İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 11 · 13 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 11

Korkuda Gizli Cesaret

Havanın git gide soğumaya başlaması ve sıkı mevsim geçişleri yüzünden elimde iplerle atkı örüyordum. Üstümde bir uzun kollu ve ince bir tayt vardı idare ediyordum, sorun yoktu. Vapur yolculuğumuzun üstünden tam olarak bir hafta geçmişti, anılar hala ilk günkü gibi tazeyken bugün babamın geç geleceğini annemden öğrendiğim için rahattım. Mert içeride oyuncağıyla oynarken annem gidip gelen kombimizle uğraşıyordu. Mert'in atkısını bitirince ayaklanıp kombiye baktım.

Yıllardır bizimle iyi idare etmişti ama şimdi ki durumunu tam olarak çözemiyordum.

"Anne sen otur ben biraz şunun kullanma kılavuzuna bakayım, belki anlarım." diyerek onu içeri gönderdim.

Baz seviyesinin yükselmesinde karar kılınca tamire başladım. 15 dakika içerisinde düzelince bugün de bizimle kaldığı için şükrettim. Annem tekrar mutfağa yerleşirken ben de ipleri elime aldım. Bir tane de Demir'e örerken peçetelerin yanında bunları da satmanın kar sağlıyacağı fikriyle daha fazla işime sarıldım.

Uzun zamandır elimde ne telefon vardı ne de iletişim aracı ama annem ekranı kırık olsa da tuşlu bir telefonu çekmece de bulunca artık bir telefonum var diyebildim. Benim için çok bir şey fark etmiyordu ister son model ister ekranı kırık olsun eğer arayacak biri yoksa değersizdi.

Saatin yaklaştığını anlayınca peçete satmak için ayakkabılarımı giymeye başladım. Botlarımız yoktu ama bu beyaz spor ayakkabılar diğerlerine göre daha iyi dayanıyordu, onu hızlıca ayağıma geçirdim.

"Kızım geç kalma ve sakın hasta olma tamam mı?" diye seslenen annemin derinden öksürüşünü duydum. "Asıl sen hasta olma anne Mert'i öpersin benim adıma." diyerek çıktım. Hava yeni dinmiş yağmur yüzünden soğuktu, nefesim buhar olurken şapkamı iyice kafama çektim. Otobüsün hızlı gelmesi ile çoktan Demir'in yanına varmıştım. Bankta oturuyordu, durgun gözüküyordu. Montunun önü açıktı şapkasını bile takmamıştı bu çocuk üşümüyor muydu?

Yanına oturdum, beni fark etmemiş olmalı ki şapkasını kafasına geçirdiğimde korkuyla bana döndü.

"Korkma benim, önünü kapat üşüteceksin."

O önünü kapatırken poşetimden lacivert atkıyı çıkardım, yumuşacıktı beğeneceğinden emindim onun boynuna dolarken şaşkın ifadesine kıkırdadım.

"Bu ne içindi?"

"Her şey içindi, yaşadığımız her şey içindi."

Bana yandan sırıttı, geri arkasına yaslanırken ifadesi durgunlaştı.

"Ne oldu üzgün gibisin?"

İç çekti "Daha fazla paraya ihtiyacamız var, hem okul hem ev için."

Derin bir soluk aldım, onun gibi arkama yaslandım, peçete satıyorduk artı atkı ekleyecektim bugün ama Demir haklıydı, yeterli olacağını sanmıyordum. Bir iş bulmam gerekiyordu, iyi paralı bir iş. Ben bunları düşünürken Demir lafa atıldı.

"Bir kafede garson olmak için başvurdum ama maaşı az, üzgünüm güzelim. Ne kadar istemesem de galiba senin de çalışman gerekiyor."

Ona doğru döndüm "Saçmalama Demir, tabiki de çalışacağım. Bu ikimizin hayali ben de elimden geleni yapacağım."

Aklıma gelen bir fikirle otuz iki diş sırıttım.

"Ders verebiliriz, ortaokul ve liselilere hatta yaşıtlarımıza bile ders verebiliriz hem bu bizi de geliştirir."

Demir bu fikre gülümsedi. "Güzel fikir aslında; okulda pek sevilmem ama deneyebiliriz." dedi o da bana dönerken. Aklımdaki diğer fikirleri dile getirdim.

