1,2,3... Derin bir nefes al.
Gözlerim sımsıkı kapalıyken sıcak gözyaşları yanaklarımı ıslatıyordu. Saçlarımdan soğuk terler damlıyordu. Nerdeydim, ne oluyordu? Ben eve gitmek istiyordum. Demir'e gitmek istiyordum. Anneme gitmek istiyordum...
Titreyen bedenimi sarmak istedi kollarım hareket ettiremedim. Sağ ayağımı da hareket ettiremediğimi fark ettim o an.
Ellerim saçlarımı bulurken zorla çığlık attım.
4,5,6... Nefes ver
"Eylül beni duyabiliyor musun?"
Şş... sakin ol iyi olacaksın
"Doktor bey bir şey yapsanıza!"
Her tarafımdan gelen seslerle uyuşan bedenim geçirdiğim havale ile zangır zangır titriyordu. Gözlerimi açmadım onun sesini duyana kadar açmadım.
Ağzımı zorla açtı biri.
"Kızım..."
Tek bir sözle kalbim tekledi sanki annemi görmek umuduyla. Gözlerim yorgunlukla azıcık aralandı.
Doktoru gördüm. Hapı içirdi
"İyileşeceksin kızım..." Tek bir göz yaşı aktı sağ gözümden.
İyileşeceğim...
Unutmak istediğim anılar zihnimi ansızın ele geçiriyordu sanki. Titreyen ellerim ile masadan sertçe tutundum.
Böyle olmamalıydı. Hayır hatırlıyor olamazdım.
Unutmam gerekiyordu. Sonsuza dek unutmam.
Kaçtığım koca geçmişin zalim kötü anıları zihnimi ele geçirmemeliydi.
Zeynep anlamaz gözler ile bana bakarken nefesimi düzenlemeye çalıştım. Ona belli etmemem gerekiyordu.
Sakinliğimi korumaya çalışarak ellerimi masadan çektim. Bir adım öne atıcakken Tam o sırada gözleri dolu dolu özlemle bir anda kendimi Zeynep'in kollarında buldum.
Adımım duraksadı anında kas katı kesildi bedenim. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken ellerimi oynatamadım.
"Seni çok özledim Eylül." diye fısıldadı kulağıma.
17 yaşımdaki Eylül yıllar sonra hatırladı bir anda Zeynep'i. En yakın dostumu...
Ellerim hafifçe yukarı çıktı tüy kadar hafif bir şekilde ellerim sırtını buldu.
Derin bir nefes bıraktım acıyla, özlemle, korkuyla.
Zeynep geri çekildi gülümseyerek. Ellerimi sıkıca tuttu. Buz tutmuş ellerim titredi.
"Sana anlatamam gereken çok şey var Eylül."
Kendimi toparladım hızlıca. "Tamam, gel şöyle otur. Ne içmek istersen?"
Elim telefonu kavrarken gözlerim ondaydı. "Kahve olabilir." dedi çekingen bir tavırla.
İkimize de sert bir kahve söyledim. Çünkü ayılmaya ihtiyacım vardı. Hem de bir an önce kendimi toparlamalıydım.
Oturduğu tekli koltuğun karşısına oturdum.
Gözlerim istemsizce Zeynep'ten kaçırırken o söze girdi.
"Eylül..."
Gözlerim onu buldu.
Duraksadı. "Çok değişmişsin."
Buruk bir tebessüm belirdi yüzümde. Ne çok duymuştum bu cümleyi.
"Evet değiştim." diyerek onayladım.
"Bazen şaka gibi geliyor 10 yıl olmuş."
İç çektim. Ben de koca bir şaka zannettiğim o masum zamanları çok özlüyordum.
Kahvelerimiz geldiği an ikimizde sesizdik. Kapı kapandığında Zeynep'in yapacağı konuşmayı kafasında ölçtüğünden emindim.
Ona yardımcı olmak için ben söze atıldım.
"Bir şey mi oldu Zeynep? Neden İzmir'de değilsin de buradasın?"
"Çok şey oldu Eylül. En iyisi sana en başından anlatmak tüm hikayeyi. Senin de dediğin gibi aslında İzmir'de yaşıyordum Burak ile. Sonra...
Zeynep'ten 10 Yıl Önce
Senin ve Demir'in yok olduğu o günden sonra. Geri kalan üçümüz koca bir boşluğun içindeydik sanki birkaç gün sonra sınavımız vardı ama hepimiz bitik haldeydik. İkinizden de haber alamıyorduk. Kaybolmuştuk adeta...
Ben çok kötüydüm o zamanlar. Bulut ise hiç konuşmazdı adeta lal olmuştu dili.
Bizi ayağa kaldıran da Burak olmuştu.
