İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 14 · 8 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 14

13.Bölüm

“Uçsuz bucaksız bulutların ardında saklı güzeller mi güzeli bir prenses varmış sürekli uyuyan.Bu prensesin saçları salkım söğüt ağacından,gözleri ise okyanusun incilerinden dünyaya gelmiş.Faniler ona doğa ana diye hitap eder uykusundaki güzelliğine büyülenir onun etrafında döner dururmuş.Bir de aksi mi aksi odundan ve kurak topraktan dünyaya gelmiş bir prens varmış.Ama bu prens öyle aksiymiş ki kimse onu sevmezmiş.Günlerden bir gün prens ejderhasına binip ufuklarda gezintiye çıkmış.

Gökyüzünde uçurken şelalenin ağlamasında ipek kumaşlar içinde dans eden bir peri kızı görmüş.Bu peri kızı doğa anaymış.Gel zaman git zaman prens gizli gizli doğa anayı izler olmuş.Günlerden bir gün prensin içini mutlak öfke kaplamış.Çünkü ateş tanrısı abisini , peri kızının dudaklarına buse kondururken görmüş.Her konuda kendisinden daha çok övülen abisine daha çok kin gütmüş.Sevgi nedir sevilmek nedir bilmeyen prens bir plan yapmış.”

Kadın kendisini izleyen yedi çocuğun meraklı gözleriyle tebessüm edip hepsinin saçlarına öpücükler kondurur.Bu çocukların içlerindeki yarım kalmışlıkları tamamlayamasada birazını bile doldurmak kadını çok mutlu eder.

“Sonra nolmuş anne” diyen küçük yeğeninin saçlarını severek hikayeye kaldığı yerden devam eder.

“Eğer rüzgarla dövülmüş tılsımı abisinin boynundan çıkarabilirse onları ayıracağını biliyormuş.Çünkü tılsım olmadan abisi dokunduğu her şeyi yakıp kül edermiş.Günlerden bir gün ateş tanrısı en derin uykusundayken sinsice yaklaşıp tılsımı sahtesiyle değiştirmiş.Abisi güneşi selamlayıp peri kızının yanına gittiğinde peri kızı abisinin kollarında kayan bir yıldız olup gökyüzünü aydınlatmış.Ve hala daha gökyüzünden ara ara yağarmış peri kızının parlak gözyaşları.”

“Peyi kızı melek mi olmuş yani ?” Dedi her an ağlamak üzere olan Gökhan.

“Evet melek olmuş yavrum.”

“Ateş tanrısı çok ağlamış mıdır Güzide anne ? —Açelya

“Ateş tanrısının gözlerine okyanuslar düşüp köz haline getirmiş onu.Gerçek tılsımı ,şelalenin tepesinden akıp eline düştüğünde hakikati anlamış.Ve hiç kalkmak bilmeyen kara sislerini üflemiş dünyaya laneti olarak.”

Kadın uyuya kalan yeğenini kucağına alıp beraber kaldıkları yatak odalarına doğru yürümeye başlamış.Tıpkı peri kızı gibi kadında bulutlarında ardında saklı yaşarmış.Kimse onun evdeki,çocuklarıyla olan halini bilmezmiş.Dünya, kadını gaddarlığıyla bilirmiş.Oysa kadın geleceğin aydınlığı çocuklar için canını bile vermeye hazırdı.

“Kınalı kuzum benim.” Kadının vücudundaki yara izlerinin hiçbiri zamanında onun canını yeğeninin ona anne demesi kadar acıtmamış.Gerçekleri ondan gizleyerek onu pamuklar içinde yetiştirmek istemişti.Ama kız, dikenli çiçeklerin arasına düşüp gerçeği öğrenmişti.Gerçekleri bilmesine rağmen ,en gaddar anlarını görmesine rağmen bunu olgunlukla karşılayan yeğeninin küçük bedenine hayranlık duyuyordu.Küçük kız da anlamıştı gaddarlığının ardına saklamasaydı sevgisini , kardeşleri ve o çoktan kayan bir yıldız olmuştu.

Kadın uyuyan küçük kızın kirpiklerine son defa öpücük kondurup karanlığa kendini teslim ederek odadan çıkar göreve gitmek için.Fakat küçük kızın uyumadığından habersizdir.Küçük kız gözlerini kapatıp annesinin onu kollarında taşımasına aşıktır.Küçük kızın dinide imanıda annesinin sıcak kollarıydı.

