İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 19 · 11 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 19

Solan Güller

Demir'in ağzından:

Sıkı kravatımı gevşettim hızlıca araba son sürat ilerlerken gözlerim bir an bile ayrılamadı o arabadan.

Yıllar geçmişti görmeyeli o gözleri, duymayalı o güzelim sesini...

Doyamamıştı koklamaya, dokunmaya o narin saçlara...

Ne kadar da güzel olmuştu. Biriciği, bir tanesi inci gibi parlamıştı bugün.

Ama kırıyordu bir şey onu. Görememişti ya o güzelim gülümsemeyi. Sahteydi onun tüm mimikleri anlardı Demir, Eylül'ü en güzel Demir anlardı.

Konuşmak içinden geçen bu tonca cümleyi ona söylemem çok istedi.

Ama yapamadı. Demir yine kalbini en karanlık en ücra köşelere demirledi. Çünkü zorundaydı en başından beri.

"Yarın toplantı var sakın kaçırma. Dediğim evrakları da bir an önce imzala."

Babasının tok sesi yankılandı kulağında. Manzaraya dalan gözleri babasını buldu.

"Tamam baba hallederim."

Annesinin umursamaz bakışları son model telefonunda gezindi. Yine o sosyetik insanlarla konuşuyor kendini övüyordu. Her zamanki haliydi. Çalan telefonunu kulağına doğrulttu ve o pis sırıtışı ile konuşmaya başladı.

Gözlerim tekrardan camı buldu. Derin bir nefes aldım.

Eve varınca herkes odalarına dağıldı. Kendimi odama atar atmaz kapıyı kilitleyerek soluklandım. Sertçe kravatımı çıkardım yatağa fırlattım. Balkona çıkarken gözlerim dalgalanan hırçın denizi buldu.

En çokta şu deniz Eylül'ü hatırlatıyordu ona.

Pes etmeden her şeye rağmen dalgalanışı, geceyle beraber parlayışı...

Asil duruşu, güzelliği... her şeyi ile Eylül'dü...

Kalbi sızladı acıyla. İşte bu sızı yıllardır geçmiyordu kalbinde.

Üzerindeki baskı nefesini kesmeye yeterdi. Başarı, güç, para...

Peki ya sevdiği kadın bu hikayede neredeydi?

Ayaklarım beni banyoya götürdü. Üstümü hızla çıkarıp duşa girdim. Soğuk su bedenimin her yerinden akarken öylece durdum. Bedenimde yıllardır var olan yaralarıma baktım. İyileşemeyen yaralardı bunlar. Çürükler, bıçak izleri, derin sıyrıklar...

O kadar acı içerisinden tek odaklanabildiği zihnindeki tek kadının ismiydi.

Hızlı bir duş alıp çıktı Demir. Üstüne giydiği siyah eşofman altı ile kafasındaki havluyla saçını kurulayarak odaya girdi.

İlaçlarını tekte içip çekmeceden bir paket sigara çıkardı.

Her sigara içtiğinde lanet ederdi kendine Demir.

Affet beni sevgilim... Zihnimdeki tek sesleri susturan bu sevgilim.

Affet beni en nefret ettiğin şey geçiyor dudaklarımdan. Ama özlemini sadece bunla giderebiliyorum sevgilim.

Balkondaki masasına kuruldu Demir gözleri denizi izlerken eski tip radyosunun düğmesine bastı.

Şarkının melodileri kulağına bir bir ilişirken güçlü omuzları çöktü.

Gözleri puslandı, vücudundaki her bir yara sızladı.

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun

Beraber olamayız, benim gibi biliyorsun...

Aynı zamanda Eylül odasındaki koltuğa oturmuş üzerindeki beyaz eşofman takımı ile gözleri puslu denizdeydi.

Yeni şarkıya geçen radyodan yükselen melodiler ile duraksadı bir an. Bakışları anlık radyoya döndü. Sertçe yutkundu. Eylül kalkıp kasasına kilitlediği dolabından defterlerini çıkardı, sır gibi sakladığı yazılarını.

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun

Beraber olamayız, benim gibi biliyorsun

Tekrar koltuğa oturdu şarkının sözleri zihninde canlanırken. Şiirlere baktı, şarkı sözlerine, mektuplara ve daha nicelerine...