Burak sigarasından derin bir nefes çekti içine.
Ayağımdaki converslerimle küçük taşlarla oynarken kafamı duvara yasladım.
Mesaisi biten Bulut gözüktü gözüme o sırada.
Bizim gibi sırtını çalıştığı restoranının arkasına yaslayarak oturdu yere.
Hiçbirimizde ses yoktu. Demir ve Eylül gideli ve haber alınamayalı tam tamına üç gün oluyordu. Bir kaç gün sonra ise koca hayallerle çalıştığımız sınavımız vardı.
Ama hiçbirimizde hayal namına bir şey kalmamıştı.
Burak sigarasını sertçe söndürerek ayaklandı. Gözleri bizi buldu hızlıca.
"Böyle olmaz abi. Bakın vallahi olmaz. Ya koca üç gün oldu sokaklarda ölü gibi geziyoruz. Koca İzmir'i bile aradık. YOKLAR YA YOKLAR." Kendi kendine volta atarken sinirinin geçmesi için duraksadı.
Yere bıraktığı paketinden bir sigara daha çıkarıp çakmak ile yaktım.
"Böyle devam edemeyiz. Toparlanıcaz abi paşa paşa gidip o sınava giricez."
"Ne için giricez o sınava? Berbat sonuçlar için mi?" diye sertçe sordu Bulut.
"Hayır kardeşim çok da güzel sonuçlar alıp başarmak için gireceğiz o sınava."
Göz devirdi Bulut.
Uzun bir sesizlik oldu. Sonra ise tek bir cümle kurdu Burak sesiz bir şekilde mırıldanarak. Ama o cümle Bulut ile beni ayağa kaldırmaya yetmişti.
"Eylül ve Demir bizi gelecekte sefil hayatta hiçbir şey başaramayan birisi olarak mı görsünler, karşılarına öyle mi çıkalım? Hem sonra Mert bize çok kızar."
Üçümüzde de buruk bir tebessüm oldu. Sigarayı hızlıca söndürerek ayaklandım. Burak'ın elini kavrarken diğer elimi de Bulut'a uzattım.
Bakışları elim ve ikimiz aradında gezindi. Sonra ise gözleri dolu dolu elimi tuttu tek başıma onu kaldırmazken Burak da gülerek can çekişen halime yardım etti.
İşte o gün tekrar umut etmeye başladık.
Tekrar karşılaşırız umudu ile...
Sonuçlar açıklandıktan sonra kaderlerimiz de belli olmuştu. Bulut bu süreçte çok daha fazla çalışarak azmi ile tıp kazanmıştı. Ve İzmir'den kaçarak uzaklara gitmişti. Ama bize nereye gittiğini asla söylemedi.
Burak ise ortalama bir sonuç almıştı. Ben ise hiçkimseye bahsetmesemde hep şarkıcı olmak istemiştim. Sınavdan hemen sonra gidip gizlice yetenek sınavlarına girmem ile şans yüzüme gülmüştü. Güzel sanatlar lisesine girdiğim zaman Burak'ın ne kadar sevindiğini dün gibi hatırlıyorum. Burak ise seneye tekrar sınava girmek istediğini söyleyince ben de onu destekledim.
Ben okulumu okurken o da tekrar sınava hazırlanmaya başlamıştı.
18 yaşına basar basmaz ikimizde birlikte yetimhaneden ayrıldık. Bir artı bir ev tutup yaşamaya başladık.
Tabi paramız azdı ikimizde biriktirdiklerimizle anca idare ettik iki ayı. Bu süreçte de işe başladık. Sabahları garsonluk yapıyor, ders veriyor akşamları ise birlikte barlarda garsonluk yapıyorduk.
İşte barmenlik yaptığımız bir gecede her şey değişti.
"Buyrun içeceğiniz."
"Sağol güzellik." diye göz kırptı karşımdaki yaşlı adam.
Gözümü devirirken aldırmayıp arkamı döndüm yeni içecek hazırlamaya başladım.
"Kızım ben bu adamların hepsini döveceğim ya en sonunda."
Gözlerim yanımda içki hazırlayan Burak'ı buldu.
"Paraya ihtiyacımız var Burak sakin ol. Sık dişini."
"Öyle demesi kolay güzelim." Yandan göz kırptı.
Eriyip giderken belli etmemeye çalıştım. Ama gülümsemem ele verdi. " Hem tüm kızların bakışları da senin üzerinde. Ben bir şey diyor muyum."
Hazırladığı içkiyle bana döndü. Ben de ona doğru dönerken bakışlarım onu buldum.
"Ama biliyorsun ki benim gözüm sadece bir kızın üzerinde."
Tek eli ile kısa saçlarımın ucunu okşayarak yerine döndü.
