İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 15 · 16 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 15

Yanıp Kül Olan Hayaller

Üniversite sınavına son üç gün kala

Masamdaki bitmiş test kitaplarıma, içi dolu dolu duran notlarıma dokundu parmak uçlarım gülümseyerek. Artık sonuna gelmiştik, son üç gün kalmıştı hayallerimize, son üç gün.

Bu süreçte yorulduğumu hissediyordum. Kaç defa bu masada uyuya kalmıştım. Bazen ağlamış bazen hırstan kalemimi kırmıştım ama pes etmemiştim.

Bu süreçte Demir, Burak, Bulut, Zeynep de elinden geleni yapmış hiç birimiz kafamızı test kitaplarından kaldırmamıştık.

Tüm grubumuzun okulda iyi dereceleri zaten vardı ve bu çalışma bizi daha da güçlendirmişti.

Belki dıştan evimdeki olaylar hala aynıydı ama değiştiğini hissediyordum. Annem gülüyordu çok daha fazla. Davanın açıldığını öğreneli daha birkaç gün oluyordu çok heyecanlıydım.

Tek sorun, annem daha çok öksürüyordu şu sıralar ama daha etkili bir ilaç almıştım bugün annem ona başlayacaktı umarım azaltırdı.

Artık bu son üç günde kafa dağıtmaya dinlenmeye karar vermiştik. Annemle yavaştan valizlerimizi toplamaya başlamıştık bile. Son kez elim günlüğüme değdi. Ne çok şarkı yazmıştım bu satırlara, şiirlerimi, sözlerimi, Demir ile grubumuz ile yaşadıklarımızı.

Mert odaya hızlıca girdi "Abla bak hazırlandım artık gidebiliriz." Kıkırdadım bu şirin haline.

Bugün kumsala gidiyorduk. Yani pek kumsal denmezdi çok küçük bir kum vardı orada gerisi kaldırımdı. Hikayemin başladığı o kaldırım.

Yine de gidip orada takılalım demiştik.

"Çok yakışıklı olmuşsun ablam. Ben de hazırım, çantamı da alayım birlikte çıkalım tamam mı?"

Beni kafa sallayarak onayladı. Üstündeki tatlı tişörtü ve şortu ile çok güzel gözüküyordu. Demir'in ona yakışıklı demesi çok hoşuna gittiği için hep bu kadar özenle hazırlanıyordu.

Üstümde annemin diktiği kolları boğumlu mavi bir üst vardı. Altıma da klasik pantolonumu geçirmiştim.

Saçımı açık bıraktım. İlk defa kendime aynada gülümsedim. Özenle üstümü düzelttim. Fondöten de sürmedim. Gözükürse gözüksün dedim kendime. Ben kendimi böyle seviyorum.

Kapıdan Mert ile birlikte çıktık. Annem bizi karşıladı salonu toplarken. O adam son zamanlarda az eve geliyordu. En azından yüzünü görmüyoruz diye şükrettim.

Annem bu süreçte sanki daha da güzelleşmişti. Saçları parlayarak uzamıştı. Kilosunu toparlamıştı. Sadece öksürüyordu onu da ilaçla hallediyorduk.

İkimizin de saçını okşayıp alnımıza öpücük kondurdu. "Gidin eğlenip gelin bakalım canlarım."

"Sen hiç merak etme anne. yanımda şişe götürmeme izin verdi ablam sana da kum getireceğim annem."

Annem kıkırdayarak "Aferin oğlum." dedi.

"Hadi ablam ayakkabılarını giy." diyerek anneme yaklaştım.

"Anne sen de gelseydin. O adam gelmez bence."

"Yok kızım o psikopata güven olmaz eve bir anda gelip hiçbirimizi göremezse delirir her yeri yakar yıkar vallahi."

Haklı olmasıyla derince iç çektim. Endişemi anlamış olmalı ki elleri saçlarımı buldu.

"Hadi biricik kızım bekletme sizinkileri." Üstümü düzelterek saçlarımı öptü. "Hem ben bizim Gül teyzem ile konuşurum sıkılmam merak etme."

