İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 23 · 9 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 23

Beyaz Renkli Anılar

Haftasonundan sonra tekrar düzene dönmeye başlamıştık yavaştan. Burak tahmin ettiğimiz gibi hastaneden çıkar çıkmaz hapishaneye götürülmüştü. Sırada yakında olacak olan duruşma vardı. İki taraf olarak hazırlıklara başlamıştık.

Sabahın erken saatlerinde gelmiştim yine işe. Şimdi ise birkaç gündür yaptığım gibi Burak'ın dosyasını inceliyordum. Karşı taraf ne kadar zeki gözükmeye çalışsada zayıf noktaları vardı. Oralardan iletleyecektik.

Bugün hep birlikte Burak'ı ziyarete gidecektik. İhtiyacı olan şeyleri götürecektik. Bir de aramızda eksik olan Bulut vardı... Hepimiz ona ulaşmaya çalışıyorduk. Ama bizden çok o bizi bulacak gibiydi. Yıllar önce olduğu gibi...

Küçük bir ayrıntı hızla gözüme çarparken işaretlemek için kalem aradı hızla gözlerim. Hemen çekmeceyi açtım kalemi alır almaz duraksadım. Demir'in verdiği not geldi aklıma. Yırtıp atışım o gece bir kağıt parçasını, kırıp döktüğüm bir adam bırakmıştım arkamda.

Her şeye rağmen o gece veremediği çiçekleri bu sabah masamda bulmuştum.

Hızla kapadım çekmeceyi düşünmemek için. Tam o sırada kapı çaldı.

Meraklı bakışlarım kapıyı buldu. "Gir." dedim sert bir sesle.

İçeri giren Demir ile anlamaz gözlerle bakakaldım.

"Demir? Senin burda ne işin var?"

Gülümsedi. Elindeki çikolata paketini masama koydu. "Önemli bir konuyu konuşmak için geldim." "Bir de çikolataları işaret etti. "Hediye getireyim dedim sana."

Ayaklandım hızla. "Demir buraya gelip insanların ağızlarına laf veriyorsun hep." Kızgın bakışlarımla karşına geçtim.

Hırçın bakan gözlerimi izledi. "Ne zamandan beri insanları umursuyorsun? Benim tanıdığım Eylül kimseyi takmaz."

Gerçekler yüzüme sert bir şekilde çarpınca afalladım. Şaşkın ifademi izledi usulca.

Ben daha iki gün önce bu adamı bir enkaz gibi bırakmıştım yıldızların altında. Kırmıştım onu, parçalamıştım adeta. Ama o yinede bana geliyordu, gözleri hiçbir şey olmamamışçasına gülümsüyordu.

Bedenini tekli deri koltuğa attı. " Bir kahveni içerim artık." dedi.

Bedenimi toparlayarak telefonuma ilerledim. O sırada masaya koyduğu dosyalara kaydı gözlerim.

"Onlar ne?" Diye sordum Aslı'ya iki kahve getirmesini söylemeden önce.

"İşte konuşacağımız önemli konuda burada başlıyor. Gel otur şöyle."

Yavaşça karşısına oturdum merakla. Dosyayı bana doğru çevirip ilk sayfasını açtı.

Burak'ın adı ve dava ile ilgili bilgileri gördüğüm an hızla gözlerim onu buldu. Soru sormama izin vermeden o söze girdi.

"Ortak olalım Eylül. Gel birlikte bu davayı halledelim."

Hızla karşı çıktım. "Ne gerek var kendim halledebilirim."

Biliyorum dedi gururla. "Biliyorum bu davayı çokta güzel çözersin ama karşı taraf doğal olarak beni avukatı olarak istiyorlar ama ben istemiyorum. Bırak yanında olayım sana destek çıkayım. İkimizde tarafımızı belli edelim güçsüz kalsınlar."

Bir bakıma haklıydı. İkimizde bu dava için çalışırsak çok kolay Burak bu işin içinden çıkardı.

Ama Demir'le birlikte olma fikri... Kalbimi kasıp kavuruyordu.

"Tamam." dedim. "Sadece bu seferlik bir daha asla benim işime karışmayacaksın."

Kafa salladı heyecanla. Mutlu olmuştu gözlerinden görüyordum.

Kendi dosyamı da ortaya koydum. O sırada kahvelerimiz de gelmişti.

Demir'e ayrıntıları ile neler yapacağımızı dosyadaki sayfaları çevirerek anlatıyorken kısa bir anlığına kafamı yukarı kaldırdım cümleme devam ederken.

O sırada beni izlediğini fark ettim.

İkimizde masaya eğildiğimiz için çok yakındık. Nefeslerimiz birbirine çarpıyordu adeta. İkimizde durduk öyle, bakışlarımızla konuştuk.