Salak gülümsemem silinmezken karşımdaki kadına içkisini uzattım.
Müşterilerin gelmesni beklerken bakışlarım yine onu buldu. Sevdiğim adamı...
Kendime yeni itiraf edebiliyordum ama bu adama fena halde tutulduğum tartışmasızdı.
Burak benim için bu yaşıma kadar baba, abi, kardeş her şey olmuştu.
Şimdi kalbim her bir çırpınışında sevgilim olmasını istiyordu.
Sert bakışlarını izledim, karşıdaki kadına tek bir kez bile değmeyen gözlerini, yara bere içindeki ellerini, dağınık saçlarını, dövmelerini...
En çok dövmelerini seviyordum galiba ona ayrı bir serserilik katıyordu.
18 yaşına girer girmez verdiği en doğru karardı.
Kadın masadan ayrılırken gözleri beni buldu. İlk başta afallarken muzipçe gülümsedi.
Uyanık...
Adımları beni buldu.
"Ne oldu Zeynep Hanım bakışlarınızı benden alamıyorsunuz."
"Yakışıklıya bakmak sevaptır derler." Diyerek gülümsedim. Gözlerimizde dinlenirken yorgun olduğumu şimdi anlıyordum.
Tek eli yanağımı okşadığı anda gözlerim kapandı.
"Yorgunsun." Dedi kendini suçlayan bir sesle.
Anında gözlerimi açtım yanağımdaki elini kavradım.
"Sorun yok, iyiyim ben."
Müdürün sert sesi kulaklarımıza gelirken hızlıca saçıma kaçamak bir öpücük kondurup yerine döndü.
Elime verilen tepsiler ile dans edenlerin arasından geçip masalara ulaştım.
Son tepsiyi de bırakıp arkamı dönecekken bileğimi biri sıkıca tuttu.
Karşımdaki ellili yaşlarındaki adamlara baktım. Mafya tiplerindeki insanlara benziyorlardı bu güven vermemişti.
Hızlıca bileğimi çekmeye çalıştım.
"Bırakır mısınız?"
Sapıkça bir gülümseme oluştu yüzünde. " Az uslu der be fıstık gel otur şöyle."
"Bırak dedim sana eşkiya mısın?"
Sertçe beni koltuğa çekti. Zorla beni tutarken çırpındım. "BIRAK DEDİM SANA."
Tam o sırada Burak ise endişeliydi. Hep 10 dakika ayırırdı Zeynep'in gelmesi için ama bu sefer 20 dakika olacaktı bir şeyler ters gidiyordu.
Son müşteriye de içkisini verip hızlıca dansçıların içine girdi.
Zeynep'in Bırak beni diye bağırışları kulağına gelirken sinirle koşarcasına masaya gitti. Ve Zeynep'i zorla tutan adamı yere serdi.
Adamın her yerinden kanlar akarken ortam iyice karışmaya başlamıştı.
"Burak hadi bırak ne olursun. Ölücek adam."
Burak kolunu kavrayan Zeynep'in sözleri ile adamı sertçe bırakıp ayaklandı.
Hızlıca endieli gözleri Zeynep'i taradı.
Elleri saçlarını okşadı. "İyi misin sana bir şey yaptı mı bu piç?"
Ellerimle onun yüzünü kavradım sakinleştirmek amacıyla. "İyiyim sorun yok."
Derin derin nefes alıp soluklandı. Müdür beyin bağırışları kulağıma gelirken Burak ellerimizi kenetledi.
Birkaç dakika sonra ise kendimizi kapı dışında bulduk.
Barın arka tarafındaki ara sokakta oturuyorduk. Kafamı onun omzuna yasladım. Burak'ta elini uzatıp iyice yer açtı.
Yeni yaktığı sigarasından tek nefes çekip bana uzattı aynı sigaradan dertlerimizi paylaştık gökyüzüne.
"Benim yüzünden yine sıçtık batırdık be Zeynep."
Hızlıca kafamı kaldırdım çenesini kavrayıp gözlerimi onunla buluşturdum. "Saçmalama olur mu öyle şey. Olacağı varmış oldu bitti. Daha iyi bir yer buluruz."
Minnettar bakışları gözlerimi buldu.
"Sen olmasan ben ne yapardım be kızım."
Burukça gülümsedim. Bakışlarımız birbirimizden ayrılamazken yılın ilk karı yağmaya başladı üstümüze.
Nefeslerimiz buhar olup birbirine karıştı. Yavaş yavaş birbirimize yaklaşırken gözlerimi kapattım. Dudaklarımız birbirini bulduğunda ikimizde durduk öylece. Derin bir nefes aldığını hissetim Burak'ın.