Onu kafamı sallayarak onayladım. Heyecanla yerinde zıplayan Mert'i annem öptü bir güzelce. Ayakkabımı giyip elini tuttum. "Görüşürüz annem." diyerek aynı anda öpücük attık.

"Görüşürüz canlarım." diyerek aynı şekilde karşılık verdi. Mert ile oyun oynayarak durağa adımladık bir öksürük sesini daha duymadan.

Mert'i cam kenarına oturtup yanına yerleştim. Birazdan Demir'in de bineceği hissiyle içimi bir heyecan kapladı.

Mert ile yoldaki arabaları sayarken Demirler otobüse bindi. Elimi havaya kaldırdığımda bizi gördüler ve bu tarafa ilerlediler. Mert'e kafamı çevirdiğimde onları görmüş olmanın şaşkınlığı ve heyecanı vardı gözlerinde.

İlk Zeynep geldi önden, elindeki arabalı kurabiyeyi Mert'e uzattı.

"Ablacım al bakalım benden sana hediye." diyerek göz kırptı.

Mert kurabiyeye mutlulukla bakarken Burak ve Bulut'ta yanımıza geldi. Onlar da aldıkları oyuncakları verirken ben ayriyeten teşekkürlerimi sıralıyordum.

En son tam yanımda duracak şekilde demirleri tutarak korumacı bir edayla geldi Demir.

Bileğine bağladığı balonu Mert'e verirken benim de öne gelen bir tutamımı alıp kulağıma yerleştirdi. Gözlerim ışıldayarak onu buldu. Bana göz kırparken bir gülü kulağıma yerleştirdi. Dikenleri özenle alınmış kıp kırmızı bir güldü.

Utanarak gülerken yanaklarım yanıyordu adeta.

"Demir abi nasıl olmuşum, yakışıklı olmuş muyum?"

Demir güldü. "Çok yakışıklı olmuşsun abicim." diyerek saçını okşadı.

Hep birlikte yoldaki arabaları saydık, renklerini öğrendik hatta Bulut bazen İngilizcesini bile öğretti Mert'e.

Hep birlikte bizim kaldırımın orada indik.

Burak Mert'ten izin isteyerek onu omzuna alırken onlar bir iki adım önden gidiyorlardı. Demir ile yan yana yürürken yandan ona baktım.

Çok güzel beyaz bir tişört giymişti kot pantolonu ile tamamlamıştı kombisini. Saçlarına özenle şekil vermişti. Onun gözleri de beni bulurken gülümsedi. Eli elimi bulurken sıkıca tuttum.

Zeynepler sahile inerken gözüme yan taraftaki esnafların birinde paketlerinde duran elma şekerleri çarptı. Demir'i oraya çekiştirdim büyük bir heyecanla.

Küçükken bir gün reklamda görmüştüm onları. Çok güzel gelmişlerdi gözüme. Anneme sormuştum alabilir miyiz diye ama paramız yetmez demişti. Sonra bir umut o adama sormuştum.

"Sen elma şekerine değil çöplüğe layıksın sürtük." demişti sertçe.

O günden beri ne o reklamı görmüş ne de hayatım boyunca ondan bir şey istemiştim.

Ellerimle sanki narin bir şey dokunurmuşçasına elma şekerine dokundurdum. Yavaşça elime aldım. Demir'in beni hayranlıkla izlediğinin farkında bile değildim tabi.

İçerideki amcaya parasını sordum biraz olsa da korkarak.

"5 TL kızım." dediğinde adeta yerimde zıpladım. Ucuzdu vallahi ucuzdu. Alabilirdim kendim alabilirdim.

Elimdeki elma şekerini sıka sıka amcanın yanına adımladım adeta koşarak.

Parayı uzatırken gülümsemem kocama oldu.

Bir anda masaya bir elma şekeri daha kondu.

"Bunu da alıyoruz."

Bir beş lira da o ortaya koyduğunda. Aylarca çalışarak kazandığımız paralarımıza gururla baktım.

Gözlerim beni bulurken onda dinlendim.

"Afiyet olsun gençler."

"Teşekkürler, kolay gelsin. "diyerek oradan ayrıldık.