"Farklı şeyler deneyelim ben de garson olurum, okuldaki edebiyat yarışmalarına katılırım, kuaförlerde çırak olurum..." tam cümleme devam edecekken Demir beni bozguna uğratacak bir şey söyledi.

"Sokakta şarkı söyleyebilirsin."

"Ne?"

"Duydun beni Eylül, inan bana sesin güzel kendi şarkıların olmasına gerek yok sıradan bir şarkı da olur hem Zeynep de gitar çalar o da böyle para kazanır."

"Ben bilemiyorum hiç insanların önünde sahneye çıkmadım."

Elimi kavradı, "Seni zorlamıyorum güzelim sadece bir öneri merak etme söylediğin diğer fikirlerin içine ben de bir şeyler ekleyeceğim. Biz para kazanırken bir yandan da her gün buluşur ders çalışırız. Nasıl fikir?"

Gülümsedim üstümdeki ağırlık neydi bilmiyordum sadece o kadar insanın önünde şarkı söylemek beni ürkütüyordu. Sadece her şeyin düzelmesini istiyordum.

İkimizde ayaklanırken peçeteler ile atkıları satmaya başladık, birkaç saat sonra toplandık İkimizde otobüs durağına yol almaya başladık. Demir de benim telefonuma numarasını kayediyordu.

"Bir şey lazım olursa her zaman ara hiç düşünme."

"Tamam." diyerek başımı salladım. Bir anda unutmuşcasına "Zeynepleri de ekle." diyerek atladım."

Demir kıkırdarken diğerlerini de telefonuma ekledi. Boş durakta otururken üşüdüğümü hissederek titredim. Demir beni kollarının altına alınca şaşkınlıkla dona kaldım. Her yerim yanarken bunun ne olduğunu çözemedim sadece bedenimi gevşettim.

Bindiğimizde otobüsten veda ederek ayrıldım. Sanki ruhum orada kalmış gibiydi Demir'den ayrılmak istemiyordum. İçimde bir huzursuzluk vardı sanki. Eve yaklaşırken cam kırılma sesiyle "Anne!" diyerek kapıyı kırarcasına açtım.

Annem yerde kanlı başını elleri ile korurken Mert o adamın bacağından çekiştiriyor bağırarak "Bırak annemi!" diyordu.

"Mert odana git ablacım." diye uyardım, annemi ayağa kaldırdım.

"Ne oldu sürtük baş mı kaldırasın geldi yine? En son neler oldu hatırlıyor musun?" diyerek bana yaklaştı bir eli yanağımı buldu ağzındaki sigaradan dumanlar çıkarken; "En son benimle içki içi-"

Elini sertçe iterek sözünü kestim. "Öyle bir şey yok, gerekiyorsa beni döv ama anneme be kardeşime dokunma."

Bu ben miyim diye sorguladım o an. Eskiden bu sözleri beni kesseler söylemezdim. Annemi bu adamın elinden hiçkimse alamazken şu an kollarımdaydı. Cesaretimi alkışlarken yediğim tokatla cesaretimin altımda ezildim Baba olduğuna asla gurur duymayacağım bir adama o an lanet ettim, kağıtta atılı evlilik imzasına, kimliğimdeki baba adına, kalbimdeki boşluğa... Annemin sözleri kulağımda yavaş yavaş yok olurken kemer sesi duydum. Sıra kemerde dedim içimdeki çocukluğuma, az kaldı bitecek.

Annemin koltukta oturmuş yüzü kanlı ağlayarak yalvardığını gördüm. Gülümsedim onunla buradan kaçacak olmama Mert gizlice beni izlerken ona sorun yok dercesine göz kırptım. Gözlerimi kapatırken yüze kadar saydım.

Ağzımdan tükürdüğüm kanla bitttiğini anladım. O adam odasına giderken elindeki içkiler parlıyordu yoksa bana mı öyle geliyordu. Ayaklanırken morluklarla dolu bacağımdan bileğimi buldu, orada bir tütün izi vardı. Dehşetle donup kaldım, yerdeki söndürülmüş sigara ile hıçkırdım. Yere çökerken annem beni kollarının arasına alırken kafamda göğsündeydi, donmuş gibi hissediyordum.

Bütün acılarımı bir kenara bırakmış bileğimin beş santim üstündeki o izmarit iziyle cesaret kelimisinden vazgeçişimi içim alev alırken soğuktan titreye titreye izledim.