Geri çekildiğimizde gülümsedim en içten şekilde. Fakat aniden gözüm sokağın başındaki adamı buldu. Korku dolu ifademi fark eden Burak hızlıca o tarafa döndü.
İkimizde ayaklanırken beni arkasına aldı.
Adam ağır ağır bize doğru ilerledi. Karanlık dağılıp onu seçebildiğim de bu adamı hatırladım. Tepsileri dağıttığım masalardan birinde oturuyordu.
"Ne istiyorsun bizden?"
Burak'ın sert sesi yankılandı boş sokakta.
" Dövüşmeyi bilir misin genç adam?"
İşte bu tek soru her şeyimizi değiştirmişti. Birden kendimizi yerin altında kafes dövüşlerinin ortasında bulduk.
Gerilen nefeslerimle Burak'ın elini daha çok sıktım. Bakışları beni buldu Burak'ın etrafı tarayan gözlerimi kendisiyle buluşturdu.
"Sakin ol güzelim bir şey olmayacak. "
Bedenimi tamamiyle ona döndürdüm. Bir elimle yanağını okşadım.
"Bunu yapmak istediğinden emin misin Burak?"
"Eminim güzelim beni tanıyorsun hayatım dövüşmekle geçti. Elimden geleni yapıp para kazanacağım. Merak etme."
"Ben de dövüş-" Hızlıca sözümü kesti.
"Olmaz güzelim sana bir şey olmasına bir kez daha izin veremem."
İtiraz edecekken beni susturdu hızlıca. Tam o sırada Fuat abi yürüyerek yanımıza geldi. Tanıştığımız o adamın adı anlayacağınız üzere Fuat'mış.
"Burak artık çıkman gerekiyor sahneye."
Burak'ın bakışları son kez beni buldu. Alnımdan öptü. "Kendine dikkat et. Dikkatli ol."
Kafamı sallayarak onu onayladım. Kafes dövülünün başlayacağı duyurusu yankılanırken koca salondu endişe bedenimi ele geçiriyordu.
Kafes dardı yuvarlak bir şekilde dizayn edilmişti. Tanımadığım milyonlarca insan etrafını sararken Fuat abinin sağ köşede yerine oturduğunu gördüm.
Tüm kalabalığı yararak telin en önüne geldim. Burak üstünü çıkarıp kafesin içine girdi. Bakışları hızlıca beni buldu.
O da korkuyordu ama güzelce gizliyordu. Ama ben onu anlıyordum, gözlerinden okuyordum cümlelerini.
Küçük bir gülümseme bırakıp kafesin içine giren rakibine çevirdi bakışlarını.
Rakibi onun üç katıydı resmen. Aynı boyda olmalarına rağmen bir iki yaş büyük olduğu aşikardı.
18 yaşına daha yeni girecekti Burak bu adam ise gözündeki ateş ile Burak'a hiç acımayacak gibi duruyordu.
Hakem ortaya doğru gelirken iki adamı da arkasından geldi. Bir tanesi Burak'ın arkasına geçerken elindeki siyah kumaş ile gözünü bağladığını gördüm.
Sinirlerim tepeme çıkarken. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Hani bu normal dövüştü. Kör bir şekilde mi dövüşeceklerdi?
İki tarafında gözleri bağlandığı an kalabalık coşkuyla bağırmaya başladı. Ortam iyice kalabalıklaşırken sinirle elimi tele vurdum.
Gözlerimden ateşler çıkarken Burak'ın yediği yumruklar ile bu manzaraya daha fazla katlanamayacağımı anladım.
Hızlıca kalabalıktan çıkıp sert adımları Fuat denen şerefsize yönlerdim.
Bizi kandırmaya çalışmak, bizi dolandırmak he bunu ödeyecekti.
Şaşkın bakışları ile dövüşü izleyen adamın açısını keserek sertçe iki elimi masaya vurdum. Bakışları beni buldu.
"HANİ NORMAL BİR DÖVÜŞ OLACAKTI? GÖZLERİNİ BAĞLAMAKTA NE DEMEK? DELİRDİN Mİ SEN?"
Ayaklandı hızlıca "Sakin ol. Ben de normal bir dövüş olduğunu zannediyordum. Sizler gibi ben de kandırıldım. Ama paranın üç katını ödeyeceklermiş kazanırsa senin oğlan. "
"Sence para benim umrumda mı zannediyorsun?"
Elimi sertçe bir kez daha masaya vurdum.
"SEVDİĞİM ADAMIN CANININ YANIŞI İZLEYEMEYECEĞİM."
Sert ve uyarır bir şekilde konuştum bu sefer. "Çıkar onu, hemen."
