İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 8

7.Bölüm

Suyun hafif dalgaları usul usul yüzümü sarmalarken, gözlerim yavaş yavaş açıldı. İlk başta, etrafıma dair hiçbir şey net değildi; bulanık, yarı aydınlık, sessizliğin derinliğiyle örülmüş bir dünya… İçimdeki soğukluk ve huzursuzluk arasında gidip gelirken, suda asılı kalmış bedenimin varlığını fark ettim. Birkaç saniye daha gözlerimi kapalı tuttum, nefesimi düzenlemeye çalıştım, ama suyun hafif hareketleriyle sarsılıp durmam, sonunda beni yeniden gerçekliğe çağırdı.

Başımı yavaşça çevirdiğimde, gözlerim onu buldu: Suyun üstünde asılı kalmıştı benim gibi.Yüzündeki ifadede derin bir huzur vardı:uykunun en saf, en kırılgan hali. Göz kapakları henüz tam açılmamış, kirpikleri su damlalarıyla ağırlaşmıştı. Sanki etrafındaki bütün dünyadan kopup, sadece kendi iç dünyasında var oluyordu.

Bunlar gerçek olamayacak kadar uzaktı bana.İleride duran adam farkında olmadan fısıldıyordu boynuma ve ben o her fısıldadığında istemsizce ona çekiliyordum.Hareketlerimle su hafifçe dalganıp gıdıklıyordu bedenimi.Vücudu, suyun içinde yumuşakça hareket ederken, ateşin oyunuyla kaslarının her kıvrımı belirginleşiyordu. Ama orada, kasların arasında, bedeninin pek çok yerinde izler vardı geçmişten kalan.Her biri farklı derinlikte, ama hepsi aynı direnişin izlerini taşıyordu. Bu yaralar kendinde kurduğu gücün ve zayıfınlığın arasındaki dengede hayran bıraktı beni.

O denge, anlatması zor bir şeydi: Güç ve zayıflık, onun bedeninde adeta asil bir baloda dans ediyor, birbirini tamamlıyorlardı. O yaralar, zorlukları ve mücadeleleri saklıyordu; ama hiçbir zaman onu tanımlamaya yetmezdi. Onun asıl gücü, bu kırılganlığı sahiplenişindeydi.

Kendi bedenime bakmak cesaret ve zaman istedi. Üzerimde sadece ıslak iç çamaşırlarım vardı ve bu savunmasızlık hissi, suyun serinliğiyle birleşince beni panik içinde hareket ettirdi. Suda çırpınmaya başladım; nefesim kesildi, boğulacakmışım gibi oldum. İşte tam o anda, gözleri birden aralandı.

Mahşerleri endişeyle beni aradı etrafında ve aradığınıda buldu.Belimden çekerek bedenlerimizi suda asılı bıraktı.Hafifçe başını yüzüme doğru eğdi. Gözlerimiz bir an için buluştu; sözsüz bir anlaşma, kelimelere ihtiyaç duymayan bir bağ vardı aramızda. Suda hafifçe savrulurken, o an, her şeyden uzak, sadece birbirimizin en yalın haline tutunuyorduk.

Sonra, yumuşakça benden uzaklaştı, ama hala gözlerimin içine bakıyordu. “Afedersin,” dedi uykudan yeni uyanmış çekici sesiyle.

“Biz…” yüzüm kıpkırmızı bir şekilde utancımdan lâl olmuştum.

“SANDIĞIN GİBİ BİR ŞEY OLMADI.” O da panik yapmıştı kendini açıklamak için ama sürekli yüz kızartıcı şeyler yapanda o değil miydi?

“Sen…” Sesim fırtına öncesi rüzgarın tıslaması gibi çıkıyordu.Yerinde olsam benden uzaklaşmaya başlardım ki o da öyle düşünmüş olmalı,geri geri adımlamaya başlamıştı suda.O geri gittikçe ben sinirimi kontrol edemeyip üzerine gidiyordum.