Dudağımdaki sıvı kan, kolumdaki morluklar, titreyen bedenim o iz karşısında bir hiçti. O gün ilk defa kendimi çöp gibi hissetim. Sen bir çöpsün

İç sesime "Kapa çeneni!" diye haykırırken hıçkırıklarımın arttığından habersizdim. Annem beni bırakıp telefonuma koşarken kendimi soğuk parkelere doğru bıraktım. Vücudum sert bir şekilde parkeye değerken her şeye bana daha yavaş geliyordu. Gözlerim açıktı, alamayan göz yaşlarım birikmişti ama donuktu. Bedenim titrerken buz kütlesi yutmuş gibi hissizdim. Nefeslerim sık ve düzensizdi tek duyabildiğim ise. kafamdaki o iğrenç seslerdi.

Annem biriyle konuşurken "Hadi oğlum çabuk ol!" diyişi kulaklarıma ilişti. Annem beni sarsarken en son başımı dizlerine yasladı. Gözlerimi kapattım gözümde biriken yaşlarında böylece akmasına izin verdim. Bir daha açmak istemiyordum. Bir daha o adamı görmek istemiyordum.

Havalandığımı hissettim, birinin koştuğunu sık nefeslerini. Bilincimi kaybederken dudağımdaki kan boynuma doğru akıyordu. Tek bir göz yaşı daha bıraktım kafam geriye doğru düşerken ardından bilincim kapandı.

|

•

|

Gözlerimi ince bir örtünün içinde sıkıca sarılmış kollarda açtım. Dudağımda bir bandın olduğunu hissettim. Üstüme bir tişört geçirilmişti. Kafamı kaldırdım, Demir bana hüzünle bakarken gülümsedim. Bana neler olduğunu biliyordu, beni görmüştü, beni kurtarmıştı.

"Gülme Eylül, maske takma ağlamak istiyorsan ağla yanımdayken dürüst ol."

Gözlerim dolarken kafamı boynuna göndüm. Sanırsam yetimhanedeydik bir ranzanın üst katında yatmak hoştu. Kafamı bu düşüncelerle durduurmaya çalışmak bile gözlerimi dizime çevirmemi engellemiyordu.

"Bakma Eylül, bakma güzelim bırak kendini ağla. Bırak acılarını biraz ben üstleneyim."

Gözlerimden yaşlar akarken hıçkırığım onun boynunda tutuklu kaldı. Beni iyice sardı.

"Uyu merak etme yanındayım."

"Yanımdasın." diye iç çektim. Gözlerimi sonsuzluğa kapadım.

|

•

|

Biri benim saçlarımı okşarken gözlerimi açtım.

"Sakın kafanı örtüden çıkarma tamam mı? Beş dakikaya geleceğim yiyecek bir şeyler lazım." diye beni uyaran Demir ile başımı onay vererek salladım. Kafamı örtünün altında gizlerken etraftan gelen insanların sesleri beni şaşırtmamıştı. Gülenler, iç çekenler ve bir sürü karmaşa burada insanlar aile miydi yoksa yabancı mıydı çözemiyordum.

Etraftaki sesler azalırken odanın boşaldığını anladım. Kafamı yavaşça örtünün içinden çıkardım. Etraf bomboştu her yerde ikili ranzalar vardı. Bir gitar vardı örtüye saklanmıştı. Gülümsemeden edemedim. Demir'in kokusu sinmiş bu yatak öyle hoşuma gitmişti ki aşağı inmektense oturur pozisyonda kalıp etrafı incelemeye devam ettim. Duvarlar kırıktı, parkeler eski olduğunu yüzüme vuruyordu. Bunlara çok takılmadım sadece cam kenarındaki orkidenin bu odadaki yeşerme savaşını özlemle izledim.

Dün gecenin kalıntıları beynimde dolaşırken bileğimi görmek için örtüyü sıyırdım. Küçük ama kocaman bir izdi.

Sönük bir sigaranın laneti ama hala cayır cayır yanıyordu.

Hemen örtüyü çektim üstüme görmek istemiyordum. O eve, o adama, o salona dönmek istemiyordum. İç sesimin kaybedişini, cam kenarındaki orkidenin soluşunu acımasızca izledim. Demir büyük odaya gelince iç çektim. O buradaydı her şeye rağmen buradaydı.

