İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 15 · 11 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 15

14.Bölüm

Şafak söktüğünde vadideki dağlara gün doğdu.Sabaha kadar yaslandığım ağaçla bir bütün olmuş ; siyah kumaş pantolonumun üzerine çiğ yağmış ,ıslanmıştım.Bir kişi eksik olmadan uyumayacağımıza dair ettiğimiz sessiz yemin bozulalı iki yıl oluyordu.Gece boyu kimse yanıma gelmediğine göre bozgunluğu süre geliyor.

Ayaklarımın dibinden akıp giden su yolu en fazla kolumun kalınlığındaydı.Vadinin eteklerini zil çaldırıp akan haylaz tatlı su kendine yeni yollar arıyordu anlaşılan.Düşüncelerime daldığım yerden kâğıttan bir geminin geçmesiyle uyandım.Bir sürü, tek sıra halinde su yolundan akıp gidiyorlardı.Nereden geldiklerini anlamak için etrafıma baktığımda kimseyi göremedim.Hiçbirini sudan koparmak da istemedim.Gidiyorlarsa en azından bende olmayan mutlak özgürlüğe yelken açmalılardı.

Sık çalıların arasından bir çıtırtı geldi.Açıkçası buraya çöktüğümden beri ara ara değişik bir ürperti hissetmiyor değildim izlendiğime dair.

“Kim var orada?”

Cevap yok.

Elime aldığım kaya parçasıyla kendi etrafımda dönerek tehditkâr biçimde konuştum.

“Şaka çekicek durumda değilim Gökhan.”

Cevap yok.

Omzuma konulan eli tutup üzerimden fırlayıp sırt üstü yere düşen siyah karartıya bakmam bir oldu.

“Ahhhhhhh kolum! “ ördek yavrusu gibi inleyen adama şaşkınca baktım.Fizik kurallarına göre böyle bir bedenden böyle bir ses çıkması mümkün müydü?

“Utan.Utan.Koskoca adamsın çıkardığın seslere bak.”

“İnsan mısın sen kızım ahhhğğğhhh kolum yerinden çıktı galiba aaaahğğğğğ.”

“Onu sessizce yaklaşmadan önce düşünücektin.”

“Nereden anladın benim olduğumu öyleyse?”

“Alıştım artık senin aptal şakalarına diyelim.”

“Tesüf ederim.”

“Düş önüme gevşek don lastiği.Koluna bir baksın Ezgi.”

“Kolunu siktim yerinden çıktı demiyorda meluşka gibi düş önüme diyor.” Diyerek söylenen Gökhan’ın ayağına en okkalısından tekme de indirdim.

“KIZIM SEN BENİ ÖLMEDEN MEZARA MI KOYACAKSIN!?”

“Müstahak sana.”

“Bacım yalnız kalmasın karanlıkta.Kurdu var çakalı var dedik,sahip çıkalım itlere karşı dedik ama yokkk siz kadınlara yaranamayız biz amına koyayım.”

Bir yandan makineli tüfek gibi durmadan söylenmesine mi gülsem yoksa tek ayağında seke seke zıplamaya çalışmasına mı gülsem bilemedim.Ağzımdan küçük kıkırtılar kaçtı.

“Son gülen iyi güler bacım.Göstericem ben sana ,ağhh! YARDIM EDİN ADAM ÖLDÜRÜYORLAR.”

Sen iflah olmazsın bakışlarımı atıp kafamı ümitsizce sağa sola salladım.Arka bahçenin verandasına çoktan gelmiştik.Gökhan önden davranıp kanguru gibi seke seke merdiveni çıkıyordu.26 yaşına gelsede hala dünkü çocuk gibi beni ispiyonlama peşinde gevşek don lastiği ! Kısa bir anda olsa normal bir hayatın yaşadığı anları yaşamak güzeldi. Sanki kırmızı bültenle aranan infaz mahkumu değilmişimde kardeşiyle didişen sıradan bir ergen kız gibi hissetmiştim.

