Şaşkınlık bedenimde gezinirken etraftaki fısıltılar ve derin sessizliği bozmam gerektiğinin farkındaydım.
Sahte bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Adım adım Demir'e ilerledim. Elimi uzattım.
"Beni kırmayıp davetimi kabul ettiğiniz için çok memnum oldum. Hoş geldiniz."
Ortam sözüm ile eski haline gelirken arkamdaki hareketlikten bizimkilerin de şoktan çıktığını anladım.
Yavaşça elini elime yerleştirdi. Gözlerini bir an bile benden çekmezken tokalaştık resmice. Hızlıca elimi geri çektim.
Annesi olan kadın yüzündeki kibirle bana doğru adımla. Çok görmüştüm onun gibilerden bu camiyada. Kendilerini herkesten en üst görürlerdi. Bu insanlar aslında her gün gördüğümüz kişilerdi.
"Merhaba canım. Sevim ben." İç sesim sevimsiz. Diye atılırken gülüşümü tutum ve asilce selamlaştım. Babası ardından öne çıktı. Saçlarında hafif aklar olan biriydi. Sert bakışları ve iğneleyici bir tonlamadık vardı. İlk defa görmeme rağmen bu adam hiç hoşuma gitmemişti.
"Aslan Karakurt."
Resmi selamına uyum sağladım.
"Eylül Korkmaz."
Elim elini bulduğu an uyarı amaçlı fark ettirmeden hafifçe Korkmaz yerini bastırarak sıktım. Bu adam sandığımdan daha uyanıktı.
Geri çekilirken. Aslan Bey'in bir hamle yapmasını bekledim. Beni şaşırtmadı aklında bir şey olduğu belliydi.
"Saygı değer konuklar iki holdingin bu geceki birleşmesi üzerine Eylül Hanım ve Demir Bey'i bir dans için sahneye alsak ne dersiniz?"
Herkesten kocaman bir alkış koparken. Bizimkilerle göz göze geldim. Kemal ve Ferit her an dövecekmiş gibi baksada sakin olmaları için gülümsedim.
Aslan Bey ile göz göze geldim tekrardan kafamı çevirerek. Beni hafife alıyordu. Sahnenin en ortasına birkaç adım attım asilce.
Aslan Bey'den gözümü çektiğim an karşımdaki Demir ile göz göze geldim.
Yıllar ondan çok şey değiştirmemişti. Büyümüştü, olgunlaşmıştı. Uzamıştı, saçları da uzamıştı. Aynıydı ama ben değildim.
Bir elini tutmam için uzattı. Geçmişi geride bıraktım sıradan biriymiş gibi sahte bir gülümseme ile elimi avucunun içine koydum.
Bir anda yıllar önce tozlu sayfalara koyduğum bir anıdan sesi kısık bir cümle aklıma gelirken ateş gibi yanan avucumu çekmemek in zor durdum.
O ateşti, o geçmişti, o çocukluğumdu. Dokundukça yanıyordum.
Bir elim omzunu buldu, tek eli belimi sarmalarken soluklandım.
Hafifçe müzikle uyumlu dans ederken biraz zaman geçince diğer konuklarında bize katıldığını fark ettim.
Yüzünü görmemek için başımı omzuna doğru çevirmiştim. Nefesleri saçlarıma vururken umursamamaya çalıştım.
"Eylül." Kulağıma gelen küçük fısıltı ile bozuntuya vermeden toparladım şaşkınlığımı. "Hanım. Eylül Hanım." Son sözümü vurgulamak adına yüzümü ona çevirirken göz göze geldik.
Gözlerindeki acıyı gördüm ama durmadım. Daha çok canını yaktım. "Tanıştığımıza memnun oldum."
Yıkıldı bu sözümle. Yüzümdeki sahte gülümseme bile titredi o an. Bu geçmişe bir vedaydı, maziye bir elvadaydı.
Belki de her şeyin bittiği bir andı. Eylül ve Demir'in çocukluğunun bittiği andı.
Ben yapmıştım ben yok etmiştim onu. Zorundaydın dedi iç sesim. Doğruydu zorundaydım.
Bu ana daha fazla katlanamazken kafamı tekrar omzuna doğru çevirdim. Kokladı saçlarımı, iç çekti. Hissettim ama hiçbir şey demedim.
