İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 16 · 9 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 16

Eylül Korkmaz

10 Yıl Sonra...

"Evet sayın seyirciler bugün herkesin merakla beklediği Eylül Hukuk Bürosunun 5. yılının kutlama törenindeyiz. Az sonra Eylül Korkmaz konuşma yapmak için görmüş olduğunuz sahneye çıkacak. Tüm salon dolmuş bir halde adeta tüm Türkiye'nin ünlüleri burada."

"Son kez sahneyi kontrol edelim arkadaşlar. "

"Evet arkadaşlar her şeyin mükemmel olması lazım hadi hızlanalım!"

Kulağıma gelen seslerle yandan bir gülüş attım aynaya.

Bir yandan habercilerin sesleri bir yandan salondaki merakla konuşulan adım ve zengin kahkahaları.

Saçlarımı yan tarafıma aldım son kez tarayarak. Dalgalandırdığım parlayan saçlarımı nazikçe okşadım. Kırmızı rujumun üstünden geçtim yavaşça.

Dönüştüğüm kişiyle gurur duyuyorum. Yeni Eylül Korkmaz'ın gözündeki hırsı ise çok seviyorum. Zihnimde yankılanan sözlerle yansımama gülümsedim.

"Eylül Hanım sahneye çıkmanız için son beş dakika."

Kapıdan seslenen ekibimin üyesine aynadan bir bakış attım.

"Geliyorum."

Beyaz topuklularımın tok sesiyle yandan bir gülüş daha yer aldı dudağımda. Sahnenin girişinde ekibimin koca heyecanın içinde sakince bekledim. Verilen kafa işareti ile tüm salonun sessizliğinin içinden sert adımlarımla spot ışıklarının daire şeklimde aydınlattığı kürsüme yürüdüm kocaman gülümseyerek.

Yüksek sesle bir alkış tufanı koparken zevkle konuşmama başladım.

"Öncelikle herkese geldikleri için teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Eylül Hukuk Bürosunun 5. Yıl dönümünde beni ve ekibimi yalnız bırakmadığınız için minnettarım. "

Bir alkış tufanı daha. Gülümseye devam et.

"5 yıldır azimle sürdürdüğümüz işlerimizle her zaman size daha iyisini sunmaya çalışıyoruz. Kazandığımız davalar ve Türkiye'nin en iyi avukatlarına sahip Hukuk Büromuz her zaman sorunlarınızı çözmek için yanınızdadır. "

Bir alkış tufanı daha sonra biraz daha gülümse ve ezbere bildiğin cümlelerini sırala.

Biten konuşmamla el sallayarak sahnenin arkasına ilerledim. El çantam getirilirken saçım ve makyajım kontrol edildi.

Hazır olduğuma kanaat getirilince sert adımlarımla kırmızı halıdan herkesin yer aldığı salona geçtim.

Beni yanına çağıran, selam veren, tebriklerini sunan herkesle ilgilenmek için bir kez daha gülümsedim.

"Canım seni çok tebrik ediyorum. 5 yıldır harika şeyler başarıyorsun bebeğim."

"Teşekkürler efendim. Destekleriniz için teşekkür ederim."

"Canım seninle yarışacak bir rakip daha göremedim vallahi."

Sözlerine gülümseyerek karşılık verdim sadece adını bildiğim bu ünlünün.

Sözünde haklıydı benimle bu sektörde yarışacak biri yoktu. Fakat son zamanlarda gözüme batan tek bir isim vardı "Aslan Hukuk Bürosu."

Onlar da beş yıldır bu sektördeydi fakat son zamanlarda ki başarıları onları göze çarpar hale getirmişti. Bu demekti ki rekabet başlamak üzereydi.

Çiğ çiğ yiyeceğim bir rakibin düşüncesiyle yine herhangi bir ünlünün sözlerini teşekkürle karşıladım.

Gecenin sonuna doğru tekrar hazırlandım sahneye çıkmak için ve ruhumdaki rekabet arzusuyla sessizliğin içerisinde sert sesim yankılandı.

"Herkese bugünki destekleriniz için tekrar bir teşekkür ediyor ve minnetlerimi sunuyorum. Bu kutlamanın böyle bitmesini istemeyerek 5. Yılımıza özel bir gün sonra yapılacak olan partimize hepinizi davet ediyorum. Özellikle bugün yanımızda yer almayan Aslan Hukuk Bürosu'nu aramızda görmeyi çok isterim. Teşekkürler."