Peçeteli Çocuğa yazdığı bir mektubu eline aldı yavaşça okumaya başladı ne kadar canının yanacağını bilsede.

Sevgilim, kara gözlü yarim;

Yokluğunda canım çok yanıyor biriciğim. Kendime sormadan edemiyorum neredesin diye. Bazen kızıyorum sana, kırıp döküyorum kalbimi. Bazense durgunlaşıyorum sesizce göz yaşlarımı akıtıyorum. Özlüyorum sevgilim, seni çok özlüyorum. Bu sana yazıpta gönderemedipim kaçıncı mektup bilmiyorum artık saymıyorum. Bugün saçımı kesmek istedim biliyor musun sevgilim? Duysan çok kzıarsın biliyorum. Ama kızma be sevgilim acıtıyor canımı mazi. Her bir yanım kanıyor. Annem kokuyor saçlarım, yakıyor... Geçen mektupta demiştim ya deniz çok güzel dalgalanıyor diye sanki beni çağırıyor sevgilim. Deniz beni senin gibi kucaklar mı? Göz yaşlarımı saklar mı? Güçlü olmak zormuş sevgilim, çok zormuş. 4 yıl oldu sen gideli ne kadar çok olmuş değil mi sevgilim. Birsürü iş yerine başvurdum kovuldum hep sevgilim sanırım beceriksizim. Ama bir gün iyi bir avukat olacağım belki seni bulurum, bulurum değil mi? Saçların uzadı mı sevgilim, peki ya sakalların, sesin nasıl acaba, ellerinde yine var mı yara izleri, deniz kokuyor mu boynun?.. Hiç geliyor muyum aklına?.. Bugün doğum günümmüş sevgilim Mert söyledi. Unutmuşum bile. Odamda yere uzanmış sana yazıyorum bu satırları. Elimde bir çakmak yaktım şimdi. Dilek tutayım dimi, belki gerçek olur. Sensiz bir yılım daha bitti. Yoruldum sevgilim. Bir tarafımın sana hala duyduğum bu güzel sevgiden dolayı kızmasından bağırmasından bir diğer tarafımın da bitmeyen bir sevgiyle seni sevmesini kaldıramıyorum. Saçlarım dökülüyor, kilo vermişim yine. Ama iyiyim sevgilim merak etme. Hiçbir acı yokluğun kadar acıtmıyor...

9 Haziran 2017

Derin bir nefes bıraktı Eylül. Kalbi şimdi cayır cayır yanıyordu.

Gece aydınlığa bırakırken kendini kaç sigara söndü kim bilir, kaç mektup okundu, kaç kalp yandı.

Aşktı bu acıtmadan sevdirmiyordu...

İçine derin bir nefes çekti Demir kalbi sızlarken.

Yıllardır Ruhu Yaralı Kızı arıyordu gözleri.

10 yıl olmuştu dile kolay 10 yıl. Ömrü bu güzel kızı aramakla geçmişken şimdi istediği son bu muydu.

Farklıydı Eylül çok farklıydı. Gözleri parlamıyordu, fazlası ile kilo kaybı vermişti.

Aklına bir an Mert geldi. Gülümsedi istemeden.

Ne güzel de büyümüştü. Çok yakışıklı bir genç adam olmuştu. İşte hiç değişmeyen tek oydu. Beni ilk gördüğünde gözlerindeki ufak parıltı yetmişti anlamasına.

Keşke aynı parıltıyı Eylül'de de görebilseydi. Nelerini vermezdi bir kez gülümsemesini görmek için.

Keşke bileklerinde zincirler, gizlemesi gereken sırlar olmasaydı.

Koşa koşa ona giderdi...

Bir Sonraki Gün Sabah

"Ayşegül sence bu kıyafet olur mu bunun üstüne?"

Ayşegül durdu kısa süre düşündü.

"Hımm, bence bu etek daha güzel olur Eylül. Mavi çok yakışıyor sana. "

Gülümsedim. Biliyordum mavi bana çok yakışıyordu.

"Teşekkür ederim güzelim. Tamamdır hemen giyip geliyorum. "

Ne giyersem giyeyim hep mavi renkli bir şeyi kombinlerime eklerdim. Artık alışkanlık olmuştu. Bazen mavi küpeler, kolyeler, bileklikler, kemerler olurdu bu. Ama mavi olmadan eksik hissediyordum. Zihnim her dakika bana bu konuda kızsada kalbim hep bana mavi sana çok yakışıyor diyordu. Gizlice kalbimi dinlediğim nadir konulardandı.