Bir banka otururken Demir benim elma şekerimi açıyordu.

" Hadi güzelim dene bakalım." dedi ılımlı sesiyle.

Elim titrerken tutup gözlerimi kapatarak bir ısırık aldım. Lokmamı yutarken gözlerimi açtım yavaşça. Beni gülerek izleyen Demir'le buluştu bakışlarım.

Aniden sevinçle ayağa kalktım.

"Demir, bu çokkk güzel. Sen de denemelisin sevgilim. Hadi benimkisinden bir ısırık al."

Kıkırdayarak o da ayağa kalktı. "Tamam güzelim hadi bakayım tadına. "

O da bir ısırık alırken heyecanla bekledim. Tabi beklerken bir yandan da yedim.

"Gerçekten güzelmiş sevgilim. Hatta çok güzelmiş vay be." diyerek gülüştük.

Demir aniden beni kucağına aldı bir elimde elma şekerlerini tutarken bir kolumla da boynuna sarıldım.

"Sevgilim ne yapıyorsun?"

Kıkırdadı. "Yorulmamanı sağlıyorum güzelim. "

Etrafında dönerken ikimizde gülüyor hatta kahkaha atıyorduk.

Demir bizi kumsala indirirken hem elma şekerini yiyiyor hem ona yediriyordum. Çoğunlukla küçük ısırırlar alıyordu ama yine de yemesini sağlıyordum.

Bizimkilerin yanına varmamıza beş on adım kala beni indirdi yavaşça. Bir elim omzunda onun kolları belimdeyken teşekkür ettim.

"Teşekkürler sevgilim. Her şey için çok teşekkür ederim. "

Hafifçe burnuma vurdu. " Ben kadar söylemene gerek yok desem de hep teşekkür ediyorsun be güzelim. Sen mutluysan ben mutluyum hem çok az kaldı. Üç gün sonra kendi hikayemizi yazmaya başlayacağız."

Bir eli ile yanağımı okşarken fısıldadım.

"Bizim hikayemiz."

"Bizim hikayemiz." diye yineledi.

"Ablaaaa! Demir abii! Siz de gelin biz kumdan kale yapıyoruz."

Yavaşça ayrıldık kıkırdayarak el ele Mert'e ilerledik. Bizimkiler kuma bir örtü sermişti iki tane de taburemiz vardı. Yiyeceklerimiz ve içecekleri çantalarımıza koymuştuk.

Herkes ayakkabılarını çıkarmıştı. Burak oturmuş kola içerken gözleri Zeynep'teydi. Zeynep ve Bulut ise Mert ile kumdan kale yapıyorlardı.

Demir de otururken ikimizde ayakkabılarımızı çıkardık. Çocukça sevinerek kumlarda yürüdüm. Elimdeki elma şekerini Mert'ten başlayıp herkese denetirken Demir kendisininkini de bana vermişti.

Mert ile kumdan kale yaptık ilk önce. Sonra hep birlikte ayaklarımızı suya sokmak için ayaklandık. Mert ile önden koştuk denize doğru el ele. Herkes bize katılırken bazen bir birimize su bile atıyorduk.

Çoğu zaman Demir beni ben Demir'i koruyordum.

Tabi bir anda Bulut'un Burak'ı suya itmesiyle gülüşmeye başladık. Zeynep kahkaha ata ata gülerken Burak'ta onu suya çekti tam o sırada Zeynep elini Bulut'un koluna sardığı an zincirleme kaza yaşandı.

Demir elimi tuttu sıkıca.

"Güzelim sanki sıra bize geliyor gibi gözüküyor."

"Haklısın sevgilim bence en iyisi kaçalım. "

Gözlerimiz buluştu. "Kaçalım sevgilim."

Aynı anda gülüşerek el ele koşmaya başladık. Önümüzdeki Mert'e seslendim.

"Koş ablacım koş. Aferin sana."

Bulutlar arkamızdan gelirken hepimiz kahkahalar atıyorduk. En son yaka paça kurtulmuştuk. Şimdi ise oturmuş yemek yiyorduk. Demir arkamda oturuyordu. Sırtım göğsüne yaslıydı.

