İçeriğe geç

Küllerin Arasında

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Küllerin Arasında

Bölüm 11

Bölüm 11

Salonun içindeki hava, sanki oksijenin yerini ağır, metalik bir barut kokusu almış gibi yoğundu. Kaan, odanın ortasında heykelleşmişti. Bakışları, yıllar önce toprağa verildiğine inandığı adamın, babasının, çalışma masasının ardındaki o tanıdık ama bir o kadar da yabancı siluetine kilitlenmişti.

Defne ise kapının eşiğinde, sanki görünmez bir halatla olduğu yere zincirlenmiş gibi duruyordu. Kalbinin göğüs kafesini parçalayan ritmi, odadaki sessizliği yırtıyordu. Kaan’ın babası, Demir Karadağ, yavaşça arkasına yaslandı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir şefkat kırıntısı vardı; sadece bir satranç ustasının, oyunun bir sonraki hamlesini bekleyen soğukkanlılığı hakimdi.

"Kaan," dedi Demir. Sesi, sanki yıllar boyunca bir mahzende saklanmış bir bıçak gibi bilenmişti. "Evine hoş geldin. Görünüşe göre, misafirlerini ağırlamayı öğrenmişsin."

Kaan’ın elinin titrediğini Defne ilk kez o an fark etti. Kaan, belindeki silaha uzanmakla, babasının boğazına sarılmak arasında gidip gelen o vahşi içgüdüyle sarsılıyordu. Defne, bir adım öne çıktı. Kaan’ın koluna dokunmaya cesaret ettiğinde, adamın kaslarının taştan farksız olduğunu hissetti.

"Bu imkansız," diye fısıldadı Defne, sesi titreyerek. "Sen... senin ölüm belgen... Kaan kendi elleriyle toprağı kazdı, senin mezarını kazdı!"

Demir hafifçe gülümsedi. "Ölüm, Defne, bazen sadece bir stratejidir. Düşmanlarını yanıltmak için yapabileceğin en büyük fedakarlıktır."

Kaan nihayet konuştuğunda, sesi odadaki her şeyi donduracak kadar soğuktu. "Sen benim annemin ölümünü izledin. Benim yas tutmamı, o mezarın başında kendimi tüketmemi, o karanlığa gömülmemi izledin. Sen bir baba değilsin. Sen sadece hayatta kalma arzusuyla zehirlenmiş bir parazitsin."

Kaan’ın omuzlarındaki gerilim, sanki tüm o yıkık dökük geçmişin ağırlığıymış gibi çökmüştü. Defne, Kaan’ın gözlerindeki o tanıdık karanlığın yerini, tamamen yabancı bir öfkeye bıraktığını gördü. Kaan, intikamı için yaşamıştı; babasını öldürenleri bulmak, o acıyı dindirmek onun tek varoluş sebebiydi. Şimdi ise, aradığı kişi tam karşısında oturuyordu. Eğer onu öldürürse, babasını tekrar öldürmüş olacaktı. Eğer öldürmezse, kendi ruhunu öldürecekti.

Defne, Kaan’ın elini tuttu. "Kaan, hayır. Ona bakma bile. Buradan çıkalım."

Kaan, Defne’ye dönüp baktı. Gözlerinde bir an için, sadece ikisinin bildiği o kırılgan, tehlikeli çekim parladı. Ancak bu bakış, bir şefkat değil, bir veda gibiydi. "Gitmen gerek, Defne," dedi Kaan, sesi fısıltıdan halliceydi. "Bu oyun, senin masumiyetinin sınırlarını aşıyor."

"Seninle geldim, seninle çıkarım," dedi Defne, geri çekilmeyerek. Onun cesareti, Kaan’ın öfkesini biraz olsun dizginlemişti ama Demir Karadağ’ın kahkahası aralarındaki gerilimi yeniden ateşledi.

"Aşk," dedi Demir, alaycı bir tonda. "Seni zayıflatan tek şey bu, oğlum. Bu kızın babasının, benim imparatorluğumu yıkmak için kurduğu o eski ittifakı biliyor musun? Defne, senin buraya sadece intikam için gelmediğini sanıyordum."

Defne’nin nefesi kesildi. Kaan, yavaşça Defne’ye doğru döndü. Bakışları, bir bıçak gibi Defne’nin yüzünde gezindi. "Neden bahsediyor?" diye sordu Kaan. Sesi öylesine tehlikeliydi ki, Defne bir an için gerçekten öleceğini hissetti.