Gözlerim etrafı inceledi. Parıltılı ışıkları, şık elbiseleri, takımları. Lüks yemekleri, şarapları...
Her şey ne kadar da mükemmeldi, her şey ne kadar da güzeldi. Bir de bize baktım. Biz yaralıydık ama kapatırdı bu yaraları şık elbiseler, takımlar, makyajlar. Hissetmezdik içki sayesinde kalp acısını. Özünde ne kadar da acizdik.
Derin düşünceler içinde bir fırtına da savrulurken şarkının bittiğini anladım. Öfke tekrar yetkiyi alırken gülümseyerek geri çekildim.
Sakince selam verip arkamı döndüm. O orada durdu biliyorum ama ben gittim.
Ortam eski haline dönerken bana ayrılan bardağımdan birkaç yudum su içtim. Ne kadar iyi de gözüksem kendimi stres altında hissediyordum ama iyiymiş gibi davranıyordum.
Ferit ve Kemal tekrar yanıma gelirken etrafta diğerlerinin aradı gözlerim.
"Hiç bakınma herkes güvende bir sıkıntı yok." Ferit içkisinden bir yudum alıp konuştu. Kemal de onu onayladı.
"Kaç saat var bitmesine gecenin?"
Kemal saatine baktı." Yarım saat kaldı."
Kafa sallayarak onayladım onu. Ferit bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibi baktı bana.
"Sen iyi misin?"
"İyiyim iyiyim sadece şu gece artık bitsin istiyorum."
O geri kalan yarım saat ızdırap gibiydi. Demir'in gözlerini arada üzerimde hissetsem de bozuntuya vermemiştim. İncelemiştim arada onu.
İnsanlarla asilce konuşmasını, sahte olan ama kimsenin fark etmediği gülümsemesini. Benden bile daha uyum sağlamıştı ortama. O bu konuda çok değişmişti.
Veda konuşmasını yaparak kürsüden aşağı inmemle bana verilen el çantamla en önden ilerledim.
Dışarısı gazeteciler ile doluydu bunu da atlatırsam bu gece bitecekti.
Büyük uzun beyaz kapılar kafa işaretim ile özenle iki yana açılırken bir yanımda Ferit bir yanımda Kemal vardı.
Flaşlar patlarken gülümsedim el sallayarak.
Kırmızı halıyı geçerek arabaya ilerledim. Ferit kapımı açarken yan taraftan Demir ve Aslan Bey'in arabaya bindiğini gördüm.
Aslan Bey her zamanki samimiyetsizliği ile baş selamı verirken karşılık verdim sahte bir gülümseme ile.
Benimle aynı şekilde kapısı açık arabaya binmeyi bekleyen Demir ile son kez göz göze geldim.
Baktı bana, baktım ona. Gözleri konuştu, ben sustum.
İlk adımı ben atıp klasik selam verip arabaya bindim. Aynı anda araba hareket ederken arkamda kalan Demir'e baktım.
Gittikçe ondan uzaklaşırken derin bir nefes aldım.
Bitmişti şükür ki bitmişti.
"Ay çok güzel geçti, aferin kuzularım aferin Eylül'üm."
En önde oturan Esra teyzeme gülümsedim. Diğer tebrik sesleri birer birer kulaklarıma ilişirken yavaşça kendi içime çekildim.
İçimde bir huzursuzluk, bir sıkıntı vardı. Aklımda her senaryoyu kurmuştum ama Aslan Hukuk Bürosunun sahibinin Demir çıkması planlarıma dahil değildi.
Geçmiş zincirli eski kapılardan bir fırtına misali her yeri yok etmek için zorlarken eve gidene kadar idare etmeye çalıştım.
Yarım saat bana göre bir aylık gibi geçen bu sürede hemen kapıyı açarak indim. Kemal ile göz göze geldik. "Kemal çok yorgunum odama geçiriyorum gerisini sen hallet olur mu?"
"Tamamdır ben de buralar merak etme."
Zorla gülümsedim ve kendimi zorlayarak odama attım. Kapıyı kapatıp kilitledim. Soluklandim kafamı kapıya yaslayarak. Nefesimin sıklaştığını, başımın döndüğünü hissediyordum. Mide bulantısı bir anda bastırınca hemen banyoma koştum. Yediğim her şeyi boşalttım. Kusmam bitince soluklanarak sifona basıp duvara yaslandım, derin derin nefes almayı denedim.