Birlikte denizin dalgalarını izliyorduk sakince. Onun kolları belime dolanmıştı ben de ellerini tutmuştum sıkıca.

"Demir İstanbul'a giderken otobüs çok uzun mu sürüyor?"

Soruma kıkırdadı. "Hımm aslında yanında oturduğun kişiye bağlı. Benim le sıkılacağını düşünmüyorum güzelim."

Kıkırdadım. "Tabi ki sıkılmam Peçeteli Çocuk. Hatta giderken neler yapabiliriz diye düşünüyorum."

Heyecanla kafamı ona döndürdüm. Gözlerimiz birleşti çok yakın bir mesafeden.

"Bana yeni şarkılar öğretirsin sevgilim. Omzunda uyurum bazen, omzumda uyursun. Sana şarkılarımdan söylerim. Yıldızlara dilek tutarız, yeni evimizin hayalini kurarız. "

Kocaman gülümsedi ve o devam ettirdi.

"Saçların okşarım sen uyurken. Sana masallar okurum bazen. Yeni evimiz için kocaman bir liste hazırlarız. Durduğumuz her yerde sana elma şekerleri alırım." Son sözü aynı elma şekeri gibi kızaran yanağımı dokunmaya kıyamazmış gibi okşarken yan dönüp kafamı boynuna gömdüm.

İkimizde kıkırdarken elleriyle saçlarımı okşayarak bir öpücük kondurdu. Bir müddet sonra yavaş yavaş akşam olmaya başladı hepimiz su savaşından yorulduğumuz için hep birlikte kafa kafaya vermiş uzanmıştık. Mert Demir'in kucağında uyuya kalmıştı. Zeynep Burak'a dönük bir eli koluna hafifçe dokunarak uyuyordu, komik olan ise Bulut'un da kafasının Burak'ın koluna uzanmış olmasıydı.

Birkaç dakika sonra ayaklandık. Toparlanırken Demir Mert uyanmasın diye hafif hafif sallanıyordu.

Tam o sırada Zeynep beni biraz yan taraf çekti.

"Eylül biz Mert'i eve bırakalım zaten uyuya kaldı. Siz biraz daha durun manzaranın tadını çıkarın. Olur mu?"

Bu cömertliğine genişçe gülümsedim. "Çok teşekkürler ama sana yük olma-" sözümü kesti hızla.

"Kız ne yükü Mert benim, bizim canımız. Hem bizim gibi veda edin bu şehire sizde." diyerek omzuma koydu elini.

Minnettar bir şekilde teşekkür ettim. Sarılıp herkesle vedalaştık. Bulut Mert'i kucağına alarak uzaklaştı.

Demir hafiften batmaya başlayan Güneş'e karşı gülümsedi.

"Gel güzelim, yürüyelim."

Uzattığı elini sıkıca kavradım.

Birlikte ayaklarımız deniz ve kuma değerken yürüdük.

"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun sevgilim?" diye sordu Demir içtenlikle.

Kıkırdadım. "O günü o anı unutabilir miyim. Hayatımın değiştiği andı. Nereden bilebilirdim Peçeteli bir çocuğun hayatımı değiştireceğini."

O da bana bakarak kıkırdadı. "Ben de asla o anı unutamam. Seni ilk gördüğümde anlamıştım. Ağlıyordum ama omuzların düşmemiş ellerin sıkıca yumruk halindeydi. Zorlandığın belliydi. Bir şey beni sana doğru çekmişti Ruhu yaralı kız."

Derince gülümsedim.

Anılarımız zihnimde canlandı teker teker. "Peki ilk defa birlikte peçete sattığımız günü hatırlıyor musun?"

"Nasıl unuturum, ilk adını öğrendiğim zamandı. Yağmura rağmen küçük bir kız çocuğu gibi sevinçle satıyordun o peçeteleri."

O zamanki halim aklıma gelirken gülümsedim. Şimdi o Eylül daha da güçlenmişti.

"Peki ya çimenlerin orada uzanırken her şeyin başladığı o yer. Orayı hatırlıyor musun?"