Veranda’nın etekleri karla kaplı ve nehiri gören alanında sekiz kişilik yemek masası yıllar önce son yemeğimizi yediğimizden beri bıraktığım gibi duruyordu.Üzerinde çeşit çeşit kahvaltılıklar,poçalar ve tatlılar mis gibi kokup iştahımı açmıştı iyice.Açi’nin işi olmalıydı bu.Tabiki de hepimiz yemek yapmayı biliyorduk ama bu konuda en becerikli kişi Açelya sultandır aramızda.Biz ne zaman üşensek bize inat en krallara layık sofraları kurar. Gösterişi seviyor kızçem napalım onu da bu haliyle seviyoruz.

Tatsız tutsuz gardiyanların yemek artıklarından geriye kalanları yediğim günlerden sonra bu sofra çölün ortasında tanrının gökten indirdiği lütuflarla eşdeğerdi.Kimse görmeden ağzıma bir pişi atayım derken bir pişi oldu birkaç pişi.Dışarıdan ağzı fındık, fıstık,palamut ile dolu sincap gibi görünüyordum hiç şüphesiz.

“Yavaş ye öğretmen hanım. Kimse önünden kaçırmıyor.”

Mükemmel zamanlama Alparslan.Bu adamın huyumu öcü gibi sessizce birden ortada bitmek?

“Sevmediğin ot burnunon dobondo botormoş.” Ağzım çok dolu olduğundan mütevellit sonlara doğru sesim çok tok çıkmış,anlaşılması zorlaşmıştı.Yüzüne bile bakmak istemediğim ukala adamın şuan gülümsediğine emindim.Lağnet olsun! Ne vardı normal insanlar gibi lokmalarımı yuttuktan sonra laf soksam?

“Gemileri suya indirdik sanıyordum.”

Ağzımdakileri yuttuktan sonra ayağımın ucunda dönerek arkamdaki kas yığınını süzdüm ayak uçlarından saçlarına kadar.Gerçekten zamanında kaslarını geliştirmek kadar beynini de geliştirmeliydi.

“Tabi ya ,sendin değil mi o kişi?”

Yüzündeki mimikleri bir milim bile oynatmadan bön bön suratıma bakmaya devam etti.Baktı ki konuşmuyorum kafasını aşağı yukarı beni onaylayarak salladı.

“Utanmıyor musun elalemin suyunu kirletmeye ?”

Boş konuşmayı normalde sevmezdim ama bu adam sinir edilmeyi hak ediyordu.Bütün gece bana emanetsin tantanasını çektikten sonra ortadan kaybolmasını yüzüne vuracaktım zevkle ama anlaşılan beni gece uzaktan takip etmişti.En sinir olduğumda buydu.Varlılığını hissettirmesi,sürekli hayatımda açtığı sır perdeleri içimde tarif edilemez kötü hisler oluşturuyordu.Üzerime doğru birkaç adım atarak dün geceki gibi üzerime eğildi.Bu sefer sıcak nefesi dudaklarıma çarpıyordu.Gözlerimi yummadan bende onun gözlerinden geçenlere oltamı attım.Amacı neydi şuan? Benim geri adım atmamdan zevk mi alıyordu? Biraz daha üzerime eğildiğinde refleks olarak gözlerimi kapalı olarak buldum.

“İzninle birkaç poça alıcam.Tabi çekilmeye yeltenirsen öğretmen hanım.”

“Ha ne? Tabi.Tabi buyrun.”

Bedenim otomatik olarak hareket etmiş , verandanın korkuluklarına yaslanıp yüzümü doğanın manzarasına çevirmiştim.Normalde al al olan yanaklarımın şuan utançan kıpkırmızı olduğunu düşünmek bile istemiyordum.Neyseki hava serindi de çabucak eski rengi dönebilirdi yüzüm.

“Noldu bir suskunlaştın.Pek senlik hareketler değil bunlar.”

“Amacın ne Kağan ?”