Kendime söyle bir baktım koca elbisemle, makyajımla, bir lavaboda aciz kişiliğimle... İşte o an geçmişin bir sel misali beni yıkmasına engel olamadım.
Yıllar önce bir 17 Mart 2014 günü:
"Yaşın kaç senin?"
"22 yaşındayım efendim."
"Hiçbir iş becerin yok, böyle mi kabul göreceksin."
Terleyen ellerimi kot pantalonuma sildim. Üstümdeki beyaz gömleğin özenle düğmelediğim yakası beni boğduğu için hafif çekiştirdim.
"Beyfendi benim gerçekten acil paraya ihtiyacim var. Gerekirse tuvalet temizleyeyim ama lütfen beni işe alın."
Bana bir şöyle baktı. Yaşı ellilerinin üstü bir amcaydı karşımdaki. Ünlü zenginlerin geldiği koca restorantın sahibiydi kendisi. Bakışları gözlerimden göğüslerimi bulunca gerildim. Öksürerek tekrar gözlerinin bana dönmesini sağladım.
"Tamam işe alındın ama temizlikçi olarak hiçbir tecrüben olmadan seni garson yapamam." Sözlerini sıralarken masadan kalktı. Sevinçle gülümsedim.
Kapıyı açtı malzemeler en aşağıdaki katta hemen başla. Mutlulukla kalktım ayağa. Kapıdan geçmeden önce son kez adama baktım.
"Çok teşekkür ederim, minnettarım." diyerek odadan çıktım. Arkam ona dönukken sevinçle yumruğunu havaya kaldırdım. "Holley be, aferin sana kızım."
Ne kadar da saf mışım, herkesin içinde var olan iyiliğe sonsuz güveniyordum. Ta ki çok kötü bir şekilde öğrenene kadar.
Aşağı kata iner inmez ilk önce saçlarımı güzelce topladım. Sonunda bana para getirecek bir yer bulmuştum. Sevinin izleri yüzümde bir gülümse oluşturmuştu.
Üstüme önlüğü geçirir geçirmez bir tuvaletin kapısını açıp temizlemeye başladım. Alt kat bana verilmişti. Sünger ile yere eğildim ve ilk başta sertçe fırçalamaya başladım.
Bir yandan da düşünüyordum. Düşünceler şu sıralar zihnimi rahat bırakmıyordu. Evet hayalimi gerçekleştirmiştir eksikte olsa ama o kocaman eve almam gereken bir sürü şey vardı. Öncelikle doldurmam gerekiyordu o koca buzdolabını, Mert'e almam gereken kiyafetler vardı, okula yazdırmak gerekiyordu onu, benim universitem vardı daha, okul kitapları, faturalar... Ve daha nicesi.
O koca evde artık ışık yakmaya bile korkuyordum ilk başta ne düşünmüştüm bilmiyorum ama dogalgaz şu elektrik faturaları bu güzel ev kadar güzel gelecekti biliyordum.
O yüzden gerekirse günde on işte çalışırdım ama kardeşim her şeyden önceydi. Bir kresteydi ve ona ulasmami sağlayacak tek şey şu tuşlu telefonlardı. İstanbul'da ne çok büyük telefon kullanan vardı. Her sokaktan geçerken inceliyorum insanları ve her şey çok farklıydı.
Kısa süreliğine de olsa düşüncelerinden çıkarken çoktan ikinci tuvalete geçtiğimi anladım. Gereken deterjanları almak için ayaklandım. Derin bir iç geçirerek ilerledim tam deterjanı elime alırken birinin bana çarpması bir oldu. Sertçe yana doğru yere düştüm.
"Vayyy sen yeni kızsın demek ha!"
Benim gibi önlük giyen omuzlu yaşlarında bir kadındı karşımdaki. Siyah gözleri siyah saçları benden igrenircesine bakıyordu. Ayağa kalktım sakın kalmaya çalışarak.
Arkadan birkaç kız daha geldi o sırada. Siyah saçlı abla etrafımda inceleyerek donm3ye başladı.
"Senin gibi çıtırları alıyorlar mı artık buraya?" Kahkaha attı sinir bozucu bir şekilde. Tam kulağımın yanında durdu ve eğildi " Yoksa Mahmut abinin yeni sürtüğü musun?"