Sorduğu soruyla heyecanlandım. "O zaman gözlerinde bir güven görmüştüm Demir. Uçsuz bucaksız bir güven vardı gözlerinde." Güneş'in batışının güzel renkleri onun gözlerine yansırken içim titredi. "İşte o zaman dedim ki kendime ben bana iyi gelebilecek birini buldum. Seni buldum. " son sözüm fısıltı ile yankılanırken gözleri ışıldadı. Kollarıyla beni sararken ona yaslandım bir kolumu beline sararak.

Saçlarımdan derince kokumu içine çekerek öptü.

Anılarımıza devam ettik.

"Özgürlüğü öğrendiğimiz o gün sevgilim, o günü hatırlıyor musun?" İkimizde bu tüm anıları hatırladığımızı biliyorduk ama bu şehirde her ne kadar acı dolu şeyler yaşasak da veda etmek güzel olur diye düşünüyorduk. Bu şehir bir vedayı hak ediyordu.

Demir bana çevirdi bakışlarını.

"Özgürlük buysa eğer her gün özgür olalım Ruhu Yaralı Kız."

Hatırlattığı sözlerle ben de devam ettirdim bu anıyı.

"Eğer özgürlük bu kadar güzel ise hep seninle özgür olalım Peçeteli Çocuk. "

İkimizde kıkırdadık bu halimize. Hatırladığım anı ile güldüm.

"Ne hatırladın bakalım güzelim?" diye sordu Demir merakla.

Kafamı ona çevirdim yine.

"Sana yemek getirdiğim zaman tüm makarnayı bitirmiştin. Hatta bana sormuştun sen yemiyor musun diye. Ben de yedim demiştim içtenlikle. "Tam gerisini getirecekken Demir ne diyeceğimi anladı.

"Yok güzelim devamını getirme hatırladım hatırladım."

Kıkırdadım ve yavaşça kollarından çıktım ikimizde durduk.

Düşünür gibi elimi çeneme koydum. "Hmm, acaba ne demiştim. Yoksa Ayıcı-"

Sözümü kesti hızlıca. "Yanlış hatırlıyorsun güzelim o değildir dediğin aslanım demişsindir sen."

Kıkırdadım bu şirinliğine fakat oyunuma devam ettim. Ayaklarıma dalgalar hafif hafif vuruyordu.

"Bence ben ayıcık demişimdir."

Ayıcık sözcüğünü bilerek vurguladım.

Demir bana doğru gelirken gülerek arkama doğru koşmaya başladım. Deniz beni rahatsız etmiyor aksine mutlu ediyordu. Dalgaların içine koşmaya devam ettim.

"Kaçma güzelim kaçma. Ayıcık değildir aslanımdır o"

Bir kahkaha attım önümü dönüp ona bakarak arkama yürümeye devam ettim.

"Ayıcıktır sevgilim o, ayıcıktır."

İkimizde kıkırdarken beni yakalamasına izin verdim. Belimden tuttu sıkıca elllerimi omuzların koydum yavaşça.

"Demek ayıcık." diyerek sırıttı. Üstüme doğru su atarken işte şimdi ayıcığın intikamı alınıyordu. Ben de ona su attım ikimizde kahkahalar atarken suya girmişçesine ıslanmıştık ve en sonunda kendimizi suyun içinde bulduk.

Demir yavaşça elini bana uzattı. Su damlaları yavaşça damlayan eline elimi yerleştirdim. Yavaşça okşayarak beni kendine çekti. Deniz karnımızın hizasındayken ikimizde rahatsız değildik. Denizde bir şey görmüşçesine elini uzatıp ıslanmış gülü aldı, saçımı okşayarak yerine tekrar yerleştirdi.

Bir eliyle elimi tutarken bir eliyle de belimi kavradı. Boşta kalan elimi onun kalbine yerleştirdim. Çok hızlı atıyordu. Kalbine bakarak minik bir şekilde gülümsedim.

Beni hayranlıkla izleyerek bakan Demir belimdekini elini elimin üzerine koydu. Elindeki sıcaklık beni ısıtırken yavaşça kafamı ona çevirdim.