Alayla güldü. Masadan çıkıp karşıma geçti. " O işler o kadar kolay mı sanıyorsun küçük hanım? " Omuzlarımdan tutup beni sağ tarafa çevirdi.
Kulağıma eğilip sertçe fısıldadı. "Şu gördüğün korumaların hepsi silahlı." Bu sefer sol tarafa çevirdi bedenimi. " Aynı şu adamlar gibi hepsi emir alıyor."
Bu sefer bakışlarımı en tepeden bizi izleyen adamı buldu. Gözleri ile beni izliyordu. Korkusuzca ona karşılık verdim.
"Bu adamın tek sözü ile hepimiz buradan cansız çıkarız. Aşık olduğun adamın bile..." Gözlerim Burak'ı buldu kontrol etmek amaçlı. Direniyordu, her şeye rağmen karşılık vermeye devam ediyordu. Yüzü kanlar içerisinde kalmıştı.
"O adamın adı ne?" diye tereddüt etmeden sordum.
"Cenk, Cenk Keskin."
Bakışlarım son kez onu buldu. Bana bakan gözleri yan taraftaki kafes dövüşünü bulmuştu. O tarafa baktım hızlıca. Bir kadın yerde yüzü kanlar içerisinde baygın bir şekilde yatıyordu. Hakem'in baskın sesi duyuldu o sırada. " Yine yenilmez kraliçemiz bu gecenin üçüncü rakibini yendi. Kocaman bir alkış istiyorum." Kazanan rakibi yumruk yaptığı eli ile kalabalığı coşturuyordu. Kızın bakışları Cenk denen adamı bulup öpücük attı. Cenk ifadesizce izledi onu sonra beni buldu bakışları.
Onunla aynı fikirde olduğuma o an emin oldum. Hızlıca arkamı döndüm. Fuat abi geri sandalyesine oturmuş Burak'ı izliyordu.
"Beni o maça sok."
Şaşkın bakışları hızlıca beni buldu. "NE? DELİRDİN Mİ SEN? Sen tanımıyorsun o kızı. Ezer geçer seni."
"O Cenk denen adama söyle yenersem Burak'ı maçtan çıkaracak. Anlaşıldı mı?"
Korkuyla ayağa kalkarken bir şey diyecekken kararlı bakışlarım ile sadece kafasını salladı.
Hızlıca adımlarımı yan tarafa yönelttim.
Merak etme Burak seni kurtaracağım...
Cenk denen adamın bakışlarını üzerimde hissediyordum aldırış etmedim.
"Kraliçemizin karşısına rakip olarak kim çıkmak ister bakalım? Yürek yiyen oldu mu aranızda.?"
İğrenç bir kahkaha atarken kalabalığı yarıp kafesin kapısının önüne geldim.
"BEN VARIM."
Şaşkınlıkla tüm gözler bana dönerken uğultular kulağıma bir bir geliyordu. Hakem şaşkınlıkla kapıyı açtı.
Kızın şaşkın ve sert bakışları beni buldu. Gülümsedim. Üstümü hızla çıkardım. Sporcu sütyenim ve siyah pantolonum ile kaldım.
Elime beyaz sargılardan sardım hızlıca. İkimizde ortaya geldiğimizde göz ucu ile Burak'ı kontrol ettim. Rakibin üzerinde üstünlük kurmuştu. Coşku orda artarken Burak hiç durmadan sert yumruklarını geçiriyordu.
İşte benim adamım...
Düdük çalarken bedenimi gevşetip gardımı aldım. Burak'ın öğrettiklerini hatırlamaya çalıştım.
İlk hamleyi o yaptı hızla kendimi savunurken yüzüme sert bir yumruk yemem ile kendime geldim. İşte bu savaş ilanıydı işte o andan sonra hiç durmadım.
Sokak kavgalarım aklıma geldi, dövülüp çöp kutularının kenarına tekmelenen çocukluğum, ağlayan gözlerim.
Bir tekme attım hızlıca...
İlk tanışmamız geldi aklıma. Beni kavgadan, ölümden kurtardıkları o an.
Demir diye seslendi iç sesim.
Bir yumruk daha...
Bulut diye seslendi iç sesim bir daha.
Bir yumruk daha...
Eylül geldi akıma burukça gülümsedim. Tek sırdaşım yol arkadaşım.
Bir yumruk daha...
Mert. Ah benim küçük kardeşim.
Bir yumruk daha...
Burak diye sertçe bağırdı kalbim.
Aynı anda genç adamın kalbi de Zeynep diye bağırdı.
Son bir tekme daha...
Bitiş düdüğü kulaklarım da çınladı. Nefese nefese soluklandım.
Tele çarpıp yere düşen kadını izledi gözlerim her yeri kan içinde kalmıştı.
