İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 16 · 9 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 16

15.Bölüm

Siz hiç birilerini taklit ettiniz mi? Ettiyseniz hiç kendinizi o karaktere kaptırdınız mı?

Biz kaptıranlarız…Biz diyorum çünkü hiçbir zaman tekil kişi olamayanlarız. Bulutları bile ne çok şeye benzetiyoruz öyle değil mi? Oysa onlar sadece bulut. Bizler hayat denilen kumarın, iskambil kağıdı gibi somutlaştırılmış halleriyiz.Her birimiz diğer oyuncular tarafından tahmin edilemeyenleriz.

Karanlık odada pantolonumun sol cebinden çıkardığım çakmayı yakıp önüme doğru uzattım.

“Ne görüyorsun ?”

“Ateş.”

Görmekle bakmak arasında ince bir çizgide yürürdü cambaz.Cambaza bakan seyirciler ona sadece anlık bir eğlence olarak bakarken cambaz üzerinde yürüdüğü ince halatta ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgileri görürdü.Elimdeki çakmağı üfleyerek söndürdükten sonra tekrar önüme doğru uzattım.

“Bir daha bak.Ne görüyorsun?”

“Kırmızı yanan ateş.”

“Hayır o dans eden bir yağmur damlası Boğaç.”

“Ne fark ederki sigaramı yaktıktan sonra?”

“Çok şey fark eder.”

Aramıza giren yıllar kendimden daha çok tanıdığım adamı değiştirmişti.Otuz yaşında olan bu koca adamın bedeninin büyüklüğüne tezat olarak göz kenarlarında irili ufaklı kaz ayakları çıkmıştı.Daha ömrünün yarını dolduramadan saçlarına aklar yağmıştı.Elindeki paketten çıkardığı iki dal sigaradan birini bana uzattı.

“İçer misin?”

Eskiden beni test etmek için sorardı bu soruyu.Ne zaman evet diyip sigaraya uzansam beni altıma kaçırasıya kadar gıdıkları.Acaba hatırladığım her şeyi değişmiş miydi? Başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatarak.

“Bende öyle düşünmüştüm güzelim.” Ağzına yaklaştırdığı sigaraya senkronize şekilde elimde tuttuğum çakmağı ateşledim.Sigaranın ucundan yayılan turuncu ışık biraz olsun yüzünü görmemi sağlamıştı.

“Ona güveniyor musun?”

Kimi kast ettiğini gayet iyi anlamsamda bunu belli etmek istemedim.Karşımdaki kişi Boğaç da olsa benliğime ve düşüncelerime dair her detayı bilmemeliydi.

“Kime?”

“Ona işte ,Alparslana.”

Elimle sırtına birkaç kez hafifçe vurduktan sonra sırtını sıvazladım.

“Ben kimseye güvenmem Boğaç bunu en iyi sen biliyorsun.Sadece köprüyü geçene kadar ayıya dayı dedim o kadar.Beni o kokuşmuş dört duvardan kurtardığı için ona minnettarım ama bu ona güveniceğim anlamına gelmiyor.”

Her bir kelimemi dikkatle süzüp elekten geçirdikten sonra ikinci sigarasını yakıp kafasını salladı.Ağzında sanki sigara yokmuş gibi rahatça konuşması değişik gelmişti.

“Bilmiyorum bir şeyler yanlış.Bir insan sadece yemin ettiği için her riski göze alamaz.Bizden sakladığı kendi çıkarları olmalı.Hele bu bahsettiğimiz kişi bir fısıltıysa.En sadık hayvan bile sahibine ihanet eder Arzu bu siktiğimin dünyasında işler böyle yürüyor.”

“O zaman neden benim operasyona katılmama izin vermedin?”

Çalışmadığı yerden sormuştum sorumu.Bir müddet düşündükten sonra ellerini çırpıp dizlerinden destek alarak oturduğumuz koltuklardan kalktı.Etrafta volta atmaya başlaması onun epeyce gerildiğine işaretti ki o da etrafımda volta atarak başımı döndürmüştü.

“Göt lalesi ilk defa haklı konuştuda ondan.Sana daha yeni kavuşmuşken seni bir daha kaybedemem.”

Sağ kolumu avucunun içine alarak incelemeye başladı.

“Bir deri bir kemikken nasıl sana kıyabilirim ki? Önceliğimiz seni eski sağlına kavuşturmak güzelim.”

“Bana acıyor musun ?”

Hayal kırıklığının perdesi inmiş gözleriyle önüme diz çökerek avucumu ovaladı.

“Asla.Sana böyle düşündüren ne ?”

“Çünkü o bana acıyor.”