Dağınık ıslak saçları çok güzel bir şekilde alnına dökülmüştü uçlarından su damlaları damlıyordu. Gözlerinde adeta kendi yansımamı görüyordum.

Benim de saçlarım ıslanmış omzumdan su damlaları dökülüyordu.

Cesaretle bir adım attım ona aramızdaki mesafe artık yok olurken çok yakın olduğumuzu fark ettim. Gün batımının ışıkları yan tarafımızdan bize vururken güzel yüzüne, burnuna, gözlerine bakakaldım.

Elimin altındaki kalbi iyice hızlanırken derin bir nefes aldım. Yavaşça Güneş'in son ışıkları bize vururken yüzüme yaklaştı. İzin ister gibi baktı gözleri. Çok küçük bir şekilde gülümsedim ona izin verir gibi.

Gözlerimi kapattım. Onun da gözlerinin kapandığını hissettim yavaşça.

Dudağıma değen bir baskıyla ona tutundum huzurla.

Bu şehir bana acılarımı vermiş olsa da hayatımda yaşayabileceğim en iyi anılarımı bana yaşatmıştı. Bu şehir bana sevdiğim adamı vermişti, dostlarımı vermişti, annemi vermişti. Özelikle Demir sevdiğim adam benim tekrar kendimi bulmamı sağlamış. En çok teşekkürü ona etmeliydim, en çok kendimle gurur duymalıydım.

|

•

|

Demir ile biraz kuruduktan sonra çok geç olmasın diye ayaklanmıştık. Şimdi ise otobüsteydik. Ben onun omzunda dinlenirken o benim saçımı okşuyor saçlarımın uçlarıyla oynuyordu.

"Güzelim bir şarkından mırıldanır mısın?" Ne zaman birlikte otobüse binsek sorduğu bu soruyla gülümsedim.

"Mırıldanırım sevgilim."

Güneş doğduğunda

Ruhumun güzellikleri parlar.

Karanlık gecelerde

Gökyüzüne bir yıldız çizerim.

Koca acıların ardında

Bir kurtarıcıya sahibim.

Bana el uzatan kendime,

Beni ölümüne seven sana sahibim.

Okyanusların dibinde

Bana el uzattın.

Şimdi seninle ufku gözlüyorum sevgilim.

Koşarken,

Dizlerim titrerken,

Üzüldüğümde

Biz her zaman yangınların içinde ilerleriz.

Çünkü sonuna kadar gideceğiz.

Şarkıyı bitirdiğimde kafamı yavaşça ona çevirdim. Bana gülümseyerek bakan gözlerinden bir damla yaş döküldü. İlk sağ gözünden bir damla düşerken şaşkınlıkla ona döndüm.

Göz yaşını düşmeden elimle sildim. Bir elimle yanağını okşadım. "Sevgilim iyi misin bir yerin mi ağrıyor, kötü bir şey mi dedim?"

Durdurdu beni sakinlikle. "Bu çok güzeldi sevgilim. Ruhuma dokundu sanki."

Onun bu haline gülümsedim yanağını okşayarak. Yavaşça bana sarıldı, kafasını boynuma gömdü. Sakinleşmesi için saçını okşadım gözlerim kapalı kokusunu içime çekerken.

" Sen iste ben hep sana şarkılarımdan söylerim sevgilim. "

"Hep söyle olur mu güzelim. Sen hep şarkılar yaz asla bırakma müziği. Çünkü bunlar çok güzel."

Kafasını kaldırarak bana baktı. Mutlu olan yüzüne baktım. "Ama sen ağlama olur mu sevgilim?"

Kıkırdadı. "Tamamdır güzelim ağlamam."

Birkaç dakika sonra bizim eve varmıştık artık sokak lambaları yanarken Demir'e döndüm. "Yarın görüşürüz sevgilim."

"Yarın görüşürüz güzelim."

Yanağına bir öpücük kondurdum. O da saçlarımdan öperken ayaklandım el sallayarak indim arabadan. Otobüs uzaklaşana kadar yürüyerek el salladım ona.

