Arabanın motor sesi gecenin sessizliğini yarıyordu.
Lavinya arka camdan baktı.
Peşlerindeki araçlar sonunda gözden kaybolmuştu.
Ama bu, güvende oldukları anlamına gelmiyordu.
Kael direksiyona sıkıca tutunmuştu.
Yüzündeki gerginlik hâlâ geçmemişti.
"Onları atlattık mı?"
"Şimdilik."
"Şimdilik mi?"
Kael başını salladı.
"Bu insanlar kolay vazgeçmez."
Lavinya iç çekti.
Son günlerde duyduğu her şey daha da korkutucu olmaya başlamıştı.
Kuzgun Tarikatı.
Kırmızı mühür.
Elli yıllık mektup.
Ve kendi adını taşıyan gizemli bir kadın...
Saatler sonra araba ormanlık bir bölgeye girdi.
Etrafta hiçbir ev görünmüyordu.
Yalnızca ağaçlar.
Ve karanlık.
Sonunda küçük, eski bir evin önünde durdular.
Lavinya şaşkınlıkla baktı.
"Burası neresi?"
"Kimsenin bilmediği bir yer."
"Emin misin?"
Kael hafifçe güldü.
"Benim bile bazen unuttuğum oluyor."
Ev küçük ama sıcaktı.
İçeride eski kitaplar, haritalar ve dosyalar vardı.
Lavinya dikkatlice etrafı inceledi.
"Burası senin mi?"
"Sayılır."
"Sayılır ne demek?"
"Uzun hikâye."
Lavinya gülümsedi.
"Senin her şeyin uzun hikâye zaten."
Kael ilk kez rahatça güldü.
O an Lavinya onun farklı bir yüzünü gördü.
Sürekli ciddi duran çocuk gitmiş gibiydi.
Bir anlığına yalnızca normal bir genç görünüyordu.
Gece ilerledi.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Lavinya uyuyamıyordu.
Mutfaktan ışık geldiğini fark etti.
Sessizce aşağı indi.
Kael masanın başında oturuyordu.
Önünde eski fotoğraflar vardı.
Lavinya yaklaşınca onları kapatmaya çalıştı.
Ama geç kalmıştı.
Lavinya fotoğraflardan birini görmüştü.
Fotoğrafta daha küçük yaşlarda bir Kael vardı.
Yanında ise gülümseyen bir kadın.
"Annen mi?"
Kael birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
"Evet."
İlk kez sesinde hüzün vardı.
Lavinya karşısına oturdu.
"Ne oldu ona?"
Kael gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
"Kuzgun Tarikatı yüzünden öldü."
Lavinya'nın içi burkuldu.
"Üzgünüm."
Kael cevap vermedi.
Ama ilk kez duvarlarını biraz indirmiş gibiydi.
Uzun süre konuştular.
Çocukluklarından.
Korkularından.
Hayallerinden.
Ve ilk kez birbirlerine sırlarını anlattılar.
Gece boyunca ne tarikatı konuştular ne de kaçmayı.
Sadece iki genç gibi sohbet ettiler.
Lavinya uzun zamandır bu kadar huzurlu hissetmemişti.
Sabah güneş doğarken Lavinya dışarı çıktı.
Ormanın üzerindeki sis yavaşça dağılıyordu.
Manzara büyüleyiciydi.
Bir süre sonra Kael de yanına geldi.
Elinde iki kupa sıcak çay vardı.
Birini ona uzattı.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Sessizlik oldu.
Ama bu kez rahatsız edici değildi.
Tam tersine.
Sanki ikisi de sessizliği seviyordu.
Lavinya gülümseyerek ona baktı.
Kael de ona baktı.
Ve birkaç saniye boyunca hiçbiri gözlerini kaçırmadı.
O anda ikisinin de hissettiği şeyi söylemesine gerek yoktu.
Ama tam o sırada evden bir alarm sesi yükseldi.
İkisi de irkildi.
Kael koşarak içeri girdi.
Bilgisayar ekranında tek bir mesaj vardı:
"SON VARİS BULUNDU."
Mesajın altında ise bir fotoğraf vardı.
Lavinya'nın fotoğrafı.
Ve mesajın son satırında şu yazıyordu:
"Bu kez kaçamayacak."