İnsan susmayı bir günde öğrenmez. Ben de öğrenmedim. Sessizlik bana zamanla öğretildi; önce yumuşakça, sonra alıştıra alıştıra. Çocukken sesim vardı. Soran, itiraz eden, gülen bir ses. Ama her “fazla” bulunduğumda biraz kısmayı öğrendim onu. Her “abartıyorsun” dendiğinde içime çektim kelimelerimi. Her “boş ver” deyişlerinde, kendimden vazgeçmenin ne kadar kolay olduğunu fark ettim. İlk sustuğum anı hatırlıyorum. Net. Keskin. İnsanın canını sonradan acıtan türden. Bir şey söylemek istemiştim. Kalbimi yakıyordu, boğazımda düğümlenmişti. Ama karşımdaki gözler beni dinlemeye hazır değildi. Ben sustum. O an içimde bir şey kırıldı, ama kimse duymadı. Sonra sustukça “olgun” dediler bana. Dayandıkça “güçlü”. Ağlamadıkça “akıllı”. Meğer bana verdikleri her sıfat, benden aldıkları bir parçanın adıymış. Zaman geçti. Sessizlik bana ait bir huy oldu. İnsanlara değil, kendime karşı bile susmaya başladım. İstemediklerimi istiyor gibi yaptım. Canımı yakanı, canım acımıyormuş gibi sevdim. Ve bir gün fark ettim: Ben susarken herkes konuşmuştu benim yerime. Ne hissettiğimi, neye katlanabileceğimi, nerede durmam gerektiğini onlar belirlemişti. Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu biliyorum: Beni yıkan şey yaşadıklarım değildi. Onları yaşarken kendimi yalnız bırakmamdı. Lina… O küçük kız hâlâ içimde duruyor. Elinde söylenmemiş cümleler, boğazında düğümlenmiş hayallerle. Bu kez onu susturmayacağım. Çünkü küllerinden doğmak, önce sesini geri almakla başlıyor.
Bölüm 5
İlk sesizlik
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.