İçeriğe geç

Küllerin ithali

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Küllerin ithali

Bölüm 13

Bölüm 13 Bekleme Odası ve İntikam

Gece yarısını çoktan geçmişti Londra’nın o hiç dinmeyen dışarıdaki uğultusu, Mayfair’deki dairenin sessizliğine teslim olmuştu. Geniş yatakta sola dönüyorum, sağa dönüyorum; sekizinci aya merdiven dayamış karnımın ağırlığıyla resmen yatakta bir kruvaziyer gemisini manevra etmeye çalışıyormuş gibi hissediyordum. Uyku haram olmuştu. Gözlerimi tavana dikmiş, zihnimde saatlerdir kurduğum o intikam senaryolarını tartıp duruyordum.

Kaan… O pislik, İstanbul’un gri sokaklarında hayatımı zindan edip arkasında kocaman bir enkaz bırakarak ortalıktan kaybolduğunu zannediyordu. Londra’da Miss Dilan Maria olarak küllerimden yeniden doğmuş olabilirdim ama bu içimdeki ateşi söndürmüyordu. Planlar hazırdı. Hangi şirketine çomak sokacağımız, iflas bayrağını hangi sırayla çektireceğimiz zihnimde tıkır tıkır işliyordu. Tam "Yeter artık, sabrım taştı, yarın ilk uçakla bilet alıp hesabını kesmeye gidiyorum" diye kendi kendime gaza gelecekken, karnımdaki minik ayaklardan biri böbreğime öyle kallavi bir tekme indiriyordu ki, bütün ihtişamlı intikam planım anında “Anne, sakin ol, altı üstü buradayız” uyarısıyla suya düşüyordu.

İşte o an derin bir nefes alıp gerçekle yüzleşiyordum: Tamam, yumuşamamalıydım. Kaan’a o borcu ödetmeden, hayatımı karartmanın bedelini misliyle ödetmeden bu iş bitmezdi. Ama anatomik olarak şu an bir imparatorluk yıkacak değil, ancak yastığı düzeltip sağa sola dönerken homurdanacak gücüm vardı.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, salonun ortasında ellerimi belime koymuş kara kara düşünürken mutfaktan gelen kahve kokusuyla irkildim. Ateş, üzerindeki rahat siyah tişörtü ve dağınık saçlarıyla elinde iki kupa kahveyle mutfaktan çıkıyordu. Beni o halde, gözlerimin altındaki mor halkalarla ve sinirden gerilmiş bir yay gibi görünce durdu. Kahve kupalarından birini uzatırken her zamanki o alaycı, korumacı sırıtışını yüzüne yerleştirdi.

"Yine sabaha kadar uykusuz kalıp dünya ekonomisini kurtarma veya Kaan’ı vahşi doğada yaban domuzlarına yem etme planları mı kurdun Maria?" dedi, gözlerini kısarak.

Kupayı elinden alırken, "Planlarımı küçümseme Avukat Bey, her detayı düşündüm" dedim dişimin arasından. "Buğday tanesi kadar merhamet edenin kalbi kurusun. O herif buraya gelecek ya da biz gidip..."

Daha cümlemi bitiremeden, Ateş gözlerini devirerek elini havaya kaldırdı ve sabır dilenir gibi bir ifadeyle başını salladı.

"Başladık yine... Bak Maria, güzelim, akıllı kadınsınn, az baksana şuraya" diyerek elleriyle beni gösterdi. "Sen şu an intikam planı falan yapabilecek fiziksel kondisyonda mısın gerçekten? İki canlısın, karnında mini mini iki adet mafya babası adayı tepikleyip duruyor. Bizim şu anki ulusal güvenliğimiz ve birinci önceliğimiz; senin gece uykusuz kalmaman, ayağının şişmemesi ve doğuma kadar tansiyonunun oynamaması."

Kollarımı göğsümde bağlayıp dik dik baktım. "Yani ne diyorsun Ateş? Oturup Kaan’ın kına yakmasını mı izleyelim?"

İçimden "o kına yakıyorsa bizde yakarız maria" demek geçti ama herneyse bunlara vaktimiz yok tamamen profosyonel olmalıyım olmalıyız.

Ateş derin bir iç çekip yanıma yaklaştı, kupasını sehpaya bırakıp ellerini omuzlarıma koydu. O alaycı tavrı anında yok olmuş, yerini o keskin ama bir o kadar da içten gelen korumacı tona bırakmıştı.

"Yok öyle bir şey, sesli bile düşünme" dedi ciddi bir sesle. "Kaan’ın kellesini alacağız, buna şüphen olmasın. O defter kapanmadı, sadece ertelendi. Ama önce şu bebekler bir sağ salim dünyaya kazasız belasız bir gelsin, odalarına yerleşsinler, sen de bir insan evladı gibi gece yatakta iki saatten fazla uyuyabil..."

Tam o sırada karnımdan gelen belirgin bir hareketle ikimiz de aynı anda oraya baktık. Minikler yine toplantı saatini başlatmıştı.

Ateş gülmemek için kendini zor tutarak elini karnımın üzerine koydu. "Bak, içerideki generaller bile onayladı beni görüyor musun? 'Önce biz çıkalım amcacım, sonra babamızın hesabını hep beraber keseriz' diyorlar."

Gözlerimi devirdim ama dudaklarımın kenarındaki o engel olamadığım gülümsemeyi saklayamadım. "Çok komik, sen avukatlığı bırakıp stand-up'a mı başlasan?"

"Müşteri memnuniyeti odaklı çalışıyorum" diye göz kırptı Ateş. "Hadi şimdi uzat ayaklarını bakalım Maria Hanım. İntikam soğuk yenen bir yemektir derler, evet; ama bu bebekler doğana kadar o yemek sadece buzlukta bekleyecek. Söz veriyorum, o hesap kapandığında o masada en önde ben oturacağım."

Kollarımı çözüp hafifçe ofladım. Haklıydı. Bu devasa hamilelik haliyle yapacağım her aceleci hamle, sadece bana ve bebeklere zarar verirdi. Kaan’ın biletini kesmek için sabırsızlanıyordum ama o bilet, bebekler kollarımdayken kesildiğinde çok daha pahalıya mal olacaktı. Ve Ateş arkamda olduğu sürece, o hesap inatla ve sabırla bekleyebilirdi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.