Hızla arkama dönerek ona sert bir yumruk attım ve yere düşmesini sağladım. Gözlerim kararması sanki beni hafife alıyordu. Söylediği sözler yenilir yutulur şeyler değildi.
Durmadım iustune çıkarak kanayan burnunun üstüne bir de dudağının patlamasını sağladım.
Artık kontrol bende değildi. Eylül Korkmaz olarak dediğim sözler ona aitti.
Elimi saçlarına doladim gözlerinin gözlerime bakmasını sağladım.
"BANA BAK!"
Gözlerini kacirirken sertçe bir kere yere vurdum. O sırada bana yaklaşmaya çalışan iki kızın da geri çekildiği fark ettim.
"GÖZLERİMİN TAM İÇİNE BAK!"
"BU GÖZLERDE NE GÖRÜYORSUN HE SÖYLE BANA!
Öksürdü sesi kısık bir şekilde cevapladı. "Kor-ku"
Sertçe bir daha vurdum kafasını.
" YANILIYORSUN BENIM ADIM EYLÜL KORKMAZ ANLADIN MI BENI!? NEYMIS BENIM ADIM SOYLE !
"Ey-lül Kork-maz."
"AYNEN OYLE. BU YUZU ASLA UNUTMA, ASLA"
Beni onaylarcisina kafa sallarken ayağa kalktım ve diğer iki kıza da sertçe bakarak deterjanı aldım ve temizliğe devam ettim. Sesleri duyuyordum ama ben kendime gelmeye çalışıyordum.
Ne yapmıştım ben öyle, ben böyle kötü biri miydim, birini dovmustum ellerimin titrediğini fark ettim.
"EYLÜL!"
Mahmut Bey'in sesini duyar duymaz korkuyla ayaklandım. İşte şimdi işten kavuşmuştum, daha yeni kazandığım işimi de kaybedecektim.
"Leyla Hanım'ı dövmüşsün kızım ne yapıyorsun sen?"
"Ben, ben gerçekten üzgünüm Mahmut Bey. Gelip bana sataşan kötü hitaplarda bulunan oydu ama benim de kendimi korumam lazı-"
"Tamam, tamam bir dur. Sakin ol öncelikle. Kovmuyorum seni."
Derin bir nefes aldım sakin olarak. "Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim. Hadi sen devam et."
Bu aptal teklife sevinecek kadar aptaldım o zamanlar. Başıma geleceklerden habersizdim.
Mahmut Bey tuvaletten çıkarken sakinleşerek yerime döndüm. Kovulmamistim değil mi? Sakin olmalıydım.
Deterjandan ellerim alırken fırça ile parkeler temizlemeye devam ettim. Bileğindeki kırık saatime gözüm çarptı Yarım saat sonra isim bitiyordu sonra hemen çıkıp Mert'i alabilir ve evimize geçebilirdik. Bu fusunce ile yaşanan onca şeye rağmen buruk bir şekilde gülümsedim.
Tam o sırada tuvaletin kapısının sertçe kapanma sesini duydum. Hızla ayaklandim, neler oluyordu?
Ardından kulaklarımda cinlayan bir kilit sesi yankılandı. Korku bedenimi iyice ele geçirirken geri geri adimladim. Kaçacak hiçbir yerim yoktu. Son anda bir tuvalete saklanmak aklıma gelirken kapılarının kilitlerinin kırık olduğunu fark ettim. İçimden bir küfür savunurken gözüme ilisen beden ile kas katı kesildim.
"Eylül, biraz eğlenmeye ne dersin hmmm?"
Mahmut Bey'in yüzündeki pis sırıtma ilemgozlerim dolarken onun elinin kemerini gittiğini fark 3ttim.
Çığlık atarak kapıya koşarken sertçe tutulup yere itilmiş. O adam üstüme çıkarken hala çığlık atıyordum sıkıca ağzımı kapattı.
Dudakları boynumu bulduğu an kulaklarım cinlarcasina bağırdım. Yanaklarıma hucum eden göz yaşları durmazken tüm bedenimde onu üstümden itmeye çalıştım. Çaresizce çırpınıp durdum yerimde.
Gözlerimle kendimi korumak için bir şeyler aramaya başladım. Göz yaşlarımdan zor da görsem kapının kılık olan kulübü dikkatimi çekti. Durmadan elimi ona uzattım zorda olsa aldım. Pislik adamın dudaklarını hala dudağımda hissederken hıçkırarak dilermiş şıktım ve sertçe ensesine kulbu geçirdim.
