İçeriğe geç

Küllerin ithali

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Küllerin ithali

Bölüm 4

4.Bölüm Avucumdaki ter başkasının ekmeği

​"Emek, kutsaldır derler. Ama benim emeğim, her ayın sonunda babamın masasına fırlatılan bir haraçtan ibaretti. Ellerimdeki deterjan kokusu, ruhumdaki o özgürlük isteğini bastıramıyordu."

​Otelin o devasa cam kapılarından içeri girdiğim her an, sanki bir zaman makinesinden geçiyordum. Dışarıda; rutubetli evimiz, annemin bitmek bilmeyen o aşağılayıcı bakışları ve babamın "Nerede kaldın?" diye kükreyen sesi vardı. İçeride ise; kusursuz ütülenmiş üniformam, hafif bir parfüm kokusu ve bana "Bala Hanım" diyen mesai arkadaşlarım... Burası benim için sadece bir iş yeri değil, o karanlık evden kaçıp nefes alabildiğim tek sığınaktı.

​Bir ay dolmuştu. İlk maaş günüm gelip çattığında, o zarfı elimde tuturken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bu, hayatımda ilk kez kendi alın terimle kazandığım, kimseye muhtaç olmadan elde ettiğim o büyük güçtü. Ama bu sevinç, evin kapısından içeri girdiğim an son buldu. Babam televizyonun karşısında, elinde o her zamanki sertliğiyle beni bekliyordu. Yanında, sanki bütün gün o yorulmuş gibi oturan erkek kardeşim vardı.

​"Getir," dedi babam sadece. Hiçbir "Eline sağlık," hiçbir "Nasılsın?" yoktu.

​Zarfı uzatırken ellerim titredi. Paramın, o binbir eziyetle kazandığım kuruşların, içeride bilgisayar başında oyun oynayan o şımarık kardeşim için harcanacağını bilmek içimi yakıyordu. Babam zarfı yırtarcasına açtı, paraları tek tek saydı ve içinden sadece yol parası bile sayılmayacak küçük bir miktar fırlattı önüme.

​"Bu sana yeter. Kalanı evin masrafına ve kardeşinin borçlarına gidecek. Şehirde çalışıyorsun diye kendini bir şey sanma, o paranın tek bir lirasında bile hakkın yok senin."

​Annem mutfaktan çıkıp o paraları babamın elinden kapışını, "Sonunda bir işe yaradın," diyen o iğrenç gülümsemesini izledim. O an anladım ki, ben onlar için bir evlat değil, sadece her ay tıkır tıkır işleyen bir para makinesiydim. Babamın o ikinci kadına aldığı her hediye, aslında benim uykusuz gecelerimin ve çatlayan ellerimin bedeliydi. Annem ise bu duruma itiraz etmek yerine, babamdan kalan kırıntıları toplamanın derdindeydi.

​O gece mutfakta yerleri silerken ağlamadım. Gözyaşı zayıflıktı ve benim artık zayıf olmaya hakkım yoktu. Dizlerimin üzerinde mermeri ovalarken, zihnimde o büyük hayalimi kuruyordum. Oteldeki o şık, eğitimli kadınlar gibi olmayı; kendi paramla, kendi evimde, kimsenin emri altına girmeden yaşamayı... O otel müdürünün masasında gördüğüm o eğitim formları, benim asıl çıkış biletimdi.

​Ertesi sabah otele her zamankinden daha dik bir başla gittim. İşimi o kadar kusursuz yapıyordum ki, personelden sorumlu şef bile dikkatini benden alamıyordu. Her misafire gülümserken, içimde biriktirdiğim o soğuk öfkeyle besleniyordum. Onlar beni o paraya mahkum ettiklerini sanıyorlardı; ama ben, ayakkabımın o gizli astarında, babamdan gizlediğim her bir kuruşla kendi geleceğimin tuğlalarını örüyordum.

​Bala kışı geçirirdi ama yediği ayazı asla unutmazdı. Benim ayazım o evin soğuk duvarlarıydı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.