Burak ve Zeynep kazandıkları maçın şaşkınlığını yaşıyorlardı.
Cenk ve Fuat ise şaşkındı. Gördükleri sahneler ile adeta ağızları açık kalmıştı.
İkisi de mekanın en güçlü dövüşçülerini yenmek ile kalmamıştı adeta senkronize bir şekilde dövüşmüşlerdi. İkisi de bunun farkında değillerdi ama aynı anda attığı yumrukları, savunmaları, bakışları her şeyi anlatıyordu.
Burak kendini hızla toparlayıp çılgın kalabalığın içinden Zeynep'i aramaya çalıştı. Fuat abi göz göze geldikleri an neyi aradığını anladı.
Başı ile yan tarafı gösterdi. Burak korku ile hızlıca kafesten çıktı. Koşarak yan tarafa gitti.
O sırada gördüğü manzaraya inanamadı. Sevdiği kadın başarısı ile alkışlanıyordu.
Nefes nefese kalan bakışları onu buldu. Gururla baktı Burak sevdiği kadına.
Hiç düşünmeden Zeynep'e koşmaya başladı. Baygın yatan rakibi ordan kaldırılırken Zeynep tek bir adım attı Burak'a doğru.
Burak hızlıca Zeynep'e sarıldı.
Zeynep de özlemle Burak'a sıkı sıkı sarıldı. Burak hızlıca geri çekildi.
Birbirine yakın yüzleri ile nefesleri birbirlerine çarptı.
Gülümsedi Burak. "İşte benim kızım."
Kıkırdadı Zeynep. Burak'ın bakışları gülüşünde kaldı. Hızlıca bir an bile düşünmeden dudaklarını birleştirdi.
Zeynep'te özlemle hızlıca karşılık verdi.
Ortamdaki coşku arttı. Alkışlar, bağırışlar devam etti.
Fuat gururla onları izlerken. Cenk yumruk yaptığı elleri ile oradan ayrıldı.
O günden sonra sabahları garson geceleri dövüşçü olduk bir anda. Burak bir sonraki yıl sınava girip spor okulunu kazandı. İkimiz de kazandığımız paralar ile bir yıl sonra aynı eve çıktık. O saatten sonra ortak amacımız para biriktirip İstanbul'a gitmekti.
Her şey uzun bir süre yerli yerinde gitti. Artık paramız neredeyse hazırdı. Uçak biletleri alabilirdik sadece ev için birazcık daha fazla paraya ihtiyacımız kalmıştı. Bu süreçte ikimizde üniversiteyi bitirmiştik. Fuat abiyi de söylemeden geçmeyeyim. İlk başta şerefsiz olarak görsem de kendisi bu süreçte bize çok yardım etmişti. Burak'ı en iyi şekilde eğitmişti. Dövüşlerde fazla para almamızı sağlamış bize çocukları gibi bakmıştı.
Cenk için aynı şeyi söyleyemeceğim. Ne zaman onun mekanında dövüşsek hep ayrı bir nefretle bakardı bize.
27 yaşına bastığımız bu günlerde son kez gece ringe çıkacaktık. Paranın son eksik kısmı da o gece tamamlanacak artık sabahki uçaklar İstanbula gelecektik.
Zeynep kahvesinden bir yudum aldı duraksadı. Aklına gelen bir anı ile o kadar şey içerisinden kalbini feth eden o geceyi sadece anlatmadı.
Dövüş gecesinden bir gün önceydi. Gece vakti şafak sökerken iki gencin kalplerindeki aşk son raddeye çıkmıştı.
İki beden o gece birbirleri ile ahenkle dans ettiler. Birbirlerinde nefeslendiler. Güneşin doğuşuna az kala Burak nefeslenmek için yorgun bedenini sevdiği kadının boynuna gömdü. Zeynep yavaşça okşadı saçlarını.
Burak yavaşça kafasını kaldırdı. Sevdiği kadın ile göz göze geldi. Küçük Zeynep geldi bir an aklına. Ne kadar da güzel büyümüştü sevdiği kadın.
Nefes nefese kalmış dudaklarına bir öpücük bahşetti. Zeynep'in gözleri kapandı sevgiyle. Burak bir santim kadar geri çekildi kendini hazırladı soracağı soru için.
Sağ elini avucunun içine aldı. Yüzük parmağı ile oynamaya başladı.
"Zeynep'im..." diye fısıldadı.
Zeynep yavaşça gözlerini açtı. Tek eliyle yanaklarını okşadı.
"Söyle sevgilim..."
"Benimle evlenir misin?"
Şaşkınlıkla kaldı Zeynep bir an. Sonra ise gözleri doldu mutlulukla.
"Evet..." dedi bir an bile tereddüt etmeden.