“Hayatta kalman.” dedi umursamazca elindeki kırmızı elmayı ısırarak.

“Biliyor musun öğrencilerime öğrettiğim ilk şey bir soruya iki kere aynı cevabı vermemeleriydi.Eğer bir insan kelimeleri yan yana getirip yeni anlamalar yükleyemiyorsa cümlelerine , o zaman bu o kişinin kalın kafalılığı oluyor.”

“Sen bana entellektüel bir şekilde laf mı soktun şimdi Karayel ?” Boynundaki birkaç damar belirginleşmiş olsada hala yüzünde bir milim oynama yoktu.

“Estafurullah , sana öyle geldiyse demek .” Dedim annesinin gözünün içine bakıp yaramazlık yaptıktan sonra ayağını parmak ucunda sağa sola sallayan yalancı bir mahcubiyetle çocuk gibi.

Boynunu kütürdetip sofranın iki yanındaki köşelerden birine oturdu,annemin yerine…Diğerleri de gelip yemek mamasındaki yerlerini aldığında bana da diğer köşedeki boş sandalye kaldı sadece oturalacak.Kahvaltıda kimsenin ağzını çıt açmıyor,herkes sessizce kahvaltısını ediyordu.Anlaşılan dün geceki gereksiz gerginlik hala sürüyordu.Bu sessizliklik Ekin’i de rahatsız etmiş olsa gerek ortaya ilk laf atan o oldu.

“Fena benzetmişsin Gökoş’u .Eline sağlık peri kızı.”

En içten gamzelerimi ona sunup ne demek dedim beden dilimle.

Gökhan — “Kaç kere dedim sana ot parçası ! Bana Gökoş deme diye.O ne öyle kılıbık erkekler gibi , halis mulis taş fırın erkeğiyiz biz kızım.Kısmetimi kapatıyorsun.”

Ekin — “Kısmetiymiş.Kıçımın kenarı.”

Normal hayata dair en özlem duyduğum şeylerden biriydi ikisinin saçma didişmeleri.Hayata rengini ve tadını verenlerde bu değil miydi? Bunlar olmasa rutin görevleri yerine getiren makinelerden ne farkımız vardı ki ?

Boğaç bir kaç kez öksürüp laf söyleme sırasını kendisine getirdi.

“Kahvaltıdan sonra herkes yer altındaki odaya insin.Sende dahil Alparslan.Görelim bakalım kızımızı annem kimlere emanet etmiş.” Ciddiyetle başladığı cümlesini sonlara doğru küçümseyici bakışlarıyla, doğrudan Kağan’a bakarak söylemişti.

Her etkiye tepkisi olan adamın bu kez ağzını açmamasına hayret etmiştim.Sanırım bazı zamanlar olduğu gibi en iyi cevabın sessizlik olduğuna kanaat getirmişti.

Kahvaltı bitince herkes kendi tabaklarını alıp bulaşık makinasının içine yerleştirdi.Küçüklükten beri alıştığımız bu huya Kağan’ın da ayak uydurması dikkatimden kaçmamıştı.Herkes kendi köşesine çekildikten bir süre sonra bodrum kapısının asma kilidinden çıkan seslerle oturduğum yerden ayaklandım.Bodrumda ki kocaman oda hepimizin kişiliğinden birer parça içeriyordu.İçeride olan içeride kalmalıydı bu yüzden metafor olarak kapısını kullanmadığımız zamanlar kilitli tutardık.İlk kez barut kokusunu bu odada almıştım.

Bodrumun kapısı eski Amerikan evlerindeki gibi üst kata çıkan merdivenlerin altındaydı.Bu kısıma gelene kadar evde kimseyi görmemiştim.Sanırım en geride ben kalmıştım.En geride kalan kapıyı içeriden sürgülemeliydi bodruma girdikten sonra .Tuğla duvarlarla kaplı, tavandaki tek bir ampulün cılız bir şekilde aydınlattığı odada göz gezdirdim.Dışarıdan birisi bu odaya girse sıradan bir şarap mahzeni sanardı burayı.Fakat her ihtimale karşı bu odayı böyle göstermek zorundaydık.Odanın esas girişi duvarda asılı olan saatti.Saati dokuzu beş geçeye ayarladığınızda tuğlaların arkasında saklı mekanizma aralanıyordu.Saati yerinden sökseniz dahi kapı açılabiliyordu, en güzel yanı da buydu.

