İçeriğe geç

KÜLLER VE KAN

Bölüm 8 · 2 dk okuma

KÜLLER VE KAN

Bölüm 8

ALEV

Kant gözlerini kısarak bana baktı. İçinde fırtınalar koptuğunu görebiliyordum. O kadar sakindi ki, sanki hiçbir şey hissetmiyormuş gibi görünüyordu. Ama yanılıyordu. Ben onun içini görebiliyordum. Kafasında yankılanan soruları, hissettiği o belirsiz korkuyu, hatalı bir karar vermiş olmanın ihtimalini. Fakat işin komik tarafı neydi biliyor musun, Kant? Geri dönüşün yok. Beni çağırdın. Beni kendi kaderine bağladın. Ve şimdi, bu yanlışı düzeltmek istiyorsan, bunun bedelini ödemeye hazır olmalısın. İçimden düşündüklerim beni güldürdü. “Bu bağı nasıl kırarız?” dedi sonunda, sesi her zamanki gibi sakindi. Gülümsedim. Kant’ın büyü konusunda bilgili olduğu belliydi, ama bazı şeyleri bilmek yetmezdi.

O kadar kolay değil,” dedim yavaşça. “Bu tür bir mühür, kanla bağlanır. Senin ruhuna işledi.” Kant, ifadesini bozmadan gözlerimin içine baktı. “Demek ki çözmenin bir yolu olmalı.” Başımı yana eğdim. “Belki vardır.” Kant kaşlarını çattı. “Ama söylemeyeceksin, değil mi?” Gülümsedim. “Hayır.” Kant derin bir nefes aldı ama sinirlendiğini belli etmedi. Bunu takdir ettim. Başka biri olsa çoktan kılıcına ya da büyüsüne sarılmıştı. Ama o bana sabırla bakıyordu. Benim ne yapacağımı görmek istiyordu. Fakat anlamadığı şey şuydu: Bu artık benim oyunumdu. İki elimle pelerininin yakasından tuttum ve onu kendime doğru çektim. Kant şaşırmadı ama gözleri hafifçe büyüdü. “Sana bir şey sorayım, büyücü,” dedim fısıltıyla. “Beni gerçekten tanıyor musun?” Kant gözlerini kaçırmadı. “Biliyorum ki, sen dünyayı yok etmek istedin,” dedi. “Biliyorum ki, kendi aileni bile hiçe saydın. Ama en önemlisi…”

Duraksadı. “Biliyorum ki, senin gücüne ihtiyacım var.” Gözlerimi kısarak ona baktım. “Ve senin de bana,” diye ekledi Kant. O an fark ettim. Bu adam düşündüğüm kadar aptal değildi. Ve en kötüsü neydi biliyor musun? Haklıydı. Ben de ona muhtaçtım. Çünkü özgürlüğüm, bu büyücünün varlığına bağlıydı. Eğer bana ihtiyacı kalmazsa, beni tekrar mühürleyebilirdi. Eğer isterse, beni tamamen yok edebilirdi. Ama ben buna izin vermezdim. Bıraktım onu. “Dünya değişmiş,” dedim, başımı gökyüzüne kaldırarak. “Her şey farklı. İnsanlar, büyü, hatta akademi bile… artık hiçbir şey aynı değil.” Kant başını salladı. “Evet. Ve sen de değişmek zorundasın.” Gözlerimi kıstım. “Bunu ben belirlerim, büyücü.” Kant hafifçe gülümsedi. “Öyle mi?” Onun bu meydan okuyan tavrı hoşuma gitmeye başlamıştı. “Öyleyse bana göster,” dedi. “Bana ne kadar güçlü olduğunu kanıtla, Morgana.” Alevler parmak uçlarımda dans etti. “İyi fikir,” dedim sessizce. Sonra bir adım attım. Ve dünya tekrar yanmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.