İnsanların gözlerindeki hafif şaşkınlık ve gururlu bakışlara ve alkışlara gülümseyerek ayrıldım. Sıra dışarıdaydı. Her yıl dönümümde patlayan fılaşlar için elime gözlüğümü aldım. Çantamı koluma asarak korumalarınla kırmızı halıda yürümeye başladım.

Açılan kapıyla derin bir nefes aldım, şöhretin verdiği yazı tattım. Herkese gülümseyip ve el sallayarak selamladım. Bir sürü flaş ve bir sürü soru vardı kulaklarıma işleyen. En çok merakla sorulan Aslan Hukuk Bürosu sorularını es geçtim bugünlük. Asıl cevabı partide verecektim. Arabama binerek hızla ilerledik.

Sesizlikle gözlüğümü çıkardım. Derin bir nefes alarak gülümsemekten ağrıyan yanaklarımı ovuşturdum.

"Bugün de yorucu geçmiş anlaşılan." diye sordu şöförüm Ferit hafif gülerek.

"Hiç sorma her zamanki gibi bir sürü zengin insanlarla uğraşıyorum işte. Her zamanki işler." Son sözümü aynadan ona bakarak gülerek söyledim o da bana katıldı.

Araba otoparkıma girdiğinde kapımı açıp indim. Ferit hızla koşarak yanıma geldi.

"Efendim ben açardım kapınızı." dedi mahcupça.

"Sıkıntı etme Ferit yalnızken böyle şeylere gerek yok."

Kafa sallayarak onayladı. Yavaşça evime ilerledim.

Havuzlu, kocaman bir bahçesi ve terası olan her zaman ışıldayan bir evdi benimki.

Yorgun adımlarla büyük kapıdan içeri girdim. Evdekiler gitmiş olmalı ki etraf sessizdi. Mert her zamanki gibi kendi odasında olacağı için yukarı adımladım.

İki kere kapıyı çaldım. "Mert ablacım müsait misin?"

"Müsaitim abla girebilirsin."

Kapıyı yavaşça açtığımda test kitaplarını rafına yerleştirdiğini gördüm. Masasının dağınıklığından bugün ders çalıştığı belliydi. Yorgun gözleri beni bulurken ona gülümsedim kapıya yaslanarak.

Son kitabını da rafa koyarak bana döndürdü bedenini. "Yorgun görünüyorsun abla, konuşma nasıl geçti?"

"Her zamanki gibiydi. Asıl sen ne yaptın? Gidip arkadaşlarınla takılsaydın."

Hafifçe gülerken yatağına ilerleyip oturdu.

Onun bu halini izledim düşünerek. Yedi yaşındaki bir çocuktan on yedi yaşındaki çocuğa geçiş yapmıştı sanki.

Düz saçları güzelce şekil almışken bu stil ona çok yakışıyordu. Uzamıştı hem de baya uzamıştı. Spor yapmayı sevdiğinden okulunun basketbol takımında kaptandı ve yapılı bir vücudu vardı. Yakışıklı bir çocuk olmuştu benim kardeşim. Çok güzel büyümüştü.

"Her yer senin davetini konuşurken ve kalabalıkken dışarı çıkmak tercihim olmadı diyelim."

Bu sözüne hafifçe kıkırdadım. Ben de onun gibi yatağa oturdum. Kolunu belime dolayarak kafasını omzuma yaslarken ben de onu sıkıca sarmaladım. Hayatımda değer vereceğim tek kardeşim kalmıştı.

"Her zaman çalışmak olmaz ablam, bir haftadır doğru düzgün çıkmıyorsun dışarı. Hem yarın cuma bir mola ver kendine, her zamanki gibi sizinkilerle basket oynamaya git istersen."

Kafasını kaldırdı gülümseyerek sözlerime. Işıldayan kahverengi gözlerini izledim.

"Tamamdır ablam senin dediğin gibi olsun." dedi kıkırdayarak.

Gülerek saçını karıştırdım yerimden kalkarken.

"Erkenden yat unutma, yarın okul var."

"Tamamdır Başkan." diyerek kıkırdadı.

Ben de gülerek kapısını kapattım. Yavaşça yorgunlukla iç çekerek odama adımladım.

Gözüm odamdaki yuvarlak bir şekle sahip uzun tül perdelerle süslenmiş demirli balkonumu buldu.