Kapının eşiğinden adım attığımda içimdekileri dış dünyada bırakmak zorundaydım, bu da yazılı olmayan kurallarımızdan birisiydi.Derin bir nefes alıp içeriye adım attım.İçerisi bir morg kadar soğuktu.Bedenimden geçen ürpertiyle usulca duvarlara göz gezdirmeye başladım.Duvarlar türlü türlü yasaklanmış kitaplarla doluydu.Bu hem ses yalıtımına yardımcı oluyor hemde sistemin kapatmaya çalıştığı üçüncü gözümüzü açıyordu.Bu kitapları okumanız veya bulundurmanız demek ölmeniz demekti.

Umut—“ Biz de seni bekliyorduk çalı kuşu.Atış talimi sende.”

Elime uzattığı 50 kalibre tabancayı alıp şarjörünü doldurdum.Hedef mankenler metrelere dizilmişti.Son defa emniyet kilidinide kontrol ettikten sonra nefesimi tutarak hedeflere doğru odaklandım.

Kağan—“ Elindekini kullanmayı biliyor musun?”

Boğaç—“Senden daha taşaklı olduğu kesin.”

“Dikkatimi dağıtmaya çalışman güzel taktik Alparslan.”

En fazla 1100 metredeki hedefin kafasında kurşun deliği var gibiydi ama tam olarak göremiyordum.İçimizde bu kadar profesyonel nişan alabilecek tek kişi muhtemelen Boğaç veya fıstıydı. Düzgün bir şekilde odaklanıp parmağımın altındaki tetiği çektim.

Umut— “Bakalım paslanmış mısın Arzu.” Elindeki dürbünü gülümseyerek hedefe doğrulttuğunda gülümsemesi yavaş yavaş soldu ve sertçe yutkundu.

Ezgi—“Iskalamış mı ?”

Mümkün değildi.En kötü atığım bile gövdeye isabet etmeye yeterdi.Emindim.İsabet ettiğine emindim.

Umut —“Al kendin bak.” Diyerek elindeki dürbünü Ezgi’ye uzattığında Ezgi’nin alaycı gülümsemesi de yerini şaşkın bakışlara bıraktı.

Açelya—“Verin şunu bana salaklar.” Ezgi’nin elinden dürbünü çekip almış, meraklı bakışlarla hedefe bakıyordu.Birden kulağımın yanında ıslık çalmasıyla sağır oldum sandım.

Açelya—“Kesinlikle bizim kız sizden daha taşaklı.1580 metre kafadan isabet, nesin sen be acemin kızı? “

İnsan yirmi dört saatini karanlıkta geçirince bir bütün oluyordu gözleri karalarla.Annem sağolsun her konuda en iyi şekilde eğitmişti hepimizi.Küçükken cehennem haftası dediğimiz haftalarda eğitiyordu bizi.Çamurda,karda,kışta sürünmek olsun ağzımızda canlı kurbağa ile koşmak olsun o zamanlar sitem etsekte emeklerimizin karşılığı meyvesini veriyordu.

Boğaç duvara yeni astığı haritaya ilerleyip elindeki kalemle bazı işaretlemeler yapıp eline aldığı sopayla bu bölgeleri göstererek konuşmaya başladı.

