Alarm sesi sustuktan sonra günler gergin geçti.
Kael ve Lavinya sürekli yer değiştiriyor, yeni ipuçları arıyordu.
Ama o akşam farklıydı.
İlk kez peşlerinde kimse yok gibiydi.
İlk kez koşmuyorlardı.
Evlerinin önündeki küçük verandada oturuyorlardı.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
Lavinya battaniyeye sarılmıştı.
"Çocukken yıldızlara isim verirdim." dedi.
Kael güldü.
"Ciddi misin?"
"Evet."
"Bu biraz tuhaf."
Lavinya omzuna hafifçe vurdu.
"Sen konuşma."
İkisi de güldü.
Uzun zamandır ilk kez korku olmadan gülüyorlardı.
Bir süre sonra sessizlik çöktü.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Kael gökyüzüne bakıyordu.
"Ben küçükken hep yalnız kalacağımı düşünürdüm."
Lavinya ona döndü.
"Neden?"
Kael omuz silkti.
"Bilmem."
Sonra gözleri Lavinya'nın gözleriyle buluştu.
"Ama artık öyle düşünmüyorum."
Lavinya'nın kalbi hızlandı.
Rüzgâr hafifçe saçlarını savurdu.
İkisi de birbirlerine bakmaya devam etti.
Ne Kael gözlerini kaçırdı ne de Lavinya.
Sanki bütün dünya durmuştu.
Kael yavaşça yaklaştı.
Lavinya'nın nefesi kesildi.
Ve kısa, nazik bir öpücük paylaştılar.
Sonra ikisi de hafifçe geri çekildi.
Lavinya istemsizce gülümsedi.
"Bu biraz beklenmedikti."
Kael de gülümsedi.
"Hayır."
"Hayır mı?"
"Ben uzun zamandır bekliyordum."
Lavinya'nın yüzü kızardı.
Tam ona cevap verecekken evin içindeki telefon çalmaya başladı.
İkisi de aynı anda iç çekti.
"Zamanlaması korkunç." dedi Lavinya.
Kael gülmeye başladı.
Ve belki de ilk kez, yaklaşan tehlikelere rağmen gerçekten mutlu hissettiler.