Oraya adımladım ilk önce, ellerim sıkı bir şekilde demirlere tutundu. Tam karşımdaki dalgalanan denize baktım. Sert bakışlarım denizin dalgaları gibi şahlanırken öfkenin daha çok bedenime yayıldığını hissettim. Geçmiş beni öfkelendiriyor adeta şu denizdeki dalgalar gibi sertçe kıyıya vurmak istiyordu. Ellerimle demiri sıkarak zorla da olsa gözlerimi denizden çektim ve perdeyi kapatarak içeri adımladım.

Hızlıca topuklularımı çıkarıp dolabıma koydum. Takılarımı çıkardım sonra. Rahat bir şort ile üst geçirdim hızlıca ve makyajımı da zorla çıkardıktan sonra kendimi yatağa bıraktım.

Gözlerim birkaç saniye sesizlikle tavanla bakışırken sonra bu eve ilk geldiğim günü hatırladı zihnim. Çok derinlerde saklıyordum geçmişi, parça parça zihnime geliyorlardı adeta.

O gün ki acizliğimi hatırlıyordum da güçlü olmak kolay olmamıştı.

Çantamdaki son atıştırmalığı da Mert karnını doyursun diye ona verirken aç olan karnımdan ses çıkmaması için karnıma bastırmaya devam ettim.

Saatlerdir bu otobüsteydik, ne zaman inecektik onu bile bilmiyordum. Gözlerim tekrar camı bulurken yansımamla bakıştım.

Dönüştüğüm kişiye baktım öylece. Saçları yıpranmış, üstü kirli ve eski, ayakkabılarının altı delik olan, yetim bir kızdım ben. Hiç kimsem yoktu kardeşimden başka. Açtım susamıştım, üşümüştüm, ağlamak istiyordum, annemi istiyordum. Ama güçlü olmak zorundaydım.

Güçlü olmanın değilde güçlü olmak zorunda kalmanın asıl zorluk olduğunu ben o gün öğrendim.

Yaşaran gözlerimi hızlıca sildim. Bir anda gelen öğürme isteğiyle hızlıca elimi ağzıma kapadım. Midem boştu ama açlıktan kusmak istiyordum. Gözlerimden bir iki yaş düşerken iki elimle sıkıca bastırdım ağzıma.

"Abla iyi misin?"

Gözlerimi hızla silerken kendimi toparlamaya çalıştım.

"İ-iyiyim ablacım. S-sen uyu biraz."

Mert beni dinleyerek gözlerini kapattı. Üstünü örterek tek elimi tekrar ağzıma bastırdım. Gözlerimden yaşlar birer birer süzülürken hem hıçkırığımı hem kusma isteğimi bastırmaya çalıştım.

Kafamı önümdeki koltuğa doğru yaslarken karnımın guruldadığını duydum başka birinin bunu duyma hissinin utancı ile sıkıca gözlerimi kapadım.

"Ağla dedim kendime. Ağla Eylül, İstanbul'a varana kadar ağla. Ama sonra sakın bir daha göz yaşı dökme kızım." diyerek iç sesim beni uyardı.

Kulak verdim ona ağladım. Mert'e sarıldım göz yaşlarım onu rahatsız etmesin diye kafamı koymadım omzuna, kokusunu içime uzaktan çektim. Kollarımla ona sarılırken gözlerim kapalı yarı uykulu kafamı koltuğa yasladım.

Oysa ben nasıl planlamıştım bu yolculuğu. Elimde olan ise bir hiçti. Mert'in yerine bir an o canlandı an gözümün önüne. Işıl ışıl gözleri, yakışıklı suratı ile hayalimizdeki gibi ben cam kenarında oturuyorum onunla şarkı dinliyoruz, ona şarkı söylüyorum. Dilek tutuyor, birbirimizin omzunda uyuyoruz. Elma şekerleri alıyor, yeni evin hayallerini kurarak uyuyoruz.

Sonra bir anda bir kaza oluyor o havaya doğru uçup gidiyor.

Annemin ölü bedeni tekrar zihnime giriyor.

Sayıları duyuyorum 1,2,3...

"Hadi anne uyan lütfen, ANNE!"

Gözlerimi hızla açtığımda Mert yanımda uyuyordu. Rüya olduğunu idrak ederek tekrar kafamı yasladım koltuğa. Keşke her şey bir rüya olsaydı dedim içimden, keşke.

Zihnimin oyunuyla başka bir anıya gittim.

