İçeriğe geç

Küllerin Arasında

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Küllerin Arasında

Bölüm 2

Bölüm 2

İstanbul’un üzerine çöken gece, Boğaz’ın hırçın sularını siyah bir mürekkep gibi yutuyordu. Karadağ Yalısı, dışarıdan bakıldığında ihtişamın ve servetin sarsılmaz kalesi gibi dursa da, içten içe çürüyen bir imparatorluğun son demlerini yaşıyordu. Defne, elinde tuttuğu soğuk metal anahtarı avucunun içinde sıktı. Parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Hukuk fakültesindeki o temiz, adalet arayan genç kız gitmiş; yerine, babasının katillerinin izini süren bir avcı gelmişti. Ancak bu avda, avcıyla av arasındaki çizgi öylesine bulanıktı ki, bazen kimin kime saplanacağını kestirmek imkansızdı.

Kütüphanenin ağır meşe kapısını ittiğinde, odanın içine sinmiş olan eski kağıt, tütün ve pahalı bir parfümün—Kaan’ın kokusunun—yoğunluğuyla sarsıldı. Kaan, odanın ortasındaki antika masanın başında, loş bir ışık altında oturuyordu. Gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvanmış, üst düğmeleri açılmıştı. Önündeki monitörün mavi ışığı, yüzündeki o sert, keskin hatları bir heykeltıraşın elinden çıkmışçasına belirginleştiriyordu. Defne’yi görünce başını kaldırmadı ama odadaki atmosferin değiştiğini hissettiği kesindi.

"Geciktin," dedi Kaan. Sesi, kadife bir bıçak gibi havayı kesti.

Defne kapıyı arkasından yavaşça kilitledi. "Arşiv binasındaki güvenlik şifrelerini aşmak, düşündüğünden daha zordu Kaan. Senin ailen, sanki bir devlet sırrını saklıyormuş gibi korunuyor."

Kaan sandalyesini yavaşça çevirdi. Gözleri, Defne’nin üzerinde bir mıknatıs gibi gezindi. O bakışlarda sadece bir iş ortağına karşı duyulan bir hesap sorma değil, daha derin, daha yakıcı bir şeyler vardı. Ayağa kalktığında cüssesi odanın tüm ışığını emmiş gibi hissettirdi. "Onlar bir devlet sırrından daha tehlikeli, Defne. Onlar bir mirasın üzerine inşa edilmiş ceset tarlaları."

Defne, masaya doğru birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Kaan’ın sıcaklığı tenini sızlatıyordu. "Dosyalar burada mı?" diye sordu, sesi bilerek titrek çıkarmaya çalışarak ama içindeki öfkeyi bastırarak.

Kaan bir adım daha attı. Artık aralarında sadece birkaç santim vardı. Defne, Kaan’ın temiz traşlı çenesindeki o küçük izi, gözlerinin içindeki kehribar rengi hareleri görebiliyordu. "Dosyalar," dedi Kaan, fısıltısı Defne’nin dudaklarının hemen üzerinde yankılanırken, "yalıdaki o gizli odada. Babamın, en sadık köpeklerine bile göstermediği o mezarda."

Defne yutkundu. "Oraya girmemizi engellemek için her şeyi yaptılar. Sensörler, biyometrik kilitler..."

"Ve senin zekan," diye kesti sözünü Kaan. Elini yavaşça Defne’nin yanağına doğru uzattı. Parmak uçları, Defne’nin tenine değmeden hemen önce duraksadı. Bu, tehlikeli bir dansın başlangıcıydı. "İntikam duygusu, insanı en kilitli kapıları bile kendi eliyle açmaya zorlar, değil mi? Ama dikkat et Defne; intikam, onu tadanı önce kendisi tüketir."

Defne, Kaan’ın elini tutmakla onu itmek arasındaki o ince çizgide asılı kaldı. Kalbi, kaburgalarının arasına sığmayacak kadar sert çarpıyordu. "Beni uyarıyor musun?"

Kaan hafifçe gülümsedi. Bu, içinde şefkatten ziyade bir oyunbazlık barındıran soğuk bir gülümsemeydi. "Seni uyarmıyorum, seni hazırlıyorum. Çünkü o odaya girdiğimizde, artık 'biz' diye bir şey kalmayacak. Ya her şeyi yakıp küllerinden doğacağız ya da o küllerin altında hepimiz boğulacağız."