Heyecanla sıkı sıkı sarıldı sevdiği adama. İkiside mutlulukla gülümsüyordu.
Burak en sevdiği yeri olan boynuna derin bir şekilde öpüp geri çekildi.
Tutuğu elin yüzük parmağına tek taşı yavaşça taktı.
Zeynep şaşkınlıkla yüzüğe baktı. "Burak nasıl aldın ki bu yüzüğü çok pahalı değil mi?"
"Gizlice bir yandan para biriktirdim."
Zeynep kahkaha atarak dudaklarına yapıştı. O gece hayatının en anlamlı ve en güzel gecesi olmuştu...
Zeynep kahveyi yerine bırakıp buruk gülümseme ile 7 Şubat gecesini anlatmaya başladı.
"Devamını Dedublüman "Belki" şarkısı ile okumanızı öneririm."
"Çocuklar hazırsınız değil mi?"
"Merak etme Fuat abi bomba gibiyiz." Burak ile gülümsedik birbirimize.
Gururla baktı bize Fuat abi. Elleri de ikimizin omuzlarını buldu.
"Vay be çocuklar bu bizim son gecemiz. 10 yıl oldu ve inanın bana sizinle gurur duyuyorum. Bugün son kez çıkın ve bitirin şu işi."
İkimizde kafamızla onu onaylarken. Burak dudağıma bir öpücük bırakıp ringe çıktı.
Bugün ilk defa dövüştüğümüz o yerdeydik. 17 yaşındayken dövüşmüştüm burda ilk defa şimdi ise dün 27 olmuştum.
Cenk denen adamı buldu gözlerim. Bu 10 yıl ondan hiçbir şey götürmemişti sadece daha fazla öfke getirmişti. Ne zaman bizi görse ayrı bir nefretle bakardı gözleri.
Hızla ringe çıktım. Son kez dedim kendime. Eylül'e, Demir'e, Bulut'a, Mert'e kavuşmak için son kez dövüştük.
Burak ve bizim için atılan çığlıklar kulağıma gelirken zaferle gülümsedim. İkimizde ringden indik. Koşarak Burak'a ilerledim. Kahkahalarım ile onun kucağına atladım.
Birbirimize sıkıca sarılırken dudaklarımız birleşti en sonunda.
Cenk'in bizim için çok kötü bir plan yaptığını bilemeden...
Fuat abi ile son kez vedalaştık. Burak para dolu çantayı alıp kontrol etti. El ele mekandan çıktık.
Burak bir sigara yakarken beni kolları arasına aldı.
İlk bana uzattığı sigaradan bir duman çektim içime.
Kışın soğuğu bedenime vururken hafiften kar yağıyordu üzerimize. O ilk günki gibi...
Bakışlarım yüzüğüme değdi. Beni fark eden Burak saçlarıma bir öpücük bahşetti.
"Düğünümüz nerde olsun istersin sevgilim?"
"Hımm, bence küçük bir organizasyon yapalım sadece bizimkiler olsun."
"Sen nasıl istersen öyle olur güzelim."
Kıkırdadım. "Ama en az iki çocuk isterim."
Bakışlarımı ona çevirdim. "Öyle Diyorsun."
Alayla kıkırdadı. "Öyle diyorum."
Bu mutlu anımızı ani bir şekilde çalan siren sesleri bozmuştu. İkimizde şaşkınlıkla olduğumuz yerde durup etrafa bakmaya başladık.
Burak siren seslerinin mekanın ordan geldiğini anlaması ile hızlıca Zeynep'in elini tuttu.
"Ne oldu Burak, sesler nereden geliyor?" diye endişeyle koşarken sordu Zeynep.
"Mekanın ordan geliyor güzelim bir an önce burdan uzaklaşalım."
İkiside son gaz koşmaya devam ettiler. Ama Burak bu işte bir terslik olduğunu sezmişti şimdi siren sesleri çok yakınlarından geliyordu.
Ara sokağa hızlıca gizlenmelerini sağladı Burak.
Zeynep korkuyla Burak'a baktı.
Burak'ın bakışları sevdiği kadını bulduğu an duraksadı.
"Korkma güzelim, bir şey olmayacak ."
Tam o sırada arka taraftan gelen polislerin sesi ile hızlıca Zeynep'in elini tutup ara sokaktan çıktı.
Ama gördüğü manzara ile duraksamak sorunda kaldı.
Polisler her yerdeydi. Etrafları sarılmıştı. Derin derin nefes aldı Burak sevdiği kadının elini daha sıkı kavradı.
"SEN GENÇ ADAM TUTUKLUSUN. ELLERİN YUKARDA BİRKAÇ ADIM ÖNE ÇIK."