Üstümü değişip tekrar makyaj masama oturdum. Ayşegül saçlarıma maşa ile dalgalandırırken. Rimelimi sürdüm.

Tam o sırada kapıyı çalarak içeri Mert girdi.

"Ablacım ne oldu?"

"Hala hazır değil misin ya abla?" Diye alayla söylenerek içeri girdi.

Kıkırdadım. "Biz senin gibi hemen hazırlanamıyoruz Mert bey üzgünüm." diyerek gülerek Ayşegül beni savundu.

Ayşegül ile gözlerimiz aynada kesişti gülümsedik birbirimize. Mert bu atışmadan sağ çıkamayacağını anlamış olacak ki geri çekildi. "Tamamdır hanımlar ben kahvaltı masasındayım."

İkimiz arkasından gülerken aynada kendimle göz göze geldim. Kaç yıl oluyordu mutluluk kelimesini hatırlamayalı, gülmeyeli. Gülüşüm yavaşça solarken geçmişin kapılarını kapamaya çalıştım. Ne kadar başarısız olsam da...

Ayşegülün sesi ile gözlerimi ona çevirdim. "Saçların çok güzel oldu Eylül. Artık aşağı inebiliriz hazırsın."

Ona gülümseyerek teşekkürlerimi sunarken ayaklandım. Fakat bir adım atamadan başım dönmeye başladı. Hemen duvara tutundum.

" Eylül iyi misin?" Ayşegülün endişeli sesi kulaklarıma dolarken bulanık görüntünün geçmesini bekledim. Tam o sırada geçen haftaki doktor randevumdaki o sözler aklıma geldi.

"Eylül Hanım vücut endeksiniz çok düşük. Hızlı ve düzensiz kilo kaybı görüyorum. Yeme bozukluğu şu sıralar sizi daha çok zorluyordur. Ama kendinize dikkat etmelisiniz."

"Sizi anlıyorum doktor bey ama "sahte bir gülüş ortaya koydum " bilirsiniz biz ünlüler için belirli ölçülerde kalmak çok önemli hem daha birkaç gün önce çekimdeydim artı olarak dergiler için la-"

"Bütün bu dedikleriniz sizden daha mı önemli Eylül Hanım?"

Sustum cevap veremedim...

Görüş alanım düzeldiği an Ayşegül'e döndü bakışlarım. "İyiyim iyiyim bir an gözüm karardı." Onu rahatlatmak için gülümsedim. " Daha kahvaltı yapmadık ya ondandır.

"Vallahi haklısın Eylül bak yüzünün rengi de atmış. Hadi gel gir koluma da hemen aşağı inelim. Esra teyzem seni bir yedirsin hem."

Son cümlesi ile kıkırdadık. Koluna girdim ve birlikte aşağı indik.

Burnuma gelen güzel kokular kulağıma ulaşan kahkahalar ile gülümsedim.

Esra teyze merdivenin son basamağında bizi fark eden oldu. '' Oy benim kuzularım gelmiş. Ferit oğlum şu pişileri de koy masaya da yesin güzellerim.''

Ferit bir yandan bir tane pişiyi götürürken söyleniyordu. "Aşk olsun ya sultanım biz neyiz Kemal ile.''

Esra teyzem Ferit'in iki yanağından severken Kemal de mutfağa gelmişti. Esra teyzem ikisine de kanatlarının altına aldı. '' Siz benim prenslerimsiniz oğluşlarım.''

Tam o sırada kadroya son üye koşturarak geldi. Mert elindeki basketbol topu ile gelip ilk yanağıma bir öpücük kondurdu ve sonra koşarak bu üçlüye katıldı.

Onların bu hallerini kocaman kahkahalarım ile izledim.

Şu hayatta başarabildiğim tek şey bu kocaman yalnız evde bir aileye sahip olabilmekti.

Başka hiçbir şeyi başaramamıştım şu hayatta.

Ayşegül son kalanları masaya koyduğu an anca yemeye başlayabilmiştik. Esra teyzem durup durup tabağıma kahvaltalıklardan koyuyordu.