Boğaç—“Hepinizi aramızda görmek çok güzel beyler ve bayanlar ama işin özlem kısmını giderdiğimize göre sadede gelelim.İki hafta sonra bu işaretlediğim yer altı tesisine tutsak çocukların sevkiyatı yapılacak.Amacımız sevkiyat sırasında içeri sızıp çocukları kurtarmak.Unutmayın bu şimdiye kadar karşılaşacağımız en zorlu kısımlardan birisi çünkü içerisi yüzlerce fısıltı askeriyle dolu.Neyseki bizde de bir fısıltı var ki umuyorum bize içeride yardımı dokunur.Bu gördüğünüz haritalar fısıltıların eski lideri annemizden kalma.O zamanlar tesisin içi böyleydi fakat bilgi sızımı ihtimaline karşı kroki değişmiş olabilir.”

Elindeki krokiyi haritanın yanına asıp sorumuz var mı diye bekledikten sonra kaldığı yerden konuşmaya devam etti.

“Ezgi sen çiftlikte kalıp kablosuz bağlantıyla bize bilgi vereceksin,operasyonun beyni senin bilgisayar marifetlerine bağlı.Açelya ve Umut sizleri ön hatta tutuyorum çünkü yakın dövüşte iyisiniz.” Elindeki yeşil oyuncak askerleri haritada diziyordu yüzlerimize bakıp bizlerden onay bekleyerek.

“Arzu sen onların hemen arkasında olup onlara göz kulak olacaksın silah becerilerinle.Unutma hiçbir çocuğa gerekmedikçe ateş edemezsin.”

Kağan— “ Öğretmen hanım operasyona gelmeyecek Karahan.”

Ne saçmalıyordu bu adam ? Beni tırnağı kırılmaması için kollanan bir prenses mi sanıyordu? Daha beş dakika önce haddini bildirmemiş miydim ben bu adama ?

“Buna sen karışamazsın.Senden daha taşaklıymışım ya hani?” Lafıma karşılık Gökhan’dan çıkan ıslak ve alkışlar içime daha da bir zevk vermiş kollarımı kendimden emin bir şekilde göğsümde birleştirip Boğaç’dan cevap gelmesini bekliyordum.

Boğaç — “Böyle düşünmene sebep olan nedir fısıltı?” Kağan’ a haddini bildirmesini beklediğim can kardeşimin büyük bir olgunlukla sorduğu soru hayal kırıklığına uğratmıştı beni.Oysa ben küçüklüğümden beri ona güvenip didişirdim herkesle.

Kağan—“ Mentalitesi yeterince sağlam değil. Görevinde iyi olacağına dair şüphem yok ama aynı zamanda kendisini de koruması gerek ama bunda iyi değil.Görevdeyken ona sahip çıkamam.Bir söz verdim Karahan, onun canına karşılık canım.”

Her bir cümlesinde dişimi dahada sıktım.Öyle sıktım ki dişlerimden çıkan çıtırları duyan Ekin yumruk yaptığım ellerimi avucumun içine alıp elimi tuttu beni sakinleştirmek için.Haklıydı.Lağnet olsun ki haklıydı.Çünkü kendimi korumak gibi bir derdim koydu.Kendim ,umrumda değildi.

Boğaç kafasını sallayıp beni temsil eden askeri haritadan geri çekip Ezgi’nin yanına yerleştirdi.

Boğaç—“Gökhan seni Açelya ve Umut’un arkasına yerleştiriyorum.Silah becerin yeterince iyi değil.İki hafta boyunca Arzu ile beraber atış talimi yapıp atışını daha da iyileştirmen lazım.Hemen arkanda Ekin olacak. Alparslan ve ben en arka olup sizi kollamakla sorumluyuz.Zamanı geldiğinde iki gruba ayrılcaz.Gökhan sen bizimle Ekin sen ise Umut’ların tarafında olacaksın.Anlaşılmayan veya eklemek istediği bir şey olan?”

Açelya—“ Arazi koşulları hakkında istihbarat var mı? Ona göre teçhizattaki eksikleri ayarlarız”

Kağan yaslandığı duvardan uzaklaşıp Boğaç’ın elindeki sopanın aynısıyla haritayı göstererek lafı devraldı.