"Buraya yetecek gerçekten paran var mı be senin kızım. Genç bir şeysin sende ne gezer bu para."

Alayla gülen ev sahibine bakarak elimdeki zarfı avucunu açarak bıraktım.

"Yeter beyfendi, isterseniz sayın."

Adam şaşkınlıkla kalırken aynı ifadeyle saymaya başladı. Yanımdaki Mert bahçesinde oturduğumuz eve hayranlıkla bakarken saçını okşadım.

Adam sayma işlemini birkaç dakika içinde bitirince şokla gözleri beni buldu.

"Tam yetiyor hanım efendi. Buyrun evin anahtarı. Mutluluklar dilerim."

El sıkıştığımızda gözlerindeki şaşkınlığa sırıttım.

Eylül Korkmaz'ı hafife alıyorlardı.

"Hadi ablam içeri girelim."

Mert hoplaya zıplaya elimi tutarken hızlıca ilerledik kapıya.

Derin bir nefes aldım önce. Yavaşça anahtarı deliğe soktum. İhtişamlı kapıyı açtığımda harika bir ev beni karşıladı.

Mert koşa koşa içeri girerken. Hayranlıkla evde dolaştırdım gözlerimi. Her yeri kocamandı, bakımlıydı, temizdi, yepyeniydi. Her bir yerine dokundu parmak uçlarım. Her bir odasını gezdik Mert ile.

Burası benim dedim kendime. Burası bize ait.

"Gerçekten burası bizim evimiz mi abla?"

Artık yüzüncü kez bu soruyu soran Mert'e gülümseyerek yanıt verdim.

"Evet ablam, hadi odalarımıza gidelim. Sabah oldu neredeyse uyuyalım artık."

Beni onayladığında üst kattaki odaları gezdik.

Mert ile odalarımızın dışında, ayrı bir banyo ve boş bir oda vardı üst katta.

Mert'in odasını inceledik sonra her şey hayalimdeki gibiydi. Her yerini inceledi hayranlıkla anlattı bana Mert.

Onun bu enerjisine karşın zorla yatırarak saçından öptüm.

Kendi odama geçtim heyecanla.

Kapıyı yavaşça açtım. Bembeyaz bir oda karşıladı beni. Kocaman bir yatak, geniş bir makyaj masası, içine bir sürü kıyafet girebilecek gardırop, banyo ve giyinme odası vardı.

Her şey çok güzel geldi gözüme.

Her şey olması gerektiği gibiydi. Değil mi?

Bacaklarım titrerken yere çöktüm sırtımı kapıya yaslayarak. Durdum öyle izledim bu odayı, içinde kendimi hayal edemedim ilk önce. Sonra yavaş yavaş zihnimde canlandı bu odada yapabileceklerim.

Tam karşımdaki perdenin rüzgarla dalgalanması ile bakışlarım oraya kaydı. Bir balkon olduğunu anladım.

Perde bir kez daha görüntüyü kapatarak dalgalandı ve balkon demirlerinde annemi gördüm.

Bana gülümsedi genişçe, gururla bakarak.

Kafamı hafif sağa eğerek ona karşılık verdim.

Konuşmadı, konuşmadım.

Baktı öyle, ben de ona baktım.

Gözümden yaş damlamadı ama onun gözünden bir damla yaş aktığını perdenin tekrar dalgalanması ve yok olmasıyla anladım.

Şimdiki zamana dönerken sert bakışlarım kapyı buldu. O zamanlar orada oturan aciz benliğimin farkındalığı ile alayla güldüm.

O zamandan bu zamana her şey çok değişmişti.

Güçlenmiştim, hırslanmıştım ve öğrenmiştim.

Tekrar tavanı bulan bakışlarımla eski odama gitti zihnim.

Çatlakları olan küflü duvarlardan pürüzsüz temiz bir odanın duvarlarına.

Bu benim başarımdı.

Tüm gözlerin benim üzerimde olması, adımın dilden dile dolaşması, Türkiye'nin en iyi avukatı olmam benim başarımdı.

Korkuları içinde boğuşan bir Eylül'den bir Eylül Korkmaz yaratmıştım.

Annemin soyadı bana çok yakışmıştı.

Zihnimde bu anıları tekrar unutmak için bir kapı açtım ve kapadım.

Uykuya yenilirken gözlerim kapandı yavaşça.

Her şey değişmiş olabilirdi ama her gün açık olan o balkonun dalgalanan perdelerinin görüntüsü asla değişmemişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.