Kaan elini geri çekti ve masanın üzerindeki küçük, gümüş bir kutuyu açtı. İçinden çıkan anahtar kartını Defne’ye uzattı. Parmakları temas ettiğinde, Defne bir elektrik akımına yakalanmış gibi irkildi. Kaan’ın gözlerindeki o karanlık parıltı, bir an için bir insani duygunun kırıntısı gibi göründü ama sonra tekrar o aşılmaz maskenin ardına saklandı.

"Yarın gece," dedi Kaan, sesi artık emirden ziyade bir planın parçasıydı. "Babamın aylık dış yatırım görüşmelerine katılması gerekiyor. Yalının güvenliği en zayıf noktasında olacak. O odaya gireceğiz, dijital verileri kopyalayacağız ve ailenin o geceki sessizliğinin bedelini ödeteceğiz."

Defne, anahtar kartını sıkıca tuttu. "Ya yakalanırsak?"

Kaan ona doğru eğildi, dudakları Defne’nin kulağına yaklaştığında sesi neredeyse duyulmaz bir fısıltıya dönüştü. "Yakalanırsak, seni korumak için kendi imparatorluğumu başlarına yıkarım. Ama sakın unutma; ben hiçbir zaman karşılıksız bir yardımda bulunmam. O dosyaları aldığımızda, artık sadece bir iş ortağı olmayacağız. Sen bana, ben de sana ait olacağım."

Defne geri çekilmeye çalıştı ama Kaan beline doladığı eliyle onu kendisine biraz daha çekti. Bu artık bir iş birliği değil, bir sahiplenme savaşıydı. Kaan’ın elinin sıcaklığı, elbisesinin ince kumaşından tenine sızıyordu. Defne, Kaan’ın gözlerinde kendi yansımasını gördü; o da en az Kaan kadar karanlık, en az onun kadar öfkeliydi.

"Bana sahip olamazsın Kaan," dedi Defne, meydan okuyan bir sesle. "Benim üzerimde sadece kendi intikamımın hakkı var."

"Öyle mi?" Kaan’ın sesi alaycıydı. "Peki o zaman neden kalbin, şu an benimkiyle aynı tempoda çarpıyor?"

Odanın kapısı aniden büyük bir gürültüyle vuruldu. İkisi de aynı anda ayrıldılar. Dışarıdan gelen, evin güvenlik şefinin sert sesiydi: "Efendim, sistemde bir uyarı var. Ana arşiv dosyasında bir giriş denemesi fark ettik. Oraya gelmemiz gerekiyor."

Kaan ile Defne birbirlerine baktılar. Gözlerinde sadece anlık bir panik değil, aynı zamanda bu oyunun ne kadar erken başlamak zorunda olduğunu anlayan iki stratejistin soğukkanlılığı vardı.

"Tuzak," dedi Kaan dişlerinin arasından. "Sistemi biz tetiklemedik ama onlar bizi içeride bekliyorlar."

Defne hemen zihnini çalıştırdı. "Arka bahçedeki servis çıkışına gitmemiz imkansız, her yer kameralarla dolu. Yalıdaki gizli oda..."

"Oraya gideceğiz," dedi Kaan, sesinde ölümcül bir kararlılık vardı. "Bizi oraya yönlendiriyorlar çünkü tuzağın merkezi orası. Eğer kurtulmak istiyorsak, onların bizi beklediği o cehennemin tam ortasına atlamalıyız."

Defne’nin nefesi kesildi. Kapının arkasındaki ayak sesleri yaklaşıyordu. Kaan onu kolundan tuttuğu gibi kütüphanenin arka tarafındaki gizli bölmeye doğru sürükledi. Tam o sırada, odanın ışıkları bir anda söndü ve yerini kırmızı acil durum lambalarına bıraktı. Yalı, sanki canlı bir organizmaymış gibi alarm sesleriyle inlemeye başladı.

Kaan, Defne’yi bir kolonun arkasına çekti ve silahını çıkarıp emniyetini açtı. Defne, soğuk metalin sesiyle irkildi. Kaan ona öyle bir baktı ki, bu bakışın bir veda mı yoksa bir bağlılık yemini mi olduğunu anlaması imkansızdı.

"Beni bırakma," dedi Defne, ilk defa sesindeki o savunma duvarı çatlayarak.

Kaan’ın gözleri kararırken, köşeyi dönen korumaların ağır bot sesleri duyuldu. "Seni benden başka kimse öldüremez, Defne. Küllerin arasında kalsak bile, o külleri senin için yakacağım."

Kapı hızla açıldı ve odanın içi silahlı adamlarla doldu. Kaan, Defne’nin elini tuttu ve tam o anda, gizli odanın girişini tetikleyen mekanizmaya doğru kendilerini fırlattılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.