Kolunun altında tuttuğu beyaz peluş tavşanı okşayarak ahşap merdivenlere doğru paytak adımlarla yaklaşır al yanaklı uyku mahmuru ufaklık.

Ekin — “Annem niye bizi de sevmiyor?”

“Çünkü bizi o doğurmadı .” der şöminenin önünde yatan,kaşlarını ceviz ağacının dalları gibi çatmış Ezgi.

Umut — “Saçmalıyorsunuz.O hiçbirimize kıyamaz.”

Ezgi parmağını dış dünyaya açılan kapıya göstererek konuşur : “Şu kapıdan adımını atmaya çalış çocuk.Tabi adımını bile atabilirsen.”

Ekin — “Neden sadece Arzu’nun dışarı çıkmasına izin veriyor? Bizi neden sevmiyor?”

Güzide annesinin “Artık siz kardeşsiniz.” dediği çocuklara dönüp bir diktatörün başını kaldırmasına eşdeğer başını kaldırarak ciddiyetle ağzını araladı küçük Boğaç : “Çünkü dışaradakiler Arzu’yu tanıyor.Ama bizi tanımıyor.Tanınmamak demek ölmemiz demek.”

Ekin —“ O zaman neden bizim de bir yatak odamız yok? Neden sadece Arzu’nun yatağı var ? Neden biz salonda yer yataklarında uyuyoruz? Anneler çocuklarını sevdiği için onları pamuklara sarıp yatırmaz mı?”

Pes peşe sıra gelen sorulara Boğaç bile ne diyeceğini bilemeyip sadece ateşi izlemekle yetindi.Konuşulanları gizli gizli dinleyen Arzu mavinin üzerinde yer olan beyaz puantiyeli olduğu pijamasını huzursuzlukla çekiştirir.

Biliyordu, anneleri hepsini çok seviyordu.Hatta bazen evlerindeki bu yabancı çocukları kıskanır olmuştu Arzu. “Hepinizin soyadı bundan böyle Karahan.” Dediğinde annesi ,Arzu içinden “Bundan sonra benim soyadımda Karayel.” demişti.Farklı olmak güzeldi,özeldi.Tek başına , kendi sesiyle arkadaş olmak da güzeldi.Bu çocuklar nereden gelmişti ki ? Ne kadar onlara bazen annesinin sevgisini bölüştürmek zorunda kaldıkları için sitem etsede onlara kendilerini dışlanmış hissettiremezdi.Onlar bu evde misafirdi.Ve misafirler en iyi muameleyi görmeli derdi annesi ona.

Küçük kız üzgün bir şekilde elindeki tavşanı yere düşürüp banyoya doğru gider.Madem diğerleri onun yatağında yatmak istiyordu o zaman o da bugün küvette yatabilirdi.Böylelikle çocuklarda sevildiklerini hissedebilir, onu dışlamazlardı.

Sabah olup güneş süzülerek göz kapaklarını gıdıkladığında salondaki çocuklar gözlerini aralar.Boğaç kollarını iki yana açıp gerinerek annesinin yatak odasına doğru yürümeye başlar.Küçük kardeşini kontrol etmek ister abilik içgüdüsüyle.Gökhan ve Arzu en küçükleridir aralarında.Sonra sırayla Ekin,Açelya,Umut,kendisi ve Ezgi gelir.Arzu ve Gökhan daha 7 yaşına yeni giricekken; Ezgi ,16 yaşındadır.

Merdivenin başına geldiğinde kar tanesi gibi parlayan oyuncak tavşanı yerden eline alır.Oysa kardeşi onu hiçbir zaman kolunun altından ayırmazdı kolay kolay.Hatta bir keresinde onunla oynamak için Arzu’yla kavga bile etmişti.

Bir şeylerin yanlış gittiğini hisseden küçük adam panikle yatak odasının kapısını aralar ama dolu beklediği yatağı buruşmuş, boş çarşaflarla görür.Panikle tuvalete doğru koşar bir ümit oradadır diye küçük kız.Tıklattığı banyo kapısından ses gelmeyince kapıyı aralayarak başını içeri sarkıtır küçük adam.Bingo, küçük kızı küvetin içinde uyurken bulunca tebessüm eder. “Demek peri kızı olmak istedin bu gece.” diyerek uyuyan küçük kardeşini kucaklar.