“Açıklayabilirim Karayel,izin ver açıklıyım.”

“Neyi açıklayacaksın Kağan Efendi? İflah olmaz bir deyyus olduğunu mu?”

Yanaklarım , sisin içinde diz çöküp yerlerine gamzelerimi bıraktı. Ben bile şuan kendimden korkarken o hayli hayli korkuyor olmalıydı.Oysa o değil miydi istediğinde küçücük cüsselerin içinde devasa fikirleri yok eden?

“Yanıyordun!” Duyduğum şeyle tek kaşım havalanmış , iyice sinir basmıştı bedenimi.

“Yani çok ateşin vardı.Havale geçiyordun öylece duramazdım .Antibiyotik de etki etmeyince mecbur kaldım.”

“Sende beni soyup suya sokmayı akıl ettin öyle mi?” Aramızdaki mesafe kapanmış artık ne o kaçıyordu ne ben onu kovalıyordum.

“Aynen öyle ! Hem sen değil misin beni uykumda savunmasızken, röntgenleyen?”

Bir dakika ne? O uyumuyor muydu? Ah salak kafam teyzende asla uyumazdı.Sadece olası tehlikeler için gözünü dinlendirirdi tilki uykusunda…Salak kafam! Bir de üste çıkıyor her konuda nasıl beceriyorsa deyyus! Asla geri adam atma kızım asla! Haklı olduğunu hissedemesin.

“KÜSTAH HERİF!”

Elim havalanmış ona doğru hızla yaklaşırken elimi havada tutup bedenimi ters döndürdü kolumu sırtıma yaslayıp.Dona kaldım anlık olarak bu refleksine.İçli bir şekilde iç çekti.Boynumu es geçti sıcak nefesi…Ardından kulağımı yaladı o cezbedici arsız sesi.

“Sakın.Sakın bir daha bunu deneme küçük hanım.Seni incitmek istemem.”

Küçüklüğümden beri teyzem ihtiyacım olur diye çeşitli savunma sanatları öğretmişti.Şuan bunları senin üzerinde tek tek denemeyi büyük bir zevkle isterdim Kağan Efendi ama yapamam.Aynı zamanda teyzem bana başka şeylerde öğretti.Karşındaki kim olursa olsun fazlaca bildiklerimi her zaman sakladım.Çünkü bazı şeyleri saklamak en doğrusudur.

Hafifçe beni ileri itip arkasında taşların ve suyun ahenkli hışırtısını bıraktı.Dengesizdi.Dengesizdim.Hiç tanımadığı bir adama güvenilmek kadar dengesizdim.O ise hiç tanımadığı bir kadına değer vericek kadar dengesizdi.

Duygusuz çıkan sesi beni düşüncelerimden böldü:

“Bir kez daha hasta olursan sana bakmak gibi bir niyetim yok,üstünü değiştir.”

“Emredersiniz komutanım.”

Gene gülmüştü sözlerime.İtiraf etmeliyim ki kendisini haz etmesemde gülüşü hoşuma gidiyordu.Uzun zaman olmuştu gülen birini görmeyeli ve duymalı.Küller Diyarı’nda insanlar alışmıştı üç maymunu oynayan insanları görmeye.

“Ateşin başında nöbet tutucam.Sana bakmıyorum yani.”

Cevap bile vermeden çadırıma doğru adımlayıp fermuarı arkamdan kapattım.Sırt çantamdaki tüm kıyafetler siyahtı.Üzerime geçirdiğim kıyafetler hala bana yabancı geliyordu.Tüm bunlar en acımasız işkenceymişte, uykumdan uyandığımda rutubetli o dört duvar arasında bulacakmışım gibi geliyordu.Bileklerimdeki izleri ovuşturarak çadırdan dışarı çıktım.

Oradaydı.Tam karşımda.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.