'' Esra teyzem yiyememki ben bunları.''

Yüzünde tatlı bir sinir belirdi. '' Şikayet yok küçük hanım. O tabak bitecek. Hem sana birsürü güzel şey hazırladım onları Kerim'e verdim arabaya koydu.''

Ferit ile gözlerimiz kesiştiğinde yanakları kocaman haliyle af dilermişçesine baktı. Kıkırdadım onun bu haline '' Tamamdır sultanım sen ne dersen o. ''

Yarım saat sonra anca evden çıkabilmiştim ama hiç şikayetçi değildim. Keşke her gün sabahları daha uzun olsaydı.

'' Ferit sana akşam haber veririm kaçta geleceğini.''

'' Tamamdır kendine dikkat et.'' dedi göz kırparak. bu onun hoşçakal deme şekliydi. Gülümseyerek içeri girdim. Teker teker herkesi selamlayarak odama çıktım. Bugün yapılacak iş çoktu.

Kapımı açar açmaz masamda duran mavi bir buket ile kaşlarım çatıldı. Gidip buketi elime aldığım an üzerindeki minik not dikkatimi çekti.

'' Mavi rengin en çok yakıştığı kıza...''

Peçeteli Çocuk

Gözlerim şaşkınlık ile büyüdü. Kartı alıp elimde tuttum sıkıca. Tam o sırada kapı çaldı, hızlıca kartı çekmeceme attım.

Selin anlamaz bakışları ile içeri girdi. '' Ne oldu Eylül? Korkmuş gibisin.''

'' Yok ya sabah sabah bu buket burda ne arıyor diye düşünüyordum. Gel otur şöyle ayakta kalma.''

Selin masamın önündeki tekli koltuğun birine oturdu. '' Demir Bey özel olarak yollamış. Asistanından öğrendim.''

Gözlerimi devirdim. '' Aslı'yı çağırıyorum alıp götürsün şunları. Bir de böyle şeylerle uğraşıyoruz.''

Selin bana katıldığını belli eden cümlelerini sıralarken Aslı kapıyı çalarak içeri gelmişti. '' Bunu alır mısın burdan Aslı?"

'' Tabi hemen suya koyayım.''

Hızla karşı çıktım '' Çöpe at Aslı.''

İlk başta şaşkınlıkla bana baksada karşı çıkmadan beni onayladı ve odadan çıktı. Aslı ve Selin bu yerde en sevdiğim insanlardandı. Aslı çok utangaç ve tatlı bir kızdı, kendisi asistanım oluyordu. Selin ise tam tersidir. Aklına ilk geleni yapar, dik başlıdır diyebiliriz. O da benim gibi başarılı bir avukattı.

Selin önüme istediğim dosyaları koydu. '' İşte istediklerin.'' dedi yandan bir gülüş atarak.

Bu bakışı tanıyordum işi halletmişti.

Arkama yaslandım. '' Anlat bakalım.''

Selin büyük bir zevkle hırsla yağa kalktı. Onun için şov zamanıydı.

'' Aslan hukuk bürosu babadan oğla doğru ilerleyen köklü bir yer. Yıllar yıllar önce ilk kurucuları Aslan Bey'in babası Hasan Bey' e aitmiş. Yırmı yıl önce Hasan Bey'in ölümü ile başa Aslan Bey geçmiş.''

O anlatmaya devam ederken dosyaları işaret etmesi ile en baştakinin sayfalarını çevirmeye başladım.

" Bu yıllar içerisinde yaptıkları tüm işleri gizli tutmuşlar. Araştırmalarıma göre bu yirmi yıl içerisinde sadece birkaç kez Aslan denen adamı belirli yerlerde görüyoruz."

Sayfaları çevirdiğimde magazinin yakaladığı birkaç fotoğrafı gördüm.

"Bazen farklı hukuk bürolarıyla bazense satılık şirket sahipleri ile görüştüğü gizli fotoğraflar var. Bu zaman içerisinde ne eşini ne de oğlu Demir Bey'i görüntüleyen hiçbir fotoğraf yok."

Selin'in adımları masamın tam önünde durdu. Ellerini masaya yasladı. Söyleyeceği şeyler şimdi eğlenceli bir hal alacaktı. Ben de ona doğru öne eğildim.