Arzu Karayel.Bir zamanlar Karahan olan Karayel.Dönüp dolaşıp yuvasını bulan Karayel.Kimse ama kimse bana acıyamaz.Türlü türlü işkenceler edilsin,ağzımı açıp ne bir sitem ne acı bir feryat ederim.Ama bana acımanız beni öldürmenizden daha tehlikeli.

Bu huyumu bilen önümdeki koca adam yıldırım gibi tutuğu elimi bırakıp duvara yumruğunu indirdi.Acaba canı çok acımış mıydı? Duvardan gelen tok sesle benim bile canım acımıştı.

“Beni iyi dinle.Bu gamer yavrusu puştun amacını bir şekilde anlayabiliriz.Ona yakınlaşman lazım güzelim.Bunu yaparken kendini ona kaptırmayacağını biliyorum ama seni uyarmam lazım, en yakının olarak.Sana kendini açmasına izin ver bırakılımda ondan sonrasına biz karar verelim.”

Saniyeler önce sinirden gözü dönen adamın gülümseyerek saçımı okşaması içimi ürkütmüştü.Küçüklüğümüzdede böyleydi.Boğaç yeri ve zamanı geldiğinde az ve öz konuşmasını bilsende sinirine hakim olamadığında dalgalı bir deniz gibi dengesizdi.

“Ya napmaya çalıştığımı anlarsa?”

“Bu onun sonu olur.”

“Geçmişte aranızda ne geçti? “

“Hiçbir şey.”

“Ezgi için ölen adam kim o zaman?”

“Aklını karıştırıyor bunu bilmen yeterli daha fazlasını bilmene gerek yok.”

Yüzünden ne düşündüğünü veya ne hissettiğini anlayamasamda kendisinden emin olduğunu kendisine ispatlamak için sırtı dikleşmişti.Haklıydım,bilmediğim bir şeyler dönüyor.

“Küçük çocukmuşum gibi davranmaktan vazgeç! Ne saklıyorsunuz?”

“Ses tonuna dikkat et.”

“Sen söylemezsen ben sorularıma cevap bulurum Boğaç Karahan ve emin ol bu senin için daha kötü olur.”

En yakın yerleşim yerine kilometrelerce uzaktayız.Elektriğimizi güneş panellerinden,temiz suyu kuyudan sağlıyoruz ama güneş paneli arızalı olduğu için Umut ve Ezgi onu tamir etmek için çatıya çıktı.Karanlıkla baş başayız.Yine ve yine…Kuzu sürüsüne saldırmak için tetikte bekliyor gün doğumuna kadar.Ama günün doğduğu yok.Karanlık ensemizde beliren azrailin soğuk orağı , güneş ise sağ gösterip soldan tavşan çıkartan hilebaz gibi.

Eşyaların arasından süzülerek kapıya doğru adımladım.Son kez bir ümit diyerekten arkama baktığımda Boğaç ‘ı ne zaman doldurduğunu bilmediğim viskisini yudumlarken gördüm.Gerçekten mi? Köy yanarken saçını tarayan bitli misali rahatlığı cabası doğrusu.

Karanlıkla bir bütün olmanız demek iyi bir avcı olmanız demektir.Tıpkı şuan kapının ardında duyduğum nefes alışverişlerini duymam gibi gözünüzü feda edersiniz ama tanrı size hiç ummadığınız şeyler bahşeder.

Bir.

İki.

Üç.

Kapıyı öyle sertçe ve ansızın açmıştım ki kapının menteşelerinden gıcırtı yükselmişti.Açtığım gibi kendimi dışarı atıp ardımdan kapattım.Birkaç adımla etrafı kolaçan etsemde kimseleri bulamadım.Kimdi bu kapılı kapıların ardında kalması gerekenleri merak eden kişi?

Ahşap korkulukları tutarak koşarak merdivenleri indim.Kulağıma yersizce fısıldayan rüzgarı bulmam lazımdı hakikatleri öğrenebilmem için.Onu mutfakta siyah botu,ve siyah askeri kıyafetlerinin üzerinde komik duran pembe puantiyeli mutfak önlüğüyle bulmayı beklemiyordum doğrusu.Tüm odağı ocağı üzerinde salladığı tavadaydı.Geldiğimi anlamış mıydı acaba?

“Merak etme içine zehir koymadım.”

O bir fısıltıydı,elleri ve gözü bağlı bir şekilde ormana atsanız rüzgarın sesiyle geldiği yönü bulurdu.

“Bunu ancak ilk lokmayı sen yutarsan inanabilirim.”

Mahşerlerini mavi kehribarlarıma dikerek nabzımı yokladı.Nefes aldıkça inip kalkan göğüs kafeslerimiz eş zamanlıydı sanki o durmak bilmeyecek anda.Gözlerini üzerimden çekmeden elindeki tavayı ateşte sallamaya devam etti.İçerisine ne olduğunu bilmediğim bir sıvıyı döktüğünde tavadan büyük bir ateş parladı ama yinede mahşerlerini bir kez olsun üzerimden ayırmadı.

