İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 10

9.Bölüm

Günümüz

Bir zamanlar yere düştüğümde pamuk ellerin beni sarıp sarmalamasını bekler,nazlanırdım.Sonra tepesini kestiğiniz halde büyümeye devam eden bitkileri görüp haset duydum onlara ve bir bakmışım artık hiçbir şey hissedemiyorum.

Şuanın içinde kalamıyorum,şimdiki zamanın nolduğundan haberim yok.Ellerimi cebime koymuşum akıntıda sürüklenip duruyorum.Ve bu akıntı içinden çıkılamayan bir çember olup günden güne büyüyor.

Hiçbir şey hissedemediğimi fark ettiğim noktada her şeye güldüğümü fark ettim.En azından bazı şeylerin farkındayım…Bir an için olsun üzüldüğümde gözümden damlaları akıtamadım.İçim içimi yedi ama ben içimdeki karmaşayı kahkahalarımla bastırdım.Lakin kahkahalarım bir gün de olsa çıkıp elimden tutarak halat köprülerden geçiremedi beni karşıya.

Tıpkı şuan olduğu gibi amansız ve yersiz zamanlarda kendiliğinden firar etti göz yaşlarım.Karşımda ,üzerimizdeki siyah kıyafetlerin uyumuyla duran adamın odak noktası gözlerim oldu bu kez de.

“Ağlıyorsun?” Dedi cılız , şaşkın bir soruyla.Ağzını her açtığında beni kendine daha da yaklaştırıyordu.Çünkü ne kadar kendime yettiğimi söylesemde artık bedenim rahatça yaslanacak bir gövde arıyor,biliyorum.İçime ektiğim her zehirli düşünce günden güne beni içimden yiyip bitiriyor ve derman olucak sözler arıyor.

“Ben istemeden seni kırdıysam eğer ,özür dilerim.” Yapma işte.Yapma bana bunu.Ben kendi kendime yettiğime inandırken bozma ölümcül sözlerinle yalanlarımı.

Burnumu çekerek gözlerimi kapattım.Benim bildiğim Arzu’nun kafası karışmazdı.Benim bildiğim Arzu içindeki tüm arzulara sahip çıkardı.Artık ben bile kendimi tanıyamayacak hale geldim .Çürümeye yüz tutan bedenimden önce ruhum son nefisini vermişti galiba.

“Planın ne ? Planın sonsuza dek bu rutubetli mağarada kalmak değil, öyle değil mi?” Ayaklarımı yerden güç almak için sertçe yere bastırmış,omuzlarımı ve kafamı dikleştirmiştim.Annemden veya namı diğer teyzemden öğrendiğim nadir şeylerden biri de beden dilinin her şey olduğuydu.Karşındaki kişi sende en ufak bir küçülme hareketi görürse üzerine gelirdi.Onlar değil miydi anne karnında ,cenin halindeki günahsız yavruları öldürenler?

“Planım senin iyi olduğunu göre kadar burada kalmak.”

“Ben iyiyim zaten.”

“Değilsin.”

Değilsin Arzu.Hemde hiç iyi değilsin ve iyi olmayı hak etmiyorsun.Yaşanan acılar,alınan günahsız nefesler senin suçunken sen iyi olmayı hak etmiyorsun.

Gözlerim yanağımdaki sıcaklıkla aralandı.Eli yanağımdan kayıp giden tuzlu damları silerken parmakları yanağımı okşadı.

“Hiçbir şey senin suçun değilken kendine artık daha fazla yüklenme.”

“Anlamıyorsun. 493 kişi benim gibi bir hiç yüzünden öldürüldü. Gerçekleşmesini bekleyen umutları, saçlarını koklamak istediği kişiler vardı onlarında.”

“Biliyorum ,yaralı kuş.” Diyerek diğer eliyle saçımdan bir tutam alıp,elinde çevirmeye başladı.

“Bilmiyorsun, anlamıyorsun.” Derken,kahkahalarım yankılandı bulunduğumuz boş,karanlık bir kadının rahminin duvarlarını.

“Şışştttt—“ diyerek parmaklarını dudaklarıma götürdü. “Ağlamak acizlik değildir Karayel.”

Hissediyor.

Aklımdaki düğümleri hissediyor.

Beni…Beni anlıyor.Beni okuyor dışardan bir gözle,beni ve düğümlerimi çözmek istiyor. Bu…Bu mümkün mü?

“Sırf sana neden güvendim biliyor musun? “

Mahşerleri merakla dolmuş ,yaramaz bir çocuk edasıyla sabırsızlıkla titreşiyordu.

“Neden?”

“Çünkü beni tanıdığını sanıyordun.Hakkımda haddin olmayan ,bilmemen gereken fazla şey biliyorsun.Ve bunlar yüzünden beni tanıdığını sanıyorsun ama tanımıyorsun,tanıyamazsın.İstediklerini yapmam için beni sürekli annem konusunda vurmaktan vazgeç .Bana acımaktan da vazgeç.Ben kimsenin acıyacağı birisi değilim,olmadımda.Hakkımda doğru bildiğin tek şey annemin gerçekte kim olduğu o kadar! Bunu da yüzüme vurmaktan vazgeç artık! DAYANAMIYORUM YAPMACIK İLGİNE!”

Dikenli sarmaşıklarım fazla büyümüş,boynuna urgan olup diklerini ona saplamışlardı.Haketmişti.Ben kendimi tanıyamazken benden önce beni tanımaya hakkı yoktu.

Mahşerlerinde bir yerlerde bir şeylerin kırıldığını hissettim.Sıcak elleri yavaş yavaş buz kesti ve yanağımdaki limanından halatlarını çözdü.

“Ya gerçek olan , sandığımdan çok şey bildiğimse?”

“Bilmiyorsun.”

İçli bir nefes çekip ciğerlerini temiz havanın doldurmanı bekleyip elini cebine götürdü.

Oradaydı…Bunca zamandır her yerde aradığım tılsım oradaydı.Aradığım tılsım değil onu takan kişiydi ;geriye kalan son umudum,kaybetmekten korktuğum tek kişiydi.

Ellerim titreyerek eskimeye yüz tutmuş gümüş kolyeye uzandım.Soğuktu çünkü onu ısıtıcak bir beden bulamamıştı.Onunla son kez vedalaşırken bu tılsımı boynundan hiç çıkarmayacağına söz vermişti halbuki bana…

“Onu…” aldığım nefes daha burnumdan girerken yanmış,içimde değdiği her bir noktayı yakmıştı.

“ONU ÖLDÜRDÜN!” Kağan göğsünü sertçe itmemle yeri doğru sedelemiş ama düşmemişti.

“Hayır.” Dedi. “Onu sen öldürdün ,az önce kendin itiraf ettin bunu.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.