Arzu, Boğaç için hep farklıdır.Boğaç anlamadığı bir şekilde küçük kızı gördüğü ilk andan beri ona görünmeyen iplerle bağlanmıştı.Sanki küçük kız çok korumasızdı ve Boğaç onu herkesten,kendisinden bile korumak isterdi.Halbuki biliyordu,anneleri hepsini kendilerini korumaları için en iyi şekilde eğitiyordu.Yine de küçük kızın masumluğu onun abilik içgüdülerini uyandırırdı.

Kollarında uyuyan küçük kızı salondaki kendi yatağına yavaşça bırakıp saçlarını koklar.Saçları hep bebek gibi kokar Arzu’nun.

Ezgi — “Ateşi mi var cadının ? Yüzü kıpkırmızı duruyor.”

Sürekli baktığı yanakların her zamankinden daha kırmızı olduğu gören Boğaç eğilip dudaklarıyla kontrol eder küçük kızın ateşini.

Boğaç — “Tüm geceyi küvette geçirmiş…”

Gökhan düşünceli bir şekilde bir elini beline koyup bir eliyle olmayan sakalını kaşıyarak konuşur : “ Konuştuklayımızı duymuştuy belki .”

Küçük Gökhan r harfini y olarak kelam ederdi.İkizinin çamurlu yola atılmış çıplak,buz tutmuş ölü bedenini kucağında taşıp tek başına gömmek zorunda kaldığından beri böyleydi. İkizinin ismi Reyhan’dı.Belki de o gün hıçkırarak haykırdığı bu ismi, dili bir daha hatırlamak istemediği için oyun oynuyordu küçük Gökhan’a.

O gündenden sonra yazılı olmayan bir kural tarihe geçti evlerinde.Bütün kardeşler salonda beraber uyumak zorundaydı ve biri eksik olsa dahi uyumak onlara yasaklanmıştı tanrı tarafından.

***

Hepimiz şöminenin etrafındaki bordo koltuklara yayılmış , gecenin poyrazla oluşturduğu melodiye kulak asmıştık.Tıpkı eski günlerde ki gibi.

Sıcak suda duş almak,temiz ve renkli kıyafetler giymek onlara değil belki ama bana lüks geliyordu aradan geçen iki yılın sonunda.Annemin ölümü hayata ve onlara olan bağıma mesafeler düşürmüştü.

Şuan nerdeyiz mi ? Tek tek elinden tutarak altı çocuğu kapının eşiğinden geçirdiği vadideki çiftlik evindeyiz.Burası kimsesiz topraklarla arasına doğal teller çekilmiş bir yer.Ben o tekneye bindikten sonra hayatımda çok şey değişti tıpkı yaşadığımız ev gibi.Vadinin dibinden akan su kocaman bir yol çizip denizle birleşiyor.Deniz bu topraklardan özgürlüğe açılan tek kaçış yolu.

“Kurtarmamız gereken kaç çocuk var ?” Sessizlik güzeldi evet ama eskiden güzeldi.Artık uzun süreli sessizliklere dayanamıyorum içim içimi yemesin diye.

Gözlerimi yumup yanan odunların çıkardığı seslerle bütün kaslarımı gevşeterek soruma yanıt beklemeye başladım.672… 672 kez tik-tak etti antika saat ama biri bile cesaret edip cevap veremedi ta ki 673 örüntüye kadar.

“Net bir sayı vermek mümkün değil çalı kuşu.Toprağın altında saklı binlerce çocuk var sadece güçlülerin hayatta kalacağı acımasız sınavlara tabi tutulacak.”

“Kısa kes Umut.Kaç tane yavrumuzdan söz konusu ?”

Ensesini kaşıyarak ağzında lafı gevelemeye hazırlanan Umut’un imdadına Ezgi yetişti.

“Yavrumuz mu ? Melez olman bizim davamıza yardım ediceğin anlamına gelmiyor.Vicdanını rahatlatmana gerek yok yapacağını yaptın zaten.Senin yüzünden çoğu öldü.”

Kolundan çekiştirerek Ezgi’yi susturmaya çalışan Açelya’yı durdurum.Ne dese haklıydı.Benim toy ve dikkatsiz hırslarım yüzünden yüzlerce çocuk kefensiz uyuyordu.Yüzlerce çocuğu annelerinin koynundan, babalarının ellerinden ayırmıştı ağzımdan çıkan sözler.

“Dik dur. Eğme sakın o güzel boynunu küçük hanım .” Diye fısıldadı kulağıma ,kimsenin duymayacağını bilerek.