Yüzü hiç değişmemişti aslında. Eski Demir vardı sanki karşımda hırçın gözleri, güzel benleri, uzun kirpikleri, kırmızı dudakları.

O an aynı şeyi düşündü Demir. Ne kadar da güzelleşmişti Eylül. Hafif tombul yanakları yoktu artık veya gülümseyen gözleri. Makyaj kapatamıyordu o göz altlarının morluğunu biliyordu.

Uzun kirpikleri, küçücük burnu, gül kırmızı dudakları...

Nefesi titredi adeta Demir'in.

O an radyodan gelen kısık sesle çalan o şarkının nakaratı ikimizinde kulağına ilişti yavaşça.

"İçinde aşk var yüzünde kin."

Fısıldadı Demir, tekrarladı sözleri. "İçinde aşk var yüzünde kin..."

Gözlerim acıyla yanarken hızla geri çekildim çalan kapıyla.

Demir'de kendini toparlarken Selin kafasını uzattı kapıdan.

"Eylül Burak'la buluşma saati geldi artık gitmelisiniz."

Tamamdır Selin, teşekkür ederim." dedim ayaklanırken.

Selin küçük bir gülümseme bırakıp kapıyı kapattı. Dosyaları titreyen ellerimi belli etmemeye çalışarak toparlamaya çalışıyordum.

Demir fark etmişti o an. Elleri dosyayı tutan elimi buldu.

"Sakin ol Eylül, ver ben halledeyim." dedi gülümseyerek.

Hızla bıraktım onun ellerine dosyayı. Daha doğrusu ellerimizi ayırmak içindi bu çabam.

Sakin ol diyordu iç sesim.

Bir tarafımda kızıyordu bana.

Neden bu kadar geriliyordum ki .

Çantamı omzuma taktım Demir'de dosyaları çantasına koyarken.

"Hadi gidelim." dedim kapıyı açarak.

Önden ilerledim arkamdan geldiğini bilerek.

Asansöre ikimizde bindiğimizde sessizdik. Bakışlarını bana çevirdi "Eylül Zeynep için ayrı bir ev mi ayarlasak? Kalacak yere ihtiyacı var."

Kafamı ona çevirdim düşünceli bir şekilde. Haklıydı, Burak şimdilik hapishanede olsada kalacak yeri vardı. Ama Zeynep öyle değildi.

Aklıma gelen ilk fikri söyledim o an.

"Benle kalıcak."

Gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Hiç şaşırma." dedim gülerek. "Evi gördün herkese göre yer var."

Burukça gülümsedi. O evde bir tek ona ait bir yer olmadığını biliyordu.

İkimizde arabaya bindiğimiz an dün geceki anılar geldi aklıma.

Derin bir nefes bıraktım. Demir sürücü koltuğuna oturdu gülümseyerek. Gizledi tüm acılarını, biliyordum dünki geceyi düşündüğünü.

Yolda ilerlerken gülümseyerek hala cümlelerini sıralıyordu. "Burak'a bir sürü kıyafet aldım Eylül. Hiç sevmez bilirsin ama birkaç kitapta koydum belki okur diye. Hem da-"

"Neden bunu yapıyorsun Demir?"

Hızla sözünü kesen sorumla, duraksadı anlık bakışları bana değdi.

Sesizleşti ne demek isteğimi çok iyi biliyordu.

Soruyordum ona bunca zaman sonra neden geldiğini?

Neden çabaladığını?

Neden hala savaştığını?

Birkaç dakika sonra radyodan birkaç şarkıyı ilerletip bir şarkı açtı. Sesi fullerken sözler birbir ruhuma dokundu.

Ben seni tanırım

Tanırım o siyah beyaz yağmurlardan

Bir küçük buluttan

Düşerken öpersin beni yanağımdan

Ben seni duyarım

Duyarım o aydınlık sabahlardan

Bir çocuk getirir seni

Dinlerim o özlediğim şarkılardan

Gözlerim onun yan profilini buldu. Omuzları çökmüş, gözleri pusluydu.

Biz senle

Aynı toprakta yetişen

Ayrı dallarda yeşeren

Aynı rüzgarda devrilen çiçekler gibiyiz

Biz senle

Aynı yağmurdan dökülen

Ayrı dağlardan süzülen

Aynı denizde can veren nehirler gibiyiz

Bakışlarımı cama çeviridim hızla daha fazla duygusallaşmamak için. Gözlerim yansımamı buldu on yedi yaşımla karşılaştım o an. Ne kadar da mutluydu...

Geçmişin tozlu sayfalarına ittiğim o kız vardı karşımda. Sonra gözüm gözünden akan tek bir gözyaşını silen Demir'i buldu.

On yedi yaşım namı değer Peçeteli Çocuk...