Sonra önümü dönerek devam ettim. İçimde kelebekler açarken elim yavaşça dudağıma gitti kıkırdadım istemsizce. Fakat tam o sırada hayatımı başıma yıkacak bir ses duydum.

Annemin çığlığını duydum.

Hızlıca kapıya doğru koştum "ANNE!" diye bağırarak.

Kapıyı elimde sıkıca tuttuğum anahtarla anında açtım fakat her şey için çok geçti.

Annem kapının önünde elinde sıkıca tuttuğu ilaç kutusuyla yatıyordu. Karnında bir bıçak kanlı haliyle ışıldıyordu o adama değdi gözlerim bıçağı sıkıca tutmuştu.

Yıkıldım, parçalandım o an. Bedenim buz tutarken gözlerimden yaşların aktığında bi haberdim.

"ANNE!" diye haykırarak dizlerimin üstüne düştü bedenim.

Bir meleğe dokunurmuşçasına yanaklarını avuçladım "ANNEM KALK! ANNEM LÜTFEN KALK. BAK BEN GELDİM."

Saçlarını okşadım parıldayan saçları sönmüştü adeta. Ellerine dokundum çok soğuk geldi. İki elini de tuttum avuçlarımın içinde "ANNE KALK ANNR LÜTFEN."

O adam yanımdan kalkarken öfke bedenimi ele geçirdi. Ayağa kalktım hızla.

"SENİ ÖLDÜRÜRÜM ADAM. SEN BENİM ANNEME DOKUNAMAZSIN. " sertçe ona vururken umursamadı bile sertçe savurdu beni.

"SUS OROSBU ÇOCUĞU SUS! ANNEN ÖLDÜ ANLADIN MI ÖLDÜ!"

Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan anneme adımladım tekrar "Seni kurtaracağım annem merak etme." Hızlıca ambulansı aradım ellerim titreyerek.

Ellerimle tekrar onun ellerini ısıtmaya çalıştım.

Yerimde atak geçirirmişçesine sallanmaya başladım.

1

2

3

4

Saymaya devam ettim ellerini öperken. Yüze kadar saymaya devam ettim. Hep geçerdi yüz olunca geçecekti biliyordum geçecekti.

Bir ses daha benimle saymaya başladı.

Minik elleriyle annemin saçlarını okşarken bana tutundu Mert.

41

42

43

44

Devam ettik hiç susmadan. Öptük annemi, çektik kokusunu içimize. Okşadık yumuşacık saçlarını. Masal okudu Mert ona o sever diye. En sevdiği masalı okudu ona Uyuyan Güzeli.

Ambulans geldi bir ara devam ettik Mert'i ile saymaya, pes etmedik yüzler oldu binler, binler oldu iki binler ama annem uyanmadı.

Elini öptüm tekrar ambulanstayken. "Daha gidecektik buradan annem. Yeni evimize gideceğiz daha annem. Ben oturup sana bugün neler yaptığımızı anlatacağım. Örgü öreceğiz, masal okuyacağız."

"Daha hayallerimizi gerçekleştirmedik ki annem. Hadi uyan gidelim buralardan. "

İndik ambulanstan Mert omzumda ağlarken hıçkırıklarının arasından hala saydığını duydum.

Oturdum bir sandalyeye annem ameliyatta ilken. Baktım şu aciz halime kimsesizdim yine, her sandalye boştu. Üşüdüm aniden sarıldım Mert'e daha da sıkı. Boynuma gömülüydü kafasını okşadım.

"Dua edelim abla çok dua edelim gelsin annem."

Ağlayan gözleri ile hıçkırdı tekrar hıçkırdım ben de. "Dua edelim ablam. "

Binlerce dua ettim milyonlarca kez yüze kadar saydım ama annem şu kapıdan gelmedi.

Gül teyze geldi yanımıza kucakladı bizi bir ara hıçkıra hıçkıra ağladık onu gördüğümüz o an Mert koştu sarıldı ona.

Ayağa kalktığım an Gül teyze Mert'in saçını okşayarak bana adımladı duramadım ayakta çöktüm yere. Koştu yanıma oturdu o da yere sarsıldı omuzlarım. Ağladım iki büklüm omzunda, bağıra bağıra ağladım.

