İçeriğe geç

Küllerin Arasında

Bölüm 14 · 4 dk okuma

Küllerin Arasında

Bölüm 14

Bölüm 14

Gökyüzü, sanki biraz önce gerçekleşen patlamanın yasını tutuyormuşçasına kurşuni bir renge bürünmüştü. Defne, ciğerlerine dolan toz ve barut kokusunu görmezden gelmeye çalışarak Demir’in siyah Mercedes’inin önünde dikiliyordu. Ellerindeki dosya, sanki üzerinde bir lanet taşıyormuş gibi titriyordu ama parmaklarını kumaşın kenarına geçirdiğinde hissettiği o sert doku, ona tek bir şeyi hatırlatıyordu: Hayatta kalmak, intikam almaktan geçiyordu.

Demir, arabanın kaputuna yaslanmış, elindeki çakmağı ritmik bir şekilde açıp kapatıyordu. Gözlerinde, bir avcının avına duyduğu o soğuk ve mesafeli hayranlık vardı. "Kaan öldü, Defne," dedi sesi, geceyi bir bıçak gibi keserek. "O tünelin içinde sadece beton parçaları ve bir avuç kül kaldı. Şimdi bu dosyayı bana ver ve bu kabusu arkanda bırak. Seni güvenli bir yere götüreyim."

Defne, Demir’in gözlerinin içine baktı. Adamın yalan söylediğini biliyordu; çünkü Kaan Karadağ, bir tünelde can verecek kadar zayıf değildi. O, kendi karanlığını bir zırh gibi kuşanmış, ölümü bile kendine aşık edebilecek bir adamdı. "Güvenlik senin lügatinde hapis demek, Demir," dedi Defne, sesi buzdan bir hançer gibi keskinleşerek. "O dosyayı aldığında beni yok edeceğini ikimiz de biliyoruz. Ama Kaan... Kaan hala orada bir yerlerde nefes alıyor. Onu bulmam gerek."

Tam o sırada, enkazın olduğu tepenin ardındaki sis perdesinden bir siluet belirdi. Defne’nin kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi çarpmaya başladı. Siluet, topallayarak ama duruşundaki o sarsılmaz otoriteyi bozmadan yaklaşıyordu. Kaan. Üzerindeki deri ceket paramparçaydı, yüzünün sol tarafında kurumuş kan izleri vardı ve gözleri... Gözleri, cehennemin yedi katını görmüş gibi kararmıştı.

Defne, Demir’i bir an bile umursamadan Kaan’a doğru koşmaya başladı. Ancak Demir’in korumaları anında araya girdi. Kaan, elini kaldırarak adamları durdurdu. Bakışlarını Defne’nin üzerinde sabitledi. Aralarındaki mesafe azaldıkça, havada uçuşan toz zerreleri sanki iki kutup arasındaki manyetik çekimle birbirine çarpıyordu.

"Sana gitmeni söylemiştim, Defne," dedi Kaan. Sesi, derinden gelen bir gök gürültüsü gibiydi. Yaralıydı ama o yaralar bile ona yakışıyordu; tehlikeyi, çekiciliği ve yıkımı birleştiriyordu.

"Bensiz gitmeyeceğini biliyordun," diye karşılık verdi Defne. Tam önünde durdu. Kaan’ın sıcaklığını, üzerindeki barut ve tütün kokusunu genzinde hissediyordu. Elini uzatıp adamın yanağındaki kan izine dokunmak istedi, ancak Kaan başını hafifçe yana çevirdi.

"Bu bir oyun değil," dedi Kaan, sesini alçaltarak. Defne’nin kulağına doğru eğildi. Nefesi, soğuk havada bir buhar gibi yükseldi. "Demir, bu dosyayı ele geçirmek için seni öldürmek zorunda. Ben ise... Ben seni yaşatmak için kendimi öldürmek zorundayım. Şimdi, o dosyayı bana ver ve arkana bakmadan git."

Defne güldü; bu acı ve öfkeyle karışık, karanlık bir kahkahaydı. "Seni bu kadar çaresiz görmek, aşkın en karanlık tarafı sanırım, Kaan. Ama ben o dosyayı alırken, babamın ölümünün sadece bir kaza olmadığını öğrendim. O dosyada senin ailenin de imzası var. Yani biz, birbirimizin hem infazcısı hem de tek kurtuluşuyuz."

Kaan’ın gözleri bir anlığına değişti. O kararlı bakışların ardında, Defne’ye olan bastırılmış arzusu ve onu koruma içgüdüsü arasında büyük bir savaş veriyordu. Bir eliyle Defne’nin çenesini kavradı, başını hafifçe geriye doğru itti. "Eğer bu yola girersen, geri dönüşü yok. Küllerin arasında sadece biz değil, tüm geçmişimiz yanacak. Yine de istiyor musun?"

Defne, adamın parmaklarının altındaki nabzının hızını hissetti. Kaan’ın gözlerinde, tüm o acımasızlığın ötesinde, sanki sadece kendisine ait bir sığınak bulmuştu. "Seninle her türlü yangına razıyım," diye fısıldadı.

O an, Demir’in sesini duydular. "Duygusal anınız bittiyse, meseleye dönelim. Dosyayı verin veya ikinizi de o enkazın altında sonsuza kadar gömeyim."

Kaan, Defne’yi kendine daha çok çekti. Vücutları birbirine o kadar yakınlaşmıştı ki, aralarındaki çekim neredeyse somut bir enerjiye dönüşüyordu. Kaan belindeki silahı yavaşça çekerken, Defne’nin diğer elindeki dosyayı kavradı. Bir yandan Demir’e, bir yandan Defne’ye bakıyordu.

"Koşmaya başladığımda arkana bakma," dedi Kaan sessizce. "Ve asla durma."

"Bunu yapamayız, Kaan. Birlikte kaçacağız ya da..."

"Ya da öleceğiz," diye tamamladı Kaan.

Demir’in adamları silahlarını doğrulttuğunda, Kaan ani bir hareketle Defne’nin belinden kavradı ve onu arkasındaki uçuruma doğru sürükledi. Tam o esnada, tünelin diğer ucundan patlamanın etkisiyle yıkılmayan destek kolonlarının çöktüğüne dair bir gürültü yükseldi. Zemin ayaklarının altından kaymaya başladığında, Kaan ve Defne birbirlerine son kez baktılar. Kaan’ın gözlerindeki o karanlık, bir an için yerini tutku dolu bir veda busesi gibi yanan bir ifadeye bıraktı.

Karanlık onları yutmadan hemen önce, Defne’nin elindeki dosyanın sayfaları rüzgarla havaya saçıldı. Kağıtlar, sanki kar gibi etrafa dağılıyordu. Ancak o an, dosyanın son sayfasında yazan isim, Defne’nin nefesini kesti.

Babası, sadece bir kurban değildi. O, bu oyunun kurucusuydu.

Toprak kaymaya, uçurumun kenarı yerinden oynamaya başladığında, Kaan Defne’nin elini son bir kez daha sıkıca tuttu. "Seni seviyorum," dedi, sesi rüzgarda kaybolmadan önce.

Ve boşluğa düştüler.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

15. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.