Şiir kısmı geldi şarkının... Sanki bizi anlatan.

Biz senle ayrı yerlerde

Aynı hayale kapılmış

Aynı ormanda kaybolmuş çocuklar

Biz senle

Aynı yerinden vurulmuş

Aynı yerinden kanayan

Aynı yerinden acıyan

Aşıklar gibiyiz

Şarkı sona ererken on yedi yaşım kayboldu yavaş yavaş. Araba dururken gözlerim beni izleyen Demir'i buldu.

"Şimdi anladın mı güzelim?"

Güzelim...

"Anladım." dedim iç çekerek.

İkimizde araban indik hızlıca kendimi toparladım. Demir Burak için aldığı eşyaları yüklenirken cüppemi düzeltim özgüvenle.

Gururla izledi Demir Eylül'ü.

İkimiz birlikte kapıdan girer girmez Zeynep ile karşılaştık.

"Eylül gelmişsiniz." dedi heyecanla.

"Tabi gelicez." dedim ona sarılırken.

Zeynep Demir ile de selamlaştıktan sonra üçümüzde heyecanla girişe ilerledik.

Bu an Burak ve Demir'in yıllar sonra ilk karşılaşmaları olacaktı. Kendimden çok onlar için daha çok heyecanlanıyordum. Demir'in gergin olduğunun farkındaydım. Onun bu tatlı heyecanına gülümsedim.

Üçümüzünde adınları yavaşladı Burak'ı gördüğümüz an.

Ellerini izleyen Burak'ın bakışları bizi buldu o an.

Gözleri doldu koca adam hepimiz gibi on yedi yaşına döndü o an. Hepimiz koca bir enkazla birbirimize bakıyorduk.

İlk önce titrek bir adım attı Zeynep hasretle.

"B-Burak."

"Güzelim." dedi iç çekerek Burak. Kollarını açtı iki yana.

Zeynep hızlıca sarıldı ona. Burak saçlarını kokladı Zeynep'in. Hiç bırakmayacakmışsasına sarıldı.

Hastanede Demir'in sarıldığı o an geldi aklıma. Bakışlarım ona değdi.

Gözleri dolu dolu baktı bana. Anla der gibi...

Anladım...

Zeynep ayrılır ayrılmaz Burak'ın bakışları Demir'i buldu.

On yıl vardı dile kolay. On yıldır birbirini görmeyen iki kardeş vardı bu tabloda.

"Kardeşim." dedi Burak zor bulduğu sesi ile.

"Kardeşim." diye tekrarladı Demir hızlıca ona sarılmadan önce.

Sıkı sıkı sarıldı ikiside birbirine. İki yoldaştı onlar. Birlikte dayakta yemişlerdi, birlikte gülümsemişlerdi de.

Ayrıldıkları an son kez beni buldu bakışları.

"Sen de sarılmayacak mısın Eylül?" dedi gülümseyerek.

Kıkırdadım gözlerim dolu dolu. Hızlıca sarıldım ona. Ayrıldığımız an Bulut diye sordu Burak. Haklıydı bir o eksikti aramızda.

"En yakın zamanda bulacağım kardeşim merak etme az kaldı." dedi Demir sağ omzunu sıkarak.

Kafasını salladı güven duygusuyla Burak.

Hepimiz masada yerimizi aldık. Zeynep Burak'ın omzunda hasret giderirken bu güzel çifti izledi gözlerim.

"İstediklerini getirdim kardeşim." dedi Demir.

"Sağ ol kardeşim."

İkisi de ne çok kardeşim dese yetmeyecekti sanki.

"Burak hiç merak etme seni buradan çıkaracağız." diye söze atıldım umutla.

Demir'in şaşkın bakışları beni buldu. Biz başaracağız demiştim, bu sefer ben dememiştim.

Küçük bir bakış attım ona. Utanarak gülümsedi.

"Karşı taraf o kadar da güçlü isimler değiller. Zaten avukat kim tutarlarsa tutsunlar kesin deliller bizde var yani rahat ol. Sen iyileşmene dn kısa sürede çıkacaksın buradan."

"Size güveniyorum Eylül. Tereddütüm yok."

Gülümsedim. Gerçekten gülümsedim...

"Ama tek bir istediğim var senden kardeşim."

"Nedir söyle kardeşim?" diye sordu merakla Demir.

"Ben çıktığım zaman Bulut'ta burda olsun olur mu?"

Zeynep ile bakışlarımız kesişti o an. Aynı şeyi düşündük o an. Tek bir kişi eksik oldu mu olmuyordu.

"Eylül sende Mert'i getirirsin değil mi onu da görürüm." diye sordu heyecanla Burak.

"Tabi getiririm senin adını duyduğu an buradayız merak etme."