" Koca yirmi yıl sonra bu yıl kendilerini öne çıkarmaya karar veriyorlar. Ve Aslan Bey başında olmasına rağmen şimdiden varisi olarak Demir Bey'i gösteriyor. Garip değil mi?"

Haklıydı. Bu işte bir gariplik vardı. Yirmi yıl kendi emekleri ile kurmuşsa bu yeri neden oğlunu bir anda ön plana atıyordu.

Selin birkaç dosyayı önündeki küçük sehpaya alarak tekli koltuğa oturdu.

Ayaklanıp gözüme batan dosyalarla karşısına oturdum.

" Bir yer daha var ilgimi çeken."

"Nedir?" diye hemen atıldı Selin.

"Şu fotoğraflara bak." Magazinin çekmiş olduğu fotoğrafları ona çevirdim.

"Kendini gizlemesine bir şey demiyorum ama bakışları çok garip değil mi?"

Selin fotoğrafı önüne çekip daha iyi incelemeye başladı.

"Fotoğrafların devamında her fotoğrafta sol eli cebinde. Partide solak olduğu bariz belliydi. Bu adamda ne var bilmiyorum ama gözüm hiç tutmadı."

"Katılıyorum ilk gördüğüm andan beri çok garip geliyor. Partide dediğin gibi gizlice onun peşindeydim. Solak olduğu doğru ama bir ara ceketinin cebinde sol eliyle telefonu çıkarıp sağ eli yazmaya başladı."

İki elini de kullanabiliyor demekti.

Ben düşüncelere dalmışken Selin'in sesi ile bakışlarım ona döndü.

" Belki de biz bu kadar abartıyoruzdur. Hem adamın iki elini de kullanabilmesinden ne çıkarabiliriz ki."

"Doğru söylüyorsun." diyerek onu onayladım. Elimdeki dosyayı sertçe kapattım. Aslan Hukuk Bürosu yazısında gözlerimi gezdirdim.

"Bu adamın soyadı ne?" Diye hızla bakışlarımı Selin'e çevirdim.

"Bilmiyorum ki hiçbir bilgi yok."

" Neden bir insan sadece kendi ismini kullansın ki."

"Bunun cevabını bilemiyorum ama..." diyerek duraksadı. Bakışlarım dosyadan ona döndü.

"Ama..." diyerek tekrarladım.

İç çekti. " Ama daha yeni çıkış yapmış bir hukuk bürosundan bahsediyoruz. Biz daha geçen sene bu piyasaya geldik ve büyük bir başarımız var bu doğru. Bu adam kim bilemem ama amaçlarından birinin bizi geçip en yükseğe taht kurmak olduğu belli."

Benim adımda Eylül Korkmaz ise bu adama başarımı yedirtmeyecektim.

Ne pahasına olursa olsun.

Selin ile birkaç şirket değerlendirmesinden sonra mesai saatinin bittiğini anlayarak çıkabileceğini söyledim.

Ben de eşyalarımı toplamaya başladım. Elim çekmeceye takılırken. Açıp kartı tekrar elime aldım. Çöp kutusuna ilerleyip yırtıcakken duraksadım. Beni o sırada ne engelledi bilmiyorum ama yarısı yırtılmış kağıdı buruşturarak çantama attım.

Son anda aklıma gelen dosyalar ile tekrar masama ilerledim.

Tam o sırada iş telefonu çalmaya başladı. Kulağım ile omzum arasına sıkıştırarak işime devam ettim.

"Efendim sizinle görüşmek isteyen bir hanımefendi var."

"Kimmiş?" diye sordum merakla.

"Adını vermek istemiyormuş efendim. Ama sizinle görüşmek için ısrar ediyor."

Bıkkınlıkla cevapladım "Tamam yolla. Acil bir şey olursa güvenliğe haber verirsin."

Beni onaylayak telefonu kapattı. Acaba bu sefer hangi hayranımdı. Dosyaları çantama koyarken kapı çaldı. Sırtım kapıya dönüktü. Kapının açılış sesini duyarken çantamı masama bıraktım.

Yapay bir gülümseme takınarak arkamı döndüm.

"Buyrun ne istemiş-" lafım yarıda kaldı. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken. Gülümsemem soldu. Tek bir söz döküldü dudaklarımdan.

"Zeynep..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.