Kağan—“Güzel soru.Arazi fazla dik ve rüzgarlı.Tesis içine girene kadarki atışlarda Ezgi’nin anlık olarak vericeği rüzgar hızlarına göre ayarlayın atışlarınızı.Aynı zamanda gaz maskesi taksanız iyi olur. Tesisin içine girecek misafirler için süprizler sizi bekliyor.Sadece fısıltıların etkilenmeyeceği uyutucu bir gaz devamlı olarak hava kanallarına pompalanıyor.Gaz maskenizi bir dakikadan fazla çıkarmanız demek öldünüz demek unutmayın.”

Beyin fırtınası bittikten sonra herkes kendi ilgi alanlarına yöneldi.Umut tam donanımlı spor aletleriyle antrenman yapıyor, Açelya bıçak koleksiyonundaki bazı parçalarla savunma ve saldırı hareketleri üzerine yoğunlaşıyor, Boğaç bir askeriyenin cephaneliğini aratmayacak türden poligonundaki silahlarla tek tek atış talimi yapıyor, Gökhan bir duvarı boydan boya kaplayan beyaz perdede siyah-beyaz filmler izliyor,Ekin elindeki fırçayla gökkuşağını tuvaline indiriyor Ezgi ise kavanozlardaki çeşit çeşit endemik bitkileri ezip karışımlar yapmakla meşguldü.

Bana bıkmadan usanmadan lakaplar takmakla meşgul olan adam ise duvarlardaki kitaplara piyano çalan elin nazikliğiyle tek tek elini gezdiriyordu.Kitapları sahaf dükkanlarındaki gibi kategorilerine göre ayırmıştım.Onun elleri ise cinayet kitaplarının olduğu yerde durmuştu.Elleri gerçek hayatta olduğu gibi hayal dünyasında urgan iplerini seviyordu demekki.

“Bunların hepsini okudun mu ?”

“Hayır.Ama ömrüm yeterse okumak isterim.”

Elinde tuttuğu kitabın arka yüzünü çevirip okurken anladım dercesine başını salladı.

“Neden ihanet ettin sisteme?” Kendime defalarca sorduğum soru farkında olmadan ağzımdan kaçmıştı.İstese masum canları alarak sorunsuz bir şekilde hayatına devam edebilirdi.Sonuçta o bir fısıltıydı ve çocukken ağzından çıkan çığlıklar fısıltı olana kadardı bütün acısı .Mahşerlerini incelediği kitaptan kaldırıp gözlerimi incelemeye başladı.

“Çünkü hayatıma giren bir kadın bana ayna tutup gerçekten yapmak istediklerimi görmemi sağladı.”

“Pişman değil misin ? İnfaz listesine adın eklendiği için yani.”

“Değilim.”

“Onu gerçekten sevmiş olmasın.”

“Sevdim.”

“Peki o hayallerini gerçekleştirebildi mi?”

“İnfaz edildi.Benim tarafımdan.”

Boynumdaki tılsıma sığındı parmaklarım.Bu tılsım yüzünden ateş tanrısı kollarında sevdiğine veda etmişti.En büyük acıyla sınanmalı mıydı insan? Sevdiğinin küllerini kendi üzerinden silkmek zorunda mıydı ? Annem… Onun kurumuş kanını vücudumdan çıkartmak için saatlerce sıcak suyun altında kendi derimi çitilemiştim.Gökhan…İkizinin çamura atılmış savunmasız bedenini gömdükten yıllar sonra bile kendi üzerinden ıslak toprak kokusunu çıkartmadı.Ve geriye kalan diğerleri…Sevdiklerinin yanarak kül olmuş bedenlerinin kurumları günden güne ellerini boyadı.

Bir hikaye biter diğer hikaye başlar.Asıl mühim olan gözünüzü kapattığınızda önünüze gelenlerdir.Benim önüme karanlığı arka plana atmış, beyaz ışıklar içindeki küçük biz kız ve bu kızın çevresinde halka olmuş iki günah var. Arzu ve tutku.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.