Beni aşağı çağırırken küçük bir sehpayı ve sandalyeleri kaşla göz arası çıkardığını gördüm. Orkidenin yanına yerleşirken içimden hiçbir şey yemek gelmiyordu.

"Neden yemiyorsun?"

"Canım istemiyor Demir, yemek yemek yerine sadece otursak olur mu?"

"Öyle olmaz küçük hanım en azından şu sandiviçten biraz ye."

Ona karşı gelemezken birkaç ısırık aldım. Demir'i izledim saçları hafif dağınıktı, gözleri ışıl ışıl parlıyor bir şaheser ortaya çıkıyordu. Onu izlediğimi fark edince gülerek göz kırptı. Öksürük krizi tutunca bana kıkırdayarak suyu uzattı. Suyu yudumlarken rezil olduğumu kafamdan çıkarmaya çalıştım.

Sandviçten bir ısırık daha alıp bıraktım midem hiçbir şey istemiyordu. Kafamı cama çevirip biraz yem yeşil çimleri izledim.

"Yetimhanenin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum."

Demir homurdandı "Benim yetimhanem değil ama evet dıştan güzel gözüküyor."

Güneş'in etraftaki çiçekleri aydınlatmasını boş gözlerle izledim. Aklıma takılan bir soruyla kafamı ona çevirdim.

"Buradan nasıl çıkacağım Demir? Burada olmam bile sakıncalı."

"Biliyorum bana bırak ilk önce seni iyileştirelim."

Ona içtenlikle baktım. Yıllarca beslediğim umudumun bir günde söneceğini bilsem yine umut eder miydim?

"Hadi beni takip et."

"Nereye gideceğiz?"

"Hadi güzelim nazlanma." Ayaklanırken peşinden ilerledim. Kendi yattığı ranzasının alt kısmından bir şey çıkarırıken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Elinden sulu boyalarla bana doğru dönerken şaşkınlıkla ona bakıp kıkırdadım. "Öyle gizlediğin bir yerden gerçekten sulu boya mı çıkarıyorsun?"

Yandan bir gülüş attı. "İnan orada bundan daha acımasızları var."

İçim titrerken zamanında gördüğüm Demir'in kanlı yüzü ile tedirgince o gizli bölmeye baktım. Demir halimi anlamış olacak ki beni eski yerimize çekiştirdi. Kesinlikle orada ne olduğuna bakmam gerekiyordu.

Demir yanındaki su dolu bardağa fırçasını batırırken fırçada kurumuş renklerin suyla buluşmasını özenerek izledim. Ne kadar da güzeldi.

"Elini uzat."

Ona anlamsızca bakarken elimi onun eline yerleştirdim. O bileğimi görecek şekilde elimi ters çevirirken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Batırdığı kırmızı boya ile bileğimin tam üstüne bana doğru bakan bir kalp çizdi. Şaşkınlıkla onu izlerken kalbin içini boyamaya devam etti.

"Benim bileğime de bir kalp çizer misin güzelim?"

Ona başımı sallayarak uyum sağladım bileğinin içine kıp kırmızı bir kalp çizdim.

İkimizde işimizi bitirince masada bulunan bileklerimize baktık.

"Bileğine bir kalp çizmemin sebebi orada benim kalbimin de atmasıydı. Senin her nefesin, her acın acımdır. Bileğinde bulunan bu kalp sadece sembol benim sana olan sevgim dünyalara sığmaz. Benim senden istediğim ise ne zaman o vücudundaki izler canını çok yakarsa oraya bir kalp çizmen o zaman belki yara bandı görevi görür."

Sözlerine karşı gözlerim dolarken kırmızı kalbin örttüğü bileğimdeki o küçük morluklara baktım ne güzel saklıyordu. bakınca hoş bir kalpti önce sonra gerçek ile yüzleşiyor güneş gibi sızan o yaraları görüyordunuz içiniz yana yana.

Demir sandalyemin yanına gelip beni kendisine doğru çevirdi. Görünen ayak bileğime değen fırça izi ile yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı. İşini bitirince elimden tutarak beni ayağa kaldırdı. İç çektim derince onun o yorgun yüzünü izlerken.

"Demir ya ruhumdaki yaralar onları da çizdiğim bir kalple iyileştirebilir miyim?"

"Asıl ben senden izin istiyorum Ruhu Yaralı Kız ruhundaki acıları iyileştirmeme izin verir misin?"

