İçeriğe geç

KÜLLER VE YILANLAR

Bölüm 3 · 6 dk okuma

KÜLLER VE YILANLAR

Bölüm 3

2. BÖLÜM

Yaman Kerem odadan çıktıktan sonra geride kalan, sessizlik boğulmama sebep oluyor zihnimdeki çığlıklar giderek çoğalıyordu. İçimdeki küçük kız duvarların arakasından “Geçmiş” diye fısıldıyordu. Köşeye sinmiş, elleriyle kulaklarını kapatmış, korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Kapattığı kulaklarıyla babasının öfkeli sesini ve küfürlerini duymamaya çalışıyordu.

Bazı acılar hiç geçmiyordu, sadece şekil değiştiriyordu.

Tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Gözlerim hala kapanan kapıda takılıydı, gitmişti ama varlığı, sanki oda da nefes alıyordu. Kendimi toparlamak için kafamı iki yana sallayıp derin bir nefes aldım.

Gözlerimi sıkıca kapatıp açtım ve “”Korkma” dedim. Masaya dönüp dosyayı tekrar inceledim gözden kaçırdığım bir şey var mıydı? Yoktu sanki her şey fazla temiz, fazla planlıydı. Bu durum şüphelerimi derinleştiriyordu. Bilgisayara döndüm adli tıp raporunu inceledim; işkence ve…

Tecavüz…

Hayır…Hayır… Allah’ım…Kahretsin…

Nefesim boğazımı tıkadı. Olay yerindeki fotoğrafları inceledim. Ve o an fark ettim. İrem’in ellerinde boya kalıntıları vardı. Son anlarında bir çizim mi yapmıştı? Delil torbasına baktım ama bir çizim yoktu.

“Eğer bir şey çizdiyse o çizimi kim almıştı?”

Kapı çaldı, Başkomiser Tuna elinde bir dosya ile içeriye girdi.

Dosyayı uzatıp “Sayın Savcım istediğiniz Yaman Kerem Saraçlı dosyasını getirdim.” Masaya bırakmasını işaret ederek “Tamam. Teşekkür ederim başkomiserim, çıkabilirsiniz” dedim.

Dosyayı dikkatle inceledim. Projeler…İhaleler… Yardım kuruluşları…. Başarılar… Her şey olması gerektiği gibiydi ama olmayan bir şey vardı. Ta ki bir fotoğrafı görene kadar.

Yaman Kerem’le birlikte fotoğraf çekilmiş o tanıdık yüz… Dondum. Ruhumda bir karanlık kol gezmeye başladı. Kendimi toparlayıp fotoğrafı masanın çekmecesine koydum.

Geçmişin külleri bir yılan gibi üzerimde dolanıyordu.

Akşamüzeri adliyeden çıktığımda başım çatlıyordu. Bu kadarı tesadüf olabilir miydi? Her şey tek bir noktada kilitleniyordu. Yaman Kerem Saraçlı.

Kimdi bu adam? Geçmişimle ilgili ne biliyordu ya da geçmişin neresinden geliyordu?

Eve geldiğim de yine sağır eden o sessizlik karşıladı beni. Ceketimi ve çantamı kanepenin üzerine bırakıp mutfağa geçtim. Kahve için su koyup sigaramı yaktım, zihnimdeki sesleri bastırmaya çalıştım.

Fakat bazı sesler susmamaya kararlıydı. Sadece duyulmamış gibi yapılırdı. Her zaman yaptığımı yapıp duymadım.

Sabah adliyeye geldiğim de odama geçmeden önce sekreterimin yanına uğrayıp Yaman Kerem’i tekrar ifadeye çağırması için talimat verdim. Odama geçtiğim de masanın üzerindeki dosyayı tekrar inceledim Hiçbir detayı gözden kaçırmak istemiyordum.

Kapı çaldı odaya üzerinde taşıdığı karanlığın tehdidi ve otoritesiyle Yaman Kerem girdi. “Beni çağırmışsınız Savcı Hanım.”

Oturması için koltuğu işaret edip “İrem Kaya cinayetiyle ilgili ifadenize tekrar başvurmam gerekiyor, Bay Saraçlı.”