Sonra kaldım o yerde kalkamadım sindim o duvara Mert uyuya kaldı bir ara.

Zeynep geldi sonra çok bulanık bir anımda sıkıca sarıldı ben onun omzunda transa girmiş gibi hala sayıyordum, dua ediyordum.

Gözlerimi kapadım annemi hatırladım. Küçükken çok az da olsa hatırımdaydı onun mutluluğu. Hep gülerdi, hep neşeliydi.

Çok severdi o adamı. Annemin canını yaktılar annemi üzdüler benim.

Sonra hiçkimse gelmedi Burak gelmedi, Bulut gelmedi, Demir gelmedi.

Zeynep Mert ile otururken ayaklandım yavaşça.

Demir'e ihtiyacım vardı. Onun bana umut vermesine her şeyin iyi olacağını söylemesine ihtiyacım vardı. Sersem adımlarla ilerledim.

Arkamdan sorulan soruları umursamadım. Yalnız bıraktılar beni indim merdivenleri, yürüdüm yolları çıkan fırtınanın altında ıslandım. Gözümden yaşlar süzülürken yetimhaneye yaklaştığım an sanki buzlar eridi.

Yavaşça içeri girdim sırılsıklam.

İçeride bilgisayar bakan kadına yaklaştım.

" Demir Korkmaz ile görüşmek istiyorum."

Kadın ilk başta beni bir süzdü. Gözleri sanki acıyla kasıldı bu halime.

"Demir Korkmaz gitti ablacım. Evlatlık edinildi o. "

Tek bir söz yankılandı zihnimde.

Demir gitti.

Demir beni bırakıp gitti.

Demir gitti.

Demir gitti.

Demir gitti.

Durmadan tekrarlandı bu sözler zihnimde.

Gitti o dedi iç sesim.

Seni bırakıp gitti aptal.

Zaten seni kim sever ki.

Adımlarımı yetimhanenin bahçesine çevirdim.

Gitmedi o gitmez bırakmaz o beni.

Hıçkırırken koştum ağaç eve doğru düştüm kalktım tekrar koştum. Arkamdan "Nereye hanım efendi?" diye seslenseler de umursamadım.

Hızlıca çıktım yukarı, yoktu.

Gitti işte bırakıp gitti.

Bir çığlık bıraktım zihnimdeki seslerle. Sertçe elime ağaç eve vurduğumda çatladı hatta kırıldı birkaç parçası. Öfkeyle bir daha vurdum.

Bir umut indim aşağı, koştum. Bisikletlerini sakladıkları yere baktım hızlıca.

Yoktu, bisikleti de yoktu.

Onun odasına koşturdum, beni durdurmaya çalışanlara bağırırken yattığı yataktaki beyaz boş örtüler ile sarsıldım.

Gitti dedi iç sesim yine.

Gitti işte kabul et.

Hızlıca en geniş bahçeye koşturdum. Şimşekler çakarken etrafımda döndüm Demir'i arayarak. Yoktu burada da yoktu. Dizlerimin bağı çözüldü adeta diz kapaklarımın üstüne yıkıldım yine.

Her yerim çamurdu ıslanmıştım ama ruhum çok acıyordu.

Ellerim yumruk olup kalbime vurmaya başladı sertçe. Kafam önüme eğik hıçkırırken vurmaya devam ettim.

Bağırdım içimdeki acıyı atmak istercesine. Bir elimle yere tuturken hala kalbime vuruyordum.

Gitti dedim.

Kabul ettim bu sefer.

Demir gitti.

Beni bırakıp gitti.

Babam gibi ona da o adam dedim bu sefer.

O gitti.

Derin bir acıyla bağırdım hıçkırarak.

Genç kız o sırada kulaklarında çınlayan sesin annesinin ölümünün habercisi olduğunu bilmiyordu.

Genç kız o gün her şeyini kaybetti.

Annesini kaybetti.

Dostlarını kaybetti.

Hayallerini kaybetti.

Kendisini kaybetti.

Sevdiği adamı kaybetti.

Gençliğini kaybetti.

Çocukluğunu kaybetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.