Gözyaşlarımın arasında kıkırdadım.

"İzin veriyorum Peçeteli Çocuk. Asıl sen yaralı kalbine her gün yeni bir merhem olmama izin veriri misin?"

"Ömür boyu izin veririm." derken alınlarımızı birleştirdi. boyalı bileklerimiz birleşecek şekilde kenetlenirken gözlerimi kapatıp nefesimi içime çekerken eli yanağımı buldu. Dudağıma değen nefesiyle gözlerimi açtım. Dudakları dudaklarıma yaklaşırken kızardım. Tam o sırada kapının önündeki kalabalık sesten dolayı telaşlandım.

Demir boyaları battaniyesinin altına sakladı ve hemen elimi kavrarken açık camdan arka bahçeye atladık. Burada hiç kimse yoktu zaten küçücüktü. Etraf ise tellerle çevriliydi. Büyük çalılıkların arkasına saklanırken hala ellerimiz birleşikti. Soluklandık, "Ne yapacağız?" diye sordum kafamı Demir'e çevirirken. "Tellerden atlayacağız."

"Başına iş açmayalım-"

Cümlemi bitirmeden "Merak etme, kahvaltı zamanını düşünerek bize zaman kazandırmıştım. Erkenden okula gideceğimin bilgisi işe yaramıştı ama şimdi sıra B planında, tellerden atlıyoruz." diyerek göz kırptı.

Beraber ayaklanırken ilk ben tellerden atladım Demir etrafı kontrol ederken o da hemen peşimden gelmişti. Üstümdeki Demir'in tişörtü benim şiddet görmüş halimi biraz gizlerken en azından çok belli olmuyor diye iç çektim.

İlk başta koşan ayaklarımız yürüme aşamasına geçerken klasik yerimize geldiğimizi anladım. Aklım Mert'e giderken ne kadar endişelenmiş olacağı başımı ağrıttı.

"Demir annem ve mert onlar nasıllar biliyor musun?"

"Merak etme güzelim, sabah aradım Mert okuldaymış annen de iyiyim dedi. İçim biraz rahatlarken ikimiz de denizin önündeki kaldırıma yerleştik. Ellerimiz isteksizce ayrılırken gözlerimle hem ayak hem el bileğimi yokladım düne inat onlara gülümsedim. Demir beni kollarına alırken ben de ona yaslandım.

Demir'in beni bir anda güçleştirmiş olmasına karşı derince deniz kokusunu içime çektim.

"Beni iyileştirmek istiyorsan ilk önce geçmişimi en ayrıntısna kadar bilmen gerekiyor." diye Demir acı bir iç çekerken gözleri sertçe dalgaları izliyordu.

"İlk benim anlatmamı ister misin?" diye kolunu okşarken sordum bana bakıp gözlerini minettle parlattı. Onun az önce yaptığı gibi dalgalara döndü bakışlarım.

"İlk doğduğumda şu an ki evimden çok daha güzeldi yaşadığım yer. Babam da böyle değildi en başta her baba gibiydi işe gider gelir anneme karşı şefkatli bana karşı sevgi dolu olurdu. Elleri ne annemin ne benim saçlarımdan eksik olmazdı. Fakat beş yaşımda gizlice içki içtiğini öğrendik. İlk başta annem geçiştirsede sonradan bu ilerledi babam bağımlılık seviyesine gelince ipin ucu koptu. Hiçbir zaman tedaviye gitmedi. Fazla kilo almaya başladı. Ağzından küfür eksik olmadı yıllarca."

"Sonra bir salı günü saat 20.00'a gelirken sırf annem masayı topluyor diye ilk defa dayak yerken o gün babamı kaybettiğimi biliyordum. Annemi kurtarmaya çalışırken yediğim ilk tokatla çocukluğumu bir mezara gömdüler. Sonra Mert doğdu. Sefillik , şidet, içki evimizden hiç eksik olmadı."

İlk annemin sonra benim okşanan saçlarım bir adamın boyunduruğunda yanıp kül oldu.

Sesizleşirken sıktığım avuçlarım yanan gözlerimden bir haberdim. Demir kollarını bana sararken acıyla sözlerini sarf etti.

"Geçireceğimi bilsem her saç tutamını öper okşardım, kalbini ellerimin arasına alır ısıtırdım. Eğer acının geçeceğini bilsem ölümü göze alırdım be Eylül."

