Ellerim çocukluğumun içine örülen kozanın her bir köşesini kaplayan tozlu beyaz kumaşlarda gezindi usulca.Topuklu ayakkabılarımın tıkırtısı her bir kumaşı çekip yere fırlatmamla durakladı.Ilık bir rüzgar esip gürledi bacağımın açıkta kalan yerlerine.Cüretkar gölgesi elimdeki mum ışığıyla duvarlarda sessiz sinema oynamaya başladı.Ben bu filmde kırmızılı başlıklı kız,o ise kurt adam seçilmişti kuklaları yönetenler tarafından.Yaklaştı…Yaklaştı…Ve gölgemi gölgesinin içine hapsedene kadar durmadı.
“Sence de fazla ukala değil misin ? “
“Niyeymiş?” Diyerek mırıldandı yaramazlığı yaram kalan bir çocuk gibi.
“Misafir olduğun bir evde kuyruğunu her yere sokma,mazallah kuyruğuna bir basan olur Alparslan.”
Burnunu çekmesiyle çenemi kaldırıp yarım bir şekilde yüzüne doğru döndüm.Bir eliyle timsah gözyaşlarını siliyordu ,küstah!
“Misafirperverliğin gözlerimi yaşarttı.”
Burası annem bildiğim kişiyle yatak odamızdı bir zamanlar.En mahrem ,en kabuklarımın olmadığı yerdi.Pencerenin hemen önündeki iki yatağı aralarındaki siyah komidin bölüyordu.Kapının karşısındaki makyaj masasındaki tozlarda yol çizdi parmaklarım.Parmağımı havaya kaldırıp üfledim
yaşanmışlıklarında üzerimden sıyrılması için.Ahşap çiçek oymalarıyla kaplı makyaj masasına oturup gözlerimi aynadan onun üzerine diktim.O ise kapının tahta pervazına yaslanmış,kolları göğsünde bağlı bir şekilde avını süzüyordu zaten.
“Uyku mu tutmadı seni de ?”
Bu kez ilk pes edip kılıçlarını pes eden ben olmuştum.Mağaradan tünellerle çıkmamız tam bir hafta sürmüştü.Ardından matrak kardeşlerimin hiçliğin ortasına sakladığı tekneyle evimize gelmiştik.Terk edilmek zorunda kalınmış evimize…Kimse kolay kolay bir kişi için aylarca toprakla uğraşmazdı onlar hariç.Kafadan kontaklardı biraz belki ama ben onları böyle seviyordum.
“Beni de?”
Ne var dercesine suratına baktım saçma sorusuyla.
“Bana emanet edilen bir ufaklığı en korumasız zamanında ,gece uykusunda ölüme terk etmek istemem öyle değil mi.”
“Hassiktir ne ?” Çenemin altındaki elim boşluğa düşmüş,vücudumdaki bütün kan çekilmişti adeta.Erkeklerin bu kadar küstah olduğunu biliyordumda bu kadar fırsatçı olduğunu bilmiyordum doğrusu.
“Şaka mı bu ? Taşak mı geçiyorsun lan sen benimle?” Bir hışımla kalkıp üzerine doğru yürümeye başladım yüzü umursamaz bir şekilde duran kapı pervazındaki adama doğru.
“Bende senin horlamana çok meraklı değilim Arzu.”
İlk defa adımla hitap etmesine mi şaşırdım yoksa söyledikleriyle gözlerim fal taşı gibi açıldı bilmiyorum aradan geçen birkaç dakikayla anca dudaklarımı aralayacak gücü bulabildim.
“Ben- Sen- BEN HORLAMIYORUM !”
Önce kaşları Haliç’teki zincirler gibi gerildi ardından dudaklarını birbirine bastırdı aralamamaya çaba sarf ederek .Kahkahası aramızdaki mesafeyi aşmış ,evin boşluğunda yankılanmıştı.
Elime geçen ilk şeyi kapmış ona doğru fırlatmıştımki havada süzüle gölgenin hedefine Boğaç’ın girmesiyle içimden kendime küfür ettim.Ayarsız elim gene yanlış zamanda doğru hamleyi yapmıştı.
Gözlerimi yumup sert bir çarpışma sesi beklerden ortamdaki ölüm sessizliğiyle gözlerimi araladım.Kağan istifini bile bozmadan yaslandığı kapıda tek eliyle beyaz melek biblosunu tutuyordu havada.
Ben ona ,o bana bakarken bir yandanda Boğaçla kesişiyordu bakışlarımız sırayla.Ortamın sessizliğini Boğaç’ın Kağan ‘a yönelttiği soru böldü.
“Bekar bir kadının odasında gecenin bu saatinde ne işin olduğunu öğrenebilir miyim Alparslan?”
Sesi kontrol etmeye çalışıyormuş gibi olsada içindeki öfkeyi tam olarak bastıramamıştı.Teyzemin bizi yetiştirirkenki ağız alışkanlığı olsa gerek herkese soyadıyla hitap ediyorduk . Teyzemede bu dil alışkanlığı mesleki deformasyonundan geçiyordu.
Kağan yaslandığı yerden ayrılıp ellerini arkada kavuşturarak yavaş adımlarla Boğaç’ın karşısına dikildi.İkiside sürüsünü yöneten yalnız kurtlardı ve bu aralarındaki güç zıtlaşması hiç hoşuma gitmemişti şuan.
“Kardeşim diyicektin sanırım?” Psikopatça sırıtıyordu küstah.
“Kardeşimin odasında ne halt ettiğini öğrenebilir miyim?” Kardeşim kelimesine fazlaca vurgu yaparak tıslamıştı adeta bir yılan gibi üzerimize.Bileğimden tutup beni arkasına almak isterken diğer bileğimi kavrayan nasırlı katil elleriyle olduğum yere kala kaldım.
Bir el beyazı bir siyahı,bir el masumluğu bir el günahı taşıyordu.
“Bir anlaşma yaptık Karahan.Bu anlaşma kardeşini kurtarmama karşılık onu benden ayırmayacağınızdı.Unutma ,onu bana emanet eden kişinin kim olduğunu.”
Burnunu tutup kafasını yere eğerek ürkütücü bir şekilde fısıldadı Boğaç : “Koru dedik ulan kızın göt lalesi olup peşimden ayrılma demedik.” Bir hışımla Boğaç ‘ın beni kendisine çekmesiyle dengem şaşıp kendimi yerde buldum.
“Wine nottt?” Ortama neşeli sesiyle ve elinde tutuğu kırmızı şarap şişesiyle dans ederek gelen Gökhan’la hepimizin bakışlarına ona kilitlendi.
“Ohoov yanlış bir zamanda geldim sanırım hanımlar?”
“Defolun! Hepiniz defolun odamdan.Defolun.” Kuzuların sessizliğindeki sessizliğim bölünmüştü sonunda.
“Ben kalıyorum de mi Çalı kuşu?” İşaret parmağıyla kendini gösteren Gökhan ‘la birliklikte kahkahalarım boğazımdaki nefes çığlıklarıyla yarış başlattı.
“Bir kez daha benden habersiz beni planlarına adet eden olursa ve bir kez daha üzerimde benden habersiz anlaşma yapan olursa yemin olsun o kişileri öldürürüm duydunuz mu? ÖLDÜRÜRÜM.”