“Bildiğim her şeyi anlatım Savcı Hanım.”

Tek kaşımı kaldırıp “Burada soruları ben sorarım ve kaç defa anlatacağınıza da ben karar veririm Bay Saraçlı.”

Kendinden emin bir tebessümle “Sizi dinliyorum Savcı Hanım” soğukluğu ve şüpheyi barındıran bir ifadeyle “Bu cinayetle ilgili etrafınızda ya da çalışanlarınızdan şüphelendiğiniz biri var mı?”

“ Sanmıyorum, çünkü etrafımdaki hiç kimse bu caniliği yapacak kadar kalpsiz değil.”

Kaşlarımı çattım

“ Sizce de tuhaf değil mi Bay Saraçlı? Bir cinayet işleniyor ve olay yerinde en son şirketinize ait bir araç görülüyor. Ama yine ne tesadüftür ki sizin hiçbir şeyden haberiniz yok.”

Masaya biraz daha yaklaştım

“Peki bu nasıl mümkün oluyor, Bay saraçlı.”

Oturduğu koltukta kıpırdandı fakat yüzündeki ifadesizliği bozmadı.

“Savcı Hanım, demek istediğinizi anlıyorum, fakat gerçekten hiçbir şey bilmiyorum.”

“Sonuçta başarılı bir iş adamısınız rakiplerinizden biri ayağınızı kaydırmak istemiş olabilir mi.” Dedim.

“Evet, bugüne kadar deneyenler oldu ama bu şekilde bir kahpeliği… Bilmiyorum, tanıdığım birinin yapacağına olanak vermek istemiyorum”

Akşamüzeri adliyeden çıktığımda arabama doğru yürürken “Savcı Hanım” dedi tok bir ses. Arkamı döndüğüm de son zamanlar da aşina olduğum o yüz… Yaman Kerem Saraçlı. Gözlerini bir an olsun üstümden ayırmadan “ Gerçekler her zaman en yakınımızda gizlidir.” Dedi ve arkasını dönüp gitti.

O an acımasız gerçekler tokat gibi yüzüme çarptı.

Gerçek, sadece dosyada değil, içimdeydi. Annemin ruhsuz bakışlarında, babamın lanetli ellerinde, çocukluğumun küllerinde…

***

Camın önünde ayakta karanlığın örtüğü şehri izliyordu. Sanki şehri değil de zihnindeki Saye’nin gözlerini bakıyordu.

Onun bakışları, bir hakim gibi insanın en derinlerine nüfus ediyordu.

Masasına geri dönüp sabahtan kalan toplantı raporlarını inceleyip kafamı meşgul etmeye çalıştım. Ama bakışları tıpkı yılan gibi zihnime sızıp, zehrini akıtıyordu. O bakışları, kendinden emin duruşu, her ne kadar saklamaya çalışsa da gözlerinin ardında ki kırılganlığı…

Özlem, zamanın yok edemediği tek şey. Belki de hiç gelemeyecek birinin adım seslerini beklemek gibi. Her seste acaba “o mu?” demek. Bugüne kadar hissettiğim en ufak kıpırtıya bile “Saye” dedim.

Baktığım her yerde onu görmek, gittiğim her yerde onu bulmak istedim. Ama o hiçbir zaman yoktu. Karşısına çıkıp ben buradayım demek istedim, fakat ona da cesaret edemedim.

Kapı çaldı. Barış içeriye girdi.

Barış, üniversite yıllarından kalan tek dostumdu.

“Yine kendi derinliklerinde kaybolmuşsun.”

Kırık bir tebessümle “Beni bu kadar iyi tanımanı sevmiyorum.”

Barış koltuğa oturdu. “Yaman… Hiç bu kadar kaybolmamıştın. Savcılığa gittiğinden beri böylesin.”

Başımı cama çevirdim. Karanlık, şehrin çirkinliklerini örtmüştü. Fakat karanlığın içindeki ışıklar da sanki başka bir karanlığı örtmüştü.

“Ben hiç bulunmak istemedim ki. Tek bir kişi dışında.”

“Kim diye soramayacağım. Ama yıllardır neden eskimiyor kardeşim?”