"Ne kadar çok büyümüştür şimdi." diye iç çekti u Burak.

"Bir kere hatırlıyor musunuz birlikte gezmeye gitmiştik Mert bizi gördüğü an nasıl koşmuştu ama." kıkırdadı Zeynep cümlesini bitirdiği an.

Sildiğim anılar canlandı...

Gülümsedim...

"Peki ya kıyafet denediğimizde nasıl yakışıklı olmuştu değil mi Eylül?" diye sordu gülerek Burak.

Onayladım onu kafamı sallayarak. Bakışlarım Demir'i buldu. O kadar çok şey anlattı ki bakışlarımız lal olmuştum adeta. Sadece o ve ben vardık.

Ruhu Yaralı Kız ve Peçeteli Çocuk...

Sohbete devam ettik. Gülümsedik kahkaha attık, yirmi yıl boyunca siyaha boyadığım bu anılarda ilk defa beyazlar gördüm.

Zaman dolduğu zaman hepimiz tekrar sarılıp vedalaştık.

Üçümüz tekrar birlikte ayrılırken. Bir kolumla Zeynep'e sarıldım.

"Zeynep, sana bir sorum var." dedim merakla.

"Nedir?" diye sordu hızla.

"Benle kalmaya ne dersin?"

Kala kaldı o an. "Şaka yapıyorsun!"

"Yoo gayet ciddiyim." dedim heyecanla.

Hızla birbirimize sarılırken kahkaha atıyorduk. Bizi mutlulukla izleyen Demir'den habersiz.

Demir evin önünde durduğu an ilk Zeynep indi. Kapıyı açmak için kaldırdığım elim duraksadı.

Hızla ona sarıldım. Bedeni kaskatı kesildi o an. Beş saniye bile sürmeyen bu sarılışımla kulağına tek bir cimle fısıldadım.

"Teşekkür ederim."

Araban koşarmışçasına indim.

Bu teşekkür değerliydi.

Bu teşekkür on yedi yaşındaki Eylüldendi.

Ruhu Yaralı Kız'dandı.

On yıl sonra olsa da geldiği için bir teşekkürdü.

Dün gece bir enkaz olarak bıraktığım bu adamın şimdi kalbinde küçükte olsa bir papatya açmasını sağlamıştım.

İlerleyen araba ile ikimizde içeri girdik. Zeynep'in hayran bakışları evi turladı. İlk defa hayalim diye aldığım bu ev bana güzel geldi.

"Bu ev çok güzel Eylül. O kadar büyük ki burada hepimiz kalırız."

Gülümsedim bu sözüne. Biliyordum, zaten en başta bu yüzden almak istemiştim. Yalnız kalmamak için...

Ama on yılı hiç hesaba katmamıştım.

İkimizde kapıdan girer girmez Esra teyze ile karşılaştık. Ayşegül'de hemen arkasından geldi.

"Esra teyzem, Ayşegül sizi tanıştırayım. Bu Zeynep benim en yakın arkadaşım olur kendisi. Zeynep Esra teyzem bize çok güzel yemekler yapıyor evde, Ayşegülde hep bana kombinlerimde yardım eder."

"Tanıştığımıza çok memnum oldu." dedi Zeynep gülümseyerek.

"Oy kuzum aç mısın hemen sofrayı hazırlayayım.""

"Vallahi aç değilim desem yalan olur Esra teyze." dedi Zeynep kıkırdayarak.

Hepimiz gülümserken Mert'in sesi geldi yukardan.

"Abla geldin mi?" diye sordu heyecanla.

Zeynep ile salonun ortasına doğru ilerledik.

"Evet ablacım hadi gel aşağıya." dedim heyecanla.

Zeynep'i görünce nasıl tepki verecekti çok merak ediyordum.

Hızlı hızlı indi aşağıya merdivendeki son basamakta kafasını kaldırır kaldırmaz bakışları Zeynep'i buldu.

Gözleri şaşkınlıkla açılırken kocaman gülümsedi.

"ZEYNEP ABLA!" diye koştu Zeynep'in kollarına.

İkisi sımsıkı sarılırken küçük Mert vardı sanki gözlerimin önümde.

Esma teyze ile göz göze geldik gururla gülümsedi. Doğru olanı yapıyorsun der gibi baktı...

Haklıydı...

"Zeynep abla seni çok özledim."

"Ben de seni ablacım." dedi Zeynep saçını öperek.

"Ama kıskandım ben ya." dedim mızmızlanarak.

"Gel kız sen de şöyle." dedi Zeynep bir kolunu açarak.

Hızla aralarına katıldım. Üçümüzde kahkahalarla gülerken bir gün bu sarılmanın şu an burda olmayan eksik üyeleriyle de olmasını diledim. Kalbimdeki eksik parçaların tamamlanmasını...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.