“Kendi yaptıklarını örtbas etmek için Karayel’i suçlayana bak sen.Senin için ölen adamı ne çabuk unuttun.”

Sinirden dişlerini sıkan, elleri titreyen kadın mıydı benim yıllardır tanıdığım Ezgi? Hayır değildi.Ne kadar laflarını bize batırmayı sevsede bize kızmazdı,kavga etmezdi.Küçükken babasına hatırlamadığı , bit yeniği denilecek bir şeye kızıp evden kaçmış.Saatler sonra dayanamayıp babasını öpmeye geldiğinde evini ve içindekileri ateşler içinde bulmuştu.Kızamazdı yani bize o.

Kim olduğunu bilmediğim bu adam sanırım kardeşlerim ve fısıltı arasındaki mayınlı bölgeydi.Annem mayınlı bölgenin tek güvenli yeriydi iki tarafı birbirine bağlayan fakat artık o da yoktu.Şimdi neden beni Boğaç’a değil de Kağan’a emanet ettiğini daha iyi anlıyorum.Annem Kağan’ı da çocuğu gibi veya kardeşi gibi görmüş Karahan’lar ile arasındaki mayınlı bölgede beni tampon olarak tutmak istemişti.

“Sakın bir daha ondan söz etme bu evde.” Dedi Ezgi çıldırmış bir vaziyette tırnaklarını kendi derisine batırırken.

“Kimsin ki dediklerini yapıcam?” Fısıltıydı o.Kapatamadığınız küçük deliklerden bile geçerek ses çıkaran bir rüzgardı.

“Süs köpeğini sustur yoksa ben onun çenesini sikmeyi bilirim.”

Bana dönerek yüzüme tükürdüğü sözlerine karşılık Kağan’ı bileğinden tutarak bahçeye doğru yöneldim.Kaya gibi sert olan bu adam benim tutuşumda rüzgara kapılmış yaprak gibi savrulmuştu.

“Amacın ne senin ?” Sırtımı Ay’a dönerek onun gece ışığında aydınlanan yüzüne baktım çaresizce.Yüzünü okumak imkansızdı aldığı onca eğitimden sonra.

“Hayatta kalman.”

“Sen olmadan daha iyi hayatta kaldığım kesin.” Üzerimdeki örgü hırkayı yere öfkeyle fırlatıp bodymin sırtını sıyırarak yeni kapanan yaralarımı göstererek içimdeki kini kustum ona.Gereksiz kibarlığa gerek yoktu.Onun yüzünden dört duvar arasında yüzülmüştü benim derim .Bir kere de değil defalarca .

“Görüyor musun bunları Alparslan? Sen yokken bunlarda yoktu.”

Cevap vermedi.Kızmadı,üzülmedi sadece gözlerime bakmaya devam etti.Elini saçlarıma doğru uzatmak için yeltendi ama benim bir adım geri gitmem elinin havada kalmasına sebep oldu.

Bana doğru bir adım daha attı, bende geriye doğru.Akrep yelkovana ayak uydurdu o da benim adımlarıma ta ki sırtım bir ağacın kabuklu gövdesine değene dek.Ben engel dahi olamadan elini kaldırıp çenemi yukarıya doğru kaldırıp kendine yer açtı.Yaklaştı…Sonra daha çok yaklaştı.Boynumda nefesi sıcak bir yer edinene kadar yaklaştı.Nefesiyle beraber vücudumda saman alevi gibi ani bir titreme geçti.

“Güzel taktik , sevdim.Dikkatimi başka yöne çekmek falan.Ama ben bu manipülasyonlara düşücek birisi değilim ufaklık.”

Gözlerimi sımsıkı yumup beklemeye başladım.Nefesi ve adım sesleri uzaklaşıp ay ışığının sırtına vurmasına dek olduğum yerde kala kaldım.Ensesini yeni traş etmişti.Ne ara etmişti ki? Baykuşların geceye uluması,ateşböceklerinin cezbedici seremonisiyle yaslandığım ağacın dibine derin bir nefes alarak kendimi bıraktım.Elim farkında olmadan boynumda ki tılsımı avucumun içinde çevirmeye başladı.

***

Sizce değerli okurlar Ezgi için ölen adam kim? Ve geçmişti ne yaşandı ?👁️👁️🫶🏻

Sizce Arzu kim ? Neden ve nereden geldi o tılsım küçük Arzu’nun avucuna ?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.