Bana küfür ederken bilinci kapandı yavaşça. Hemen onu üstümden attım. Hızla koşmaya başladım. Nereye koştuğumu ben de bilmiyordum. Yırtılan üzerimi zorda olsa kapamaya çalışarak arka çıkıştan hıçkırarak ağlayarak çıktım.
Gözlerim acıyordu, kalbim acıyordu, boynum yanıyor, bedenim atak geçirirmişçesine titriyordu.
Dokunmuştu bana, boynumu öpmüştü.
Daha çok hıçkırdım. Bacaklarım daha çok taşıyamadı beni.
Küçük bir ara sokaktı burası tam kafenin arka tarafıydı. Sırtımı duvara yaslayarak çömeldim ağlayarak. Hava kararmış yağmur hafiften başlamıştı.
Elimle yüzümü kapadım acı içerisinde. Dokunmuştu o bana, D-dokunmuştu. Ellerim hırsla boynuma gitti kaşıdım kızartana kadar. Yağmur bedenimi ıslattıkça daha çok kaşıdım yağmur ile belki kirler gider diye.
Demir geldi aklıma. O öpmüştü en son boynumu. İlk ve tek öpücüktü. Değeri büyüktü bende.
Şimdi başka bir adam kirletmişti o anıları.
Hıçkırdım düşüncelerimle " De-mir, öptü burayı dedim sanki o karşımda oturuyormuşcasına. Titreyen ellerimle gösterdim boynumu. " B-bak, kızarmış dimi? Öptü Demir o öp-tü. Affet beni. Lütfen yanıma gel çok yalnız hissediyorum, lütfen."
Gözlerimi kapadım acı içerisinde. Bir elim boynumu tutarken diğer elimle üstünü kapamaya çalışıyordum. Kendine çektiğim bacaklarımla daha çok küçüldüm. Fısıltı halinde döküldü dudaklarımdan cümlelerim.
"Lüt-fen geri dön."
Yağmur bedenimi yaktı geçti. En son yağmur yağdığında annemi, Demir'i, tüm sevdiklerimi kaybetmiştim. Yine bir yağmur yağıyordu ve ben kendimi kaybetmiştim.
Sokağın girişinde gelen adım sesleri ile korku ile gözlerim orayı buldu.
O kadını gördüm. Dövdüğüm bağırdığım kırdığım kadını.
Sokağın başında durdu bana baktı sustu konuşmadı. Titreyen gözlerim ona odaklandı.
Bir anda arkadan siren sesleri gelmeye başladı. Polis arabaları kafenin önünde durup içeri girerken şerefsiz adamın kelepçeler ile çıkışı bir oldu.
Şaşkınlık ile gözlerim tekrar o kadını buldu. Gözleri acıyarak baktı bana, kınayarak, üzülerek.
Korkaksın dediği cümle geldi aklıma. Korkaktım. Haklıydı.
Son kez baktı bana acıyarak kafasını iki yana salladı ve arkasını döndü. Tam arkasını dönerken gördüğüm ayrıntı ile tüm acılarımın beni yıkmasına izin verdim.
Boynu benim gibi mos mordu. Bunu hiç fark etmemiştim.
Siren sesleri,
Yağmur, şimşekler,
Göz yaşları...
Gözümden tek bir damla göz yaşı düşerken banyonun parkesine halime baktım. Ne değişmişti şık elbiseler, bir ton makyaj, evler, arabalar neyi değiştirmişti. Ben her aynaya baktığımda izi geçmiş morluklarımın yerini ezbere biliyordum.
Zor da olsa ayağa kalktım yavaşça. Aynaya baktım acıyan gözlerimle. Baktım öylece hiçbir şey yapmadan.
O korkak kızın dönüştüğü kızı izledim. Yıllar benden çok şey götürmüştü.
Adımlarım beni her zaman odamda uğradığım o köşeye götürdü.
Kullanıla kullanıla bazı yerleri hasar almış defterimin ezbere bildiğim sayfalarını çevirdim yavaşça.
17 Şubat tarihinde durup daha yavaş çevirmeye başladım sayfaları. Sayfanın sonuna yazdığım cümle ile bir göz yaşımın daha eski tozlu sayfalara düşmesine izin verdim.
Babasının sevmediği bir kızı başka bir kalp sevemez.