"Sen sev yeter."!dedim. "Sen sevdiğin sürece iyileşir her acım. Sen yeter ki babam gibi olma, gitme."

Göğsünde uzunca soluklandım. O saçlarımı okşuyor arada birkaç öpücük konduruyordu. Ağlamana izin ver Eylül. Ağla dedim kendime, ağla.

Araba seslerinin içinden Demir'in cümlesiyle sıranın ona geldiğini anladım.

"Koca kapılı yetimhaneye daha bebekken bırakılmışım. Annem ve babm neredeler, yaşıyorlar mı, birlikteler mi bilmiyorum ve umursamıyorum. Beni koca kışta cehennemim olan o yere bırakarak çoktan o şanslarını kaybettiler. İlk başta hiç dostum yoktu. İlkokula gidene kadar da ağzımı resmen bıçak açmazdı. Sonra burak geldi, benimle yaşıttı kendisi sokakta ekmek çalarken bulunmuş ardından soruşturmalarla ailesiz bir sokak çocuğunu bir yetimhaneye tıkmışlardı. O benim ben onun ilk arkadaşıydım. Artık ortaokullu olduğumuzda ise Bulut her yeri kan içerisinde elinde kırık bir astım ilacıyla gelmişti buraya aylarca hastanede yattı astımının tedavisi bitene kadar ona destek olmuştuk. Kendini toparladığında ise sonunda yanımıza gelebilmişti."

Demir' soluklanırken "Peki ya Zeynep o da mı sizinle beraber yetimhanedeydi?"

"Hayır güzelim o sizin lisenin ilk yılı okul çıkışı erkeklerle bir kavgaya girmişti. Biz de yoldan geçerken onları ayıralım dedik fakat olan Burak'ın kaşına olmuştu. Burak Zeynep'i kollarından tutayım derken Zeynep'in "Ya oğlum bıraksana!" diyip yumruğu geçirmesiyle kavga sonlasa da sonradan pişman olan Zeynep ile birkaç hafta uğraşmış sonra yaptığı her yardımıyla bu kadroya dahil olmuştu."

Burak'ın yaşadığı olaya karşı kahkaha mı tutamazken Demir de bana eşlik etti.

"Artık sen de bu gruba aitsin Eylül'üm . Sen ve Mert bu gruba cesareti çok güzel anlatıyorsunuz."

Kafamı kaldırıp onun buğulu gözlerine baktım. Bana eriyip kül olabileceğim bir yan gülüş bahşederken kollarımı beline sarıp kafamı daha çok göğsüne yasladım.

"Teşekkür ederim, teşekkür ederiz umarım Mert'le beraber size bir korkağın kendini nasıl cesaretlendireceği çok iyi anlatırız."

Saçımı öpüp "Zaten öylesiniz, hep öyleydiniz."diye fısıldadı. Biraz daha orada durup soluklanırken bugün yanımızda peçete olmaması canımı sıkıyordu.

"Demir bugün peçete satamıyoruz başka ne yapabiliriz para kazanmak için?"

Kafamı kaldırıp gözlerimizi onunla birleştirdim. "Sana dün söylediğim teklifi hatırlıyor musun?"

"Zeynep çalsın sen söyle."

Gözlerim karasızlıkla parlarken gözlerim havanın karanlığı ile iyice hırçınlaşan dalgalara gitti. İç sesime, kendi içime baktım. Orada şarkılarımı söylemeyi gerçekten istiyor muydum yoksa saçma bir korkuya mı yeniliyordum. Ayak bileğimdeki kalbe baktım. İlk kalp gördüm sonra izmarit izini.

Sıradan çizilmiş bir kalbin yaramı saklamasını acıyla izledim. Saçlarım hoyratça dalgalanırken iç sesim güçle haykırdı.

Git ve şarkı söyle eylül, git ve onlara neler yapabileceğini göster.

Kafamı tekrar Demir'e çevirdim. Büyük bir etkinleşmillikle beni izliyordu. Demir diye seslenmemle sanki rüyadan uyanır gibi oldu. Bir elimle onun elini kavradım parmaklarımızı bir birine kenetledim.

"Gidip hayallerimiz için savaşalım Demir. Gidip onlara bir insanın kalbinin gücünün yaşadığı acılardan daha önemli olduğunu kanıtlayalım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.