"Kaan, inanma ona," dedi Defne, gözleri dolarken. "Seni kullanmak için söylüyor bunları. Aramızı bozmaya çalışıyor."

"Doğruyu söyle," dedi Kaan, bir adım yaklaştı. Defne ile arasında sadece birkaç santim kalmıştı. Kaan’ın parfümünün o tanıdık, orman ve tütün karışımı kokusu Defne’nin başını döndürdü. "Babanın mirası, benim babamın cesedi üzerine mi kuruldu? Sen buraya beni izlemek için mi geldin, Defne?"

Defne, yalan söyleyemeyecek kadar şeffaf, ama gerçekleri açıklayamayacak kadar korkaktı. Babasının bıraktığı o karanlık dosyalar, o isimler, Kaan’ın ailesine dair bildiği sırlar... Hepsi birer yük gibi omuzlarındaydı.

"Ben seni seviyorum," dedi Defne, sesi çatlayarak. "Seni, o karanlığından, o yalanlarından, o acından ayrı sevdim."

Kaan, Defne’nin çenesini nazikçe ama sıkıca kavradı. "Sevgi, bu odada bir para birimi değil, Defne. Burada sadece kan ve ihanet geçer."

Kaan, yavaşça silahına uzandı ve onu masanın üzerine, babasının tam önüne koydu. Demir’in gözlerinde bir ışık parladı. Kaan, "Eğer ölmemi istiyorsan, al şunu," dedi babasına. "Ama unutma, eğer beni öldüremezsen, bu kez sonun sadece bir mezar olmayacak. Seni bu dünyadan kazıyacağım."

O an, odadaki gerilim patlama noktasına ulaştı. Kaan, Defne’nin elini tutup onu kendine doğru çekti ve odadan çıkmaya yeltendi. Ancak Demir Karadağ’ın sesi, onları tekrar durdurdu.

"Defne," dedi Demir. "Kaan’a o dosyadan bahsetmedin mi? Babanın, Kaan’ın annesini öldüren kişinin kimliğini sakladığını?"

Kaan aniden durdu. Yavaşça arkasına döndü. Defne, dehşet içinde babasının sesinin geldiği yöne baktı. Kaan’ın yüzündeki ifade, öfkenin çok ötesine geçmişti; orası, tamamen boşluktu. Kaan, Defne’ye yavaşça döndü. Bakışlarındaki o yoğun, tutkulu karanlık, şimdi yerini buz gibi bir ihanet ateşine bırakmıştı.

"Doğru mu?" diye sordu Kaan, sesi titreyerek.

Defne, konuşmaya çalıştı ama boğazına düğümlenen hıçkırık buna izin vermedi. Kaan, elini yavaşça Defne’nin yüzünden çekti. O geri çekilme hareketi, aralarındaki her şeyi yerle bir etti.

"Kaan, her şeyi anlatabilirim, sadece..."

"Sessiz ol," dedi Kaan, sesi buz gibiydi. "Artık hiçbir şey anlatmana gerek kalmadı."

O anda, dışarıdaki koridorda ayak sesleri yankılandı. Kapı sertçe açıldı ve içeriye Kaan’ın en sadık adamları girdi, ancak hepsi Kaan’a değil, masanın arkasındaki Demir’e baş selamı vererek girdiler. Kaan’ın kendi ordusu, ona ihanet etmişti.

Kaan, etrafının sarıldığını anladığında, tek bir hareketi vardı. Defne’yi kendine çekti, beline sarıldı ve onu bir kalkan gibi kullandı ama aynı zamanda korumaya aldı.

Demir, ayağa kalktı. "Oğlum, senin için yeni bir düzen kurdum. Defne ise bu düzenin sadece bir parçasıydı. Şimdi, kararını ver. Ya o kızı burada, şu an bırakıp gidersin ve hayatını bağışlarım, ya da ikiniz de bu küllerin arasında yanarsınız."

Kaan, Defne’ye baktı. Gözlerinde ilk kez çaresizliği gördü. Kaan, elindeki gizli silahı Defne’nin eline tutuşturdu ve fısıldadı: "Beni değil, onları vur. Kaç."

"Seni bırakmayacağım!" diye bağırdı Defne.

O anda silah sesleri duyuldu. Oda bir anda karardı, tek bir kurşun havayı deldi geçti. Kimin vurulduğu belli değildi, ama odadaki her şey sessizliğe gömüldü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.