Cevap vermedim. Konuyu değiştirmek için “Şirkette köstebek olabilir.” Dedim.

Barış şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Bu kanıya nereden vardın?”

“Yaşanan son cinayet olayı… Ve tam cinayet saatinde şirketin aracının orada olması.”

“Tesadüf olamaz mı?”

“ Tesadüf olamayacak kadar planlı.”

“Rakip firmalar olabilir mi? Adını lekelemek için.”

“Sanmıyorum. Bunu yapmaya cesaret edemezler çünkü bedelinin ağır olacağını bilirler.”

***

Kahvem soğumuştu. Bitmek üzere olan sigaram günlerdir zihnimde dönüp duran cümlenin hayaleti gibiydi.

“Gerçekler her zaman en yakınımız da gizlidir.”

Bugün onu tekrardan adliyeye çağırmak zorundaydım. Belki adalet için, belki kendim için… Belki de çocukluğum için.

Odaya girdiğinde zamanın çarkları geriye doğru çalışmaya başladı. Küçük kız bir kez daha “Geçmiş.” Diye fısıldadı.

Lacivert takımıyla karanlığın ta kendisiydi. O kadar planlı, o kadar ölçülüydü ki sanki varlığı da hesaplıydı. Ama gözleri… Bastırılmıştı yine de duyulmak istene birinin çığlıklarını taşıyor gibiydi.

“Savcı Hanım” dedi. Sesindeki dinginlik, fırtına öncesini anımsatıyordu.

“Oturun lütfen.” Bakışlarımı dosyaya çevirdim.

“İrem Kaya’nın arkadaşlarıyla görüştüm. Son zamanlarda çok içine kapanıkmış ve sanki bir şeylerden korkuyormuş.”

“Bunun benimle ilgisi nedir?” Sesi buz gibiydi.

“Bilemiyorum. Ama tüm okların sizi gösteriyor olması tesadüf olamaz.”

“Elinizde somut bir delil olmadan beni suçlamayasınız. Sadece şirketime ait bir aracın orada görülmesi beni suçlu yapmaz.” Dedi.

Sessizlik… İçinde büyük bir fırtınayı barındıran o sessizlik…

Birkaç saniye yüzüme baktı. Gözleri kısıldı, alacak bir sesle “Gerçekten beni mi sorguluyorsun Saye, yoksa görmezden geldiğin o geçmişi?”

Adımı söylediğinde içimdeki bir yer sızladı. Çocukluğumun hayaleti karşıma dikildi öylece bana baktı.

“Kendinize gelin. Burada bir cinayet dosyasını aydınlatmaya çalışıyoruz. Ayrıca Sayın Savcım diyeceksiniz.”

Sesim titremesin diye kendimi sıktım.

“Sayın Savcım.” Dedi.

“Dosya için mi… Bana sanki hatırlayamadığın ya da unutmaya çalıştığın geçmiş için buraya çağırmışsınız gibi geldi.”

Ayağa kalktı, masaya yaklaştı ve usulca

“Geçmiş her zaman bir adım geridedir, Saye.”

Hızla arkasını dönüp odadan çıktı. Kapanan kapıda takılı kaldı bakışlarım. Geçmişin zehirli sarmaşıklarının ruhumu ele geçirmeye başladığını hissettim.

Yaman Kerem’in bıçak gibi keskin sözleri hala oda da yankılanıyordu. “Geçmiş her zaman bir adım geridedir, Saye.”

Lakin ben geçmişten hep kaçıyordum. Başka bir çocuğun suskunluğuna… Başka bir annenin çığlığına yetişmeye çalışarak ondan kaçıyordum.

Geçmiş bana dokunmaya çalıştığında kollarımda söndürülmüş sigaraları, sırtımdaki kemer izlerini hatırlıyordum.

Çocukluğumdaki o dört duvar… Hala kabuslarımda nefes alıyor, beni bir an olsun rahat bırakmıyordu.

Birkaç saniye gözlerimi kapattım.

Çocukluğumdaki canavarın ayak sesleri içimde yankılandı.

Küçük kız korkuyla gözlerini sıkıca kapattı ve celladını bekledi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.