İçeriğe geç

Küllerin Arasında

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Küllerin Arasında

Bölüm 13

Bölüm 13

Toz, duman ve kanın metalik kokusu, ciğerlerimize dolan tek nefes kaynağıydı. Enkazın altındaki o daracık boşlukta, Kaan’ın sıcaklığı sırtımdaki soğuk demir kirişe bir kalkan gibi yaslanıyordu. Omzundan sızan kan, beyaz gömleğini koyu, neredeyse siyaha çalan bir lekeye dönüştürmüştü. Kaan, acıyla dişlerini sıktığında boynundaki damarların gerildiğini görebiliyordum. Demir’in o son kurşunu... Kaan, beni korumak için önüne atladığında hayatın durduğunu hissetmiştim.

"Defne," diye fısıldadı, sesi enkazın ağırlığı kadar derinden ve pürüzlüydü. "Bana bak. Gözlerimi kaçırmama izin verme."

Ona döndüm. Gözlerindeki o tanıdık, tehlikeli parıltı, acının pençesinde bile sönmemişti. "Ölmemen gerekiyor, Kaan. Eğer burada ölürsen, sana söylemem gerekenleri asla öğrenemezsin."

Kaan, titreyen eliyle yüzüme dokundu. Parmak uçları çeneme baskı yaptığında, aramızdaki o gerilimli çekim, mahsur kaldığımız bu mezarı ısıtmaya yetti. "Sırların," dedi, sesi neredeyse bir hırıltıydı. "Ailenin benim ailemle olan o kanlı bağından mı bahsediyorsun? Babamın imzasının olduğu o dosyalardan mı?"

Nefesim boğazıma dizildi. Onu korumak için sakladığım her şey, şimdi aramızdaki en büyük uçurumdu. "Senin ailen, benim dünyamı yıktı, Kaan. Ama sen... sen o yıkıntının içinden çıkan tek iyi şeysin. Ve bu yüzden, Demir seni öldürmeden buradan çıkmalıyız."

Kaan acı içinde gülümsedi. Bu, bir celladın kurbanına attığı o çarpık gülümsemeydi. "Demir bizi bulacak. Dışarıda, betonun üzerinde ayak seslerini duyuyorum. O bizi canlı çıkarmayacak. Ama benim ölmem için, önce seni o enkazdan sağ salim çıkarmam lazım."

Yukarıdan, beton parçalarının hareket ettiğini ve Demir’in o alaycı, buz gibi sesini duyduk. "Kaan? Hâlâ nefes alıyor musun kardeşim? Yoksa o küçük suç ortağınla birlikte o deponun altına mı gömüldünüz? Cesetlerinizi bulmak için kepçe getirmeme gerek kalmasın, hadi, dışarı çıkın!"

Kaan, aniden doğrulmaya çalıştı ama kolundaki yaranın sızısıyla tekrar yere çöktü. "Buradan çıkış yolu yok," diye fısıldadı, yüzü burun buruna gelecek kadar yakınımdaydı. "Seni arkamda bırakamam. Ama birlikte çıkarsak da, Demir’in ilk hedefi sen olacaksın. Defne, bana dürüst ol. Eğer buradan çıkarsak, bu geceyi unutacak mısın?"

"Unutmak mı?" dedim, gözyaşlarım tozla birleşip yanaklarımdan süzülürken. "Kaan, sen benim ellerime bulaşan o karanlığın tek ışığısın. Seni unutmak, kendi kalbimi sökmek demek."

Kaan başını hafifçe eğdi, dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti. O an, dışarıdaki ölüm tehdidini, babalarımızın günahlarını ve Demir’in bizi bekleyen namlusunu unuttuk. Aradaki çekim, fiziksel bir acı gibiydi; bastırılmış arzuların, nefretin ve kaçınılmaz bir sona doğru giden tutkunun çarpışmasıydı.

"O zaman," dedi Kaan, sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. "Beni iyi dinle. Demir burayı patlatacak. Ben çıkış yolunu buldum, sol taraftaki o küçük boşluk. Ama oradan sadece bir kişi geçebilir."

"Ne demek istiyorsun?" diye bağırdım, sesim korkuyla titriyordu. "Seninle gelmeyen hiçbir yere gitmiyorum!"

"Gideceksin," dedi kararlılıkla, sesi bir komutanın emri kadar kesindi. "Çünkü o dosyalar sende, Defne. Eğer Demir o dosyaları ele geçirirse, sadece Karadağ ailesi değil, bu şehirdeki herkesin sonu gelir. Sen onları adalete teslim edeceksin. Ben ise... ben burada kalıp onu oyalayacağım."

"Seni bırakamam!" dedim, ellerimi gömleğinin kanlı yakasına yapıştırarak. "Beni sensiz bu dünyaya bırakamazsın!"

Kaan, aniden beni kendine çekti ve o yaralı haliyle bile beni sertçe öptü. Dudakları kan ve demir tadındaydı ama öpücüğünde, aramızdaki bütün engelleri yıkan bir veda vardı. Geri çekildiğinde, gözlerinde ilk defa korkuyu değil, büyük bir teslimiyeti gördüm.

"Eğer bu gece birimizin hayatta kalması gerekiyorsa, o sen olacaksın, Defne Yılmaz. Çünkü sen, benim hikayemin en güzel, en lanetli sayfasısın."

Tam o sırada, enkazın tavanında büyük bir gürültü koptu. Demir’in kahkahası, yıkılan betonun sesine karışıyordu. Yukarıdan aşağıya bir el bombası piminin çekildiğini duyduk.

"Defne, şimdi!" diye bağırdı Kaan, beni iterek o dar boşluğa doğru savurdu.

Kendimi karanlık bir tünelin içinde bulduğumda, arkamdan gelen o metalik gürültüyü duydum. Kaan, kendi bedenini o patlamaya siper ediyordu. Gözlerim karardığında, tek bildiğim şey, bu binanın yıkılmadığı, benim dünyamın yerle bir olduğuydu.

Enkazın ötesinde, sessizlik çöktü. Sadece uzaktan gelen siren sesleri ve Demir’in ayak sesleri kalmıştı. Kaan’dan ise hiçbir ses gelmiyordu. Sadece kanın toprağa karışan o ritmik damlama sesi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.