma.

Yılların birikmişliği vardı bu sarılışta. On yedim vardı.

Yıllar sonra da olsa gelmişti ya şu parçalara ayrılmış kalbim buna seviniyordu...

Gözlerim yorgunlukla kapanırken uzandım yatağıma. Ayı izledim bir süre tam uykuya dalacakken çalan telefon ile hızla kalktım.

Bilmediğim bir numaraydı. Korku ve merak bedenimi ele geçirirken hızla açtım.

"Alo."

"Merhabalar, Avukat Eylül Hanım ile mi görüşüyorum?"

"Evet buyrun benim."

"Avukatlığını yaptığınız müvekkiliniz Burak Bey bıçaklandı sizi bunun için aramıştım."

"NE! Hangi hastane hemen söyler misiniz?" diye sordum üstüme bir pantalon ile tişört giyerken.

Öğrendiğim adres ile koşarak Zeynep'in odasına koştum. Korku ve endişe vardı ruhumda. Daha yeni ameliyattan çıkmıştı. Böyle bir olay kabul edilemezdi. Karşı taraftan birilerinin yaptığı belliydi. Onları açığa çıkardığım an Burak ilk duruşmada oradan çıkardı.

"Zeynep uyan, çabuk!"

"Eylül ne oldu!" dedi panikle.

Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum o an ne yapacağımı bilemedim ama tekte öğrenmesi daha iyiydi.

"Burak bıçaklanmış hemen hastaneye gitmeliyiz."

Şokla gözleri açılırken kask katı kesilen bedenini harekete geçirmek için hızla üstünü giyinmesini söyledim. Gözlerinden yaşlar akarken üstünü giyindi ikimizde hızla arabaya binerken sürücü koltuğuna geçtim.

Demir'in numarasına tıkladım hızla.

Uykulu sesi açtı telefonu.

"Eylül?" dedi endişeyle.

"Demir, Burak bıçaklanmış hemen sana attığım konuma gel. Biz yoldayız hastaneye gidiyoruz."

"Tamam hemen geliyorum. Dikkatli sür olur mu?"

"Tamam." dedim endişeli sesim ile. Yanımda ağlayan Zeynep'in elini tuttum.

Demir hızla yataktan kalktı üstüne bir tişört geçirirken arabasının anahtarını alıp hızla camdan çıktı.

Zeynep ile hızla hastaneye girdik.

"Burak Bey'in avukatıyım ben hapishaneden getirdiler."

"İkinci kat, otuz beşinci oda."

İkimizde koşarak çıktık merdivenleri. O sırada hastanenin önüne bir arabanın hızlı bir fren yaptığını duydum. Onun Demir olduğundan emindim.

İkimizde odanın önüne gelir gelmez Zeynep kapıyı açar açmaz doktor çıktı karşımıza.

Mavi gözleri beyaz maskesinin üzerinden parlarken duraksadım.

Arkadan duyduğum adım sesleri ile Demir'in geldiğini anladım. Adımları yavaşladı mavi gözleri görür görmez.

Doktor maskesini indirir indirmez şaşkınlıkla ağzım açık kaldı.

Demir'in şaşkınlık dolu sesi duyuldu sadece koca koridorda.

"Bulut?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.