“Bana güvenmiyor musun?”

“Neden sana güveniyim ki?”

“Neden güvenmeyesin?”

“Seni tanımıyorum ?”

Birbirini doğuran sorular ikimizinde sinirini bozmuş ve aptalca sırıtmamızı sağlamıştı.Sırıttığımı fark edince birden ciddileşme gereği duydum.Gülmemi sevdiklerime saklamamı isterdi annem.Zeus’un dünyaya düşürdüğü yıldırımlar kadar olağandışıymış gamzelerim, öyle söylerdi.En azınından bir zamanlar söylerdi.

“Dengesizsin küçük hanım.”

“Karayel‘e noldu?”

“Dengesiz olduğun her an küçük hanımsın.”

“Beni kandırdın.Bana demiştinki takma adımı söylersem bana küçük hanım demeyecektin.”

“Söz verdiğimi hatırlamıyorum.”

Ensesini kaşımıştı.Demek ki açıklarını yakaladığımda enseni kaşırken seni daha çok göreceğiz sevgili fısıltı.Bir insanın ağzı mühürlenebilir ama vücudu her zaman ona ihanet etmek için tetikte bekler.

“Beni kurtardın şimdi sıra diğerlerinde.Onları kurtardıktan sonra yolun sonuna gelmiş olmuyor muyuz? Sonsuza kadar burada yaşanı söylememiştir herhalde annem sana.”

“Teyzen.”

Cidden sabrımı sınamak için her şeyi yapıyordu.İstediğimi alana dek ona ihtiyacım var bu yüzden onu öldüremem.Elimde olsa kalbini söküp yüzüne bakarak onun şuan olduğu gibi olan yüzündeki aptal bakışları atardım ona.Tırnaklarımı kolumun derisine farkında olmadan öyle sert bastırmışım ki burnuma havada olan kan kokusunun ilişmesiyle bunu fark edebildim.Kan kokusunu almaya alışmış olan bir avcıydı o.Dikkattin çakmazdı bu.

“Benden bu kadar mı nefret ediyorsun?”

“Çünkü sen bir fısıltısın.Sen acımasız katilin tekisin.Sana güvenmem için sebep söyle? Lanet olası sikik aklımı karıştırmaktan başka şeyler söyle.”

Gözyaşlarım isyanını sürmüştü gözlerime.Yüzümdeki deniz dalgalıp dalgalara kendini teslim etti.Elini sildiği havluyu omzuna atıp bedenini tezgaha yasladı.Ağlamayı beklemiyordum ama o bunu sanki biliyordu.Ben ağlamayı unutalı çok olmuştu.Unutmak istediğim için değil ağlamama izin verilmediği için unutmuştum.

“Bu sevdiğim kadının son nefesiydi.Ona teyze demeni istemişti son nefesinde.Haklısın o da benim gibi acımasız katilin tekiydi.Ona nasıl güvendin peki?”

Vücudumdaki tüm tütlerin diken diken olup damarlarımda akan adrenalini hissettim.Nefes alışverişlerim kulağımda yankılandı.Kalbim beynimde atıyordu.

“Hayır.Bu mümkün değil.Onu-“

“Onu ben öldürdüm.”

Bedenim kontrolüm altında değildi.Her an çökebilirdim.Hayır.Hayır.Hayır.Kulaklarım çınlıyordu.Sesiyle defalarca kulağımda yankılandı. “Onu ben öldürdüm.” diye alay ediyordu sanki her seferinde iblis.Tezgahtan aldığım bıçakla vücudu dikleşti ama tek bir adım bile geriye gitmedi.

“Kurallara karşı gelebilirken neden onu öldürdün?”

Vücudumda bedenimde kontrolümden çıkmıştı.Bıçağı tuttuğum elim kasılmış,zangır zangır titriyordu.Kalbimin ağrısı hariç bedenimdeki hiçbir yeri hissedemiyordum.

Boğaç —“ Noluyor burd-“

Kağan—“Teyze demeni istedi çünkü hiçbir zaman annenin yerine geçemeyeceğini biliyordu.Köklerine tutunmanı istedi ona tutunup bağlanmanı istemedi.Ait olduğun topraklara dönebilirsin Arzu ilk ve son kez buna izin verdi.”

Boğazımq figan eden isyan ağzımda feryat oldu.”Onu ben öldürdüm.” kafamda sadece bu hastalıklı düşünce yankılanıyordu.Hastalıklı sözleri susmak bilmiyordu kafamın içinde.Yere çömelip kafama vurmaya başladım hiç durmaksızın kontrolü kaybederek.

Boğaç—“Güzelim şimdi o elindekini yere bırak tamam mı? Bende seni yerden kaldırıyım olur mu?”