Gözleri kocaman açıldı Zeynep'in. Neden tutukluyorlardı ki ne suçumuz vardı ki bizim?
Burak korkusunu belli etmemeye çalıştı. "Benim bir suçum yok ki polis bey. Bir şey yapmadım."
Sağ taraftaki polislerden biri para dolu çantayı hızlıca çekip aldı. Tüm paralar yeri boylarken ufak bir poşette yere bomba misali düştü.
Polis torbayı kaldırdı. "Uyuşturucu." dedi tok sesi ile.
Adım gibi emindim Burak'ın bu illette bir parmağı olmadığına. Tek bir an bile şüphe duymadım tereddüt bile etmedim.
Hızlıca öne atıldım. Ellerimi Burak'ı korumak amacı ile siper ettim.
"BURAK YAPMAZ, BENİM SEVDİĞİM ADAM YAPMAZ. SİZ GİDİN BU MEKANIN SAHİBİNİ TUTUKLAYIN."
Kesin Cenk denen o şerefsiz adam yapmıştı.
"KÜÇÜK HANIM ÇEKİL ARADAN ZOR KULLANMAK İSTEMİYORUZ."
Polis arabalarından gelen flaş canımı yakarken umursamadım. Burak omuzlarımı kavradı.
"Güzelim..."
"Çekil deme bana sakın Burak. İzin vermem gitmene..."
Seni de kaybedemem... diyemedim.
Polisler çekilmeyeceğimi anlayınca iki tane polis kollarımdan tutup beni çekmeye başladı.
"Bırakın beni, bırakın. Suçlu değil o. Biliyorum ben..."
Beni kenara çekerelerken hala direniyordum.
Boş alanın ortasında kalan Burak yavaşça ileri doğru adım atacakken.
İki el silah sesi duyuldu.
Kulaklarım uğuldadı ilk başta. Görüş açım düzelirken Burak'ın bedenindeki kanları gördüm.
"BURAK!"
Polisler şaşkınlıkla birbirine bakarken ortalık bir anda karıştı. Silahı vuran polislerden biri değil diye bir ses duydum sadece.
Çığlıklarım sokağı inletirken beni tutan kollardan sıyrıldım.
Yere düşüp bayılacak olan bedeni son anda yakaladım.
Dizlerim yere sertçe çarptı. Hıçkırıklarım durmazken Burak'ın kafasını göğsüme bastırdım.
İki mermide kalbine yakın yerlere gelmişti hızlıca çıkardığım hırka ile yaraya bastırdım.
Gözyaşlarım bir bir yüzüne dökülüyordu adeta.
Titreyen ellerin yüzünü okşadı.
"B-burak sevgilim, kapama gözlerini olur mu?"
Gözleri bir kapanıp bir açılıyordu Burak'ın.
"Zeynep'im." diye fısıldadı zorla.
"Zorlama kendini sevgilim."
"Seni çok seviyorum..." diye fısıldadı Burak zorla.
Acıyla karışık burukça gülümsedi Zeynep.
"Ben de seni çok seviyorum sevgilim."
Dudaklarını birleştirdi Zeynep hiç düşünmeden. Gözyaşları ile karışık öptü onu. Geri çekildiği an Burak tek elini zorla kaldırdı. Hiç durmadan akan göz yaşlarını sildi sevdiği kadının.
"Ağlama canım yanıyor."
"Elimde değil be sevgilim. Sen kapama tamam mı gözlerini ambulans yoldadır. "
Ambulansın sirenleri kulaklarına gelirken kafasını nerde olduğunu görmek için kaldırdı Zeynep hıçkırarak.
Fırsattan istifade Burak son kalan gücü ile Zeynep'in karnına bir öpücük bıraktı. Allah'a seslendi o an.
Allah'ım eğer benim canımı alacaksan ona can ver...
Zeynep'in bakışları tekrar Burak'ı buldu. Son kez bakıştılar. Burak son kalan gücü ile kendini zorladı. Yanağındaki elini saçına götürüp kendisine çekti dudaklarını birleştirdi.
Gözlerini kapatışını sevdiği kadın görsün istemedi.
Zeynep geri çekildi yavaşça. Kapalı gördüğü gözleri ile göz yaşları arttı aniden.
"HAYIR! SENİ DE KAYBEDEMEM BURAK!"
Taktığı yüzüğü kanlar içerisinde kaldı. Sevdiği adamı daha çok göğsüne bastırdı korumak amaçlı.
Bir 7 Şubat günü Zeynep her şeyini kaybetti...
Duyduklarım ile gözlerim dolarken bakışlarım Zeynep'te dondu kaldı.
Zeynep ise tek bir göz yaşı akıttı. Eli boynunda gizlediği yüzüğünü okşadı...