İçimdeki küçük kız çaresizce kollarını kendi bedenine sarmalayıp abisi bellediği adama çaresizce başını salladı.

Sanki mutfağın havası birden ağırlaşmış, oksijen çekilip yerine kesif bir duman bırakılmıştı.

Bıçağın sapındaki parmaklarımın terlediğini hissedebiliyordum ama sıkmayı bırakmadım.

Boğaç’ın sesi uzaktan, suyun altından geliyordu.

Boğaç—“Güzelim… O elindekini yere bırak. Dinle beni.”

Bana güzelim dediğinde, eskiden içimde çiçekler açardı. Şimdi ise sadece dikenler batıyordu tenime. Gözlerim Kağan’daydı. O kahrolası mahşer gözlerindeki duygusuzluk, nefes alışlarındaki sakinlik… sanki kendi ölümünü izlemeye gelen bir cellat gibiydi.

Arzu: “Annemi ben değil o öldürmüş Boğaç.O öldürmüş.”

Kağan başını hafif yana eğdi, dudak kenarları belli belirsiz kıvrıldı.

Bu gülüş beni daha da tiksindirdi ama aynı zamanda garip bir şekilde rahatlatıyordu.

Kağan: “İşte bu… Nihayet kendi kararını veriyorsun. Seni tebrik ederim, Karayel. Cesaretin, çoğu adamda olmayan cinsten.”

Bir alkış eksikti, onu da yapsa bu sahne tamamlanacaktı.

Ekin, kapının kenarından içeri adım attı. Onun telaşı, mutfağın soğuk taşlarına çarpıp geri döndü.

Ekin—“Arzu! Yapma! Onun istediği bu! Kahrolası bir oyun bu anlasana.”

Bir zafer… Onun gözünde ben, başı ezilecek bir yılandım belki. Ama kendi gözümde artık sadece sonu yazılmamış bir hikâyeydim.

Arzu—“Annemi o öldürmüş Ekin.Kokusunu burnumdan o ayırmış Ekin.Annemin kanı onun yüzünden üzerime sinmiş.”

İç ses—“Hayır annen senin için kendisini feda etti senin yüzünden öldü.”

Arzu—“SUSSSSSSS!”

İç ses—“ Günah keçisi ilan etmek daha kolay değil mi? Yap.Kurtul.Arın günahlarından.”

Boğaç bir adım attı, bana ulaşmak için hamle yaptı.

Tam o an Kağan, elini havaya kaldırarak onu durdurdu. Bu hareketin kibri midemi bulandırdı.

Kağan—“Bırak Karahan. Kendi iradesiyle yapıyor. Gücünü kabulleniyor.”

Boğaç— “Sen aptal mısın?! Bu senin lanetli oyunların değil piç kurusu bu onun hayatı!”

Bıçağın soğuk metali, göğsümün tam üzerinde bir hedefe dönüşmüştü.

Gözlerimden yaşlar süzülürken dudaklarımda hafif bir tebessüm belirdi.

Kağan’ın yüzünde uzun aradan sonra küçük bir çatlak gördüm. Nefesi hızlandı ama hâlâ beni izliyordu.

Kağan— “O zaman yap… Kararını mühürle. Kendini özgür bırak.Öldür beni.”

Ekin’in sesi titredi, kelimeler ağzından düşerken nefesi kesiliyordu.

Ekin—“Pişman olacaksın yapma.Yapma bunu Arzu.Görmüyor musun eğleniyor pezevenk bu halinden.Bırak o elindekini.”

Boğaç tekrar hamle yaptı ama bu kez ben geri çekildim.

Gözyaşlarımın arasından ona gülümsedim; gülüşümde hüzün vardı ama aynı zamanda huzur da.

Arzu—“Ben zaten çoktan kayboldum anne.”

Bıçağı kendime sapladığım an, metalin derimi yararken çıkardığı boğuk ses kulağımda patladı.

Sıcak kan, soğuk taş zemine damlarken dünya aniden sessizleşti.

Kağan’ın gözleri genişledi, dudaklarındaki o alaycı çizgi yerini panik dolu bir açıklığa bıraktı.

Kağan—“Hayır!”

Boğaç bıçağı çekip bastırırken, Ekin dolaptan kaptığı bezle kanı durdurmaya çalıştı.

Boğaç—“Sakın gözlerini kapatma! Duydun mu beni?!SAKIN GÖZLERİNE KAPATMA GÜZELİM!”

Kanımın kokusu havayı doldurdu, kulaklarımda uğultu büyüdü.

Gözlerim hâlâ açıktı… ama soğuk taşın kucağına düşerken, Kağan’ın yüzündeki telaşı görmeyi başardım.

Ve bu, son defa gülüşüme sebep oldu karanlığa teslim olmadan önce.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.