Akademinin soğuk taş duvarları arasında sessizlik hâkimdi. Zaman, buraya ağır bir gölge gibi çökmüştü. Morgana, uzun koridorlarda ilerlerken her adımı yankılanıyordu. Burası bir zamanlar onun dünyasıydı. Şimdi ise yalnızca bir hatıra, küllere karışmış bir geçmiş gibiydi. Ama buraya dönmesinin bir sebebi vardı. İntikam. Öğrenciler, akademinin eski taş zemininde yürürken fısıldaşıyorlardı. Morgana’nın görünüşünü bilmiyorlardı ama onun varlığını hissediyorlardı. Sanki hava daha ağırlaşmış, gölgeler daha derinleşmişti. Kant, Morgana’nın birkaç adım arkasında yürüyordu. Onunla aynı düşünceleri paylaşıyor muydu, yoksa sadece planlarını mı yapıyordu? Morgana henüz bunu kestiremiyordu. Sonunda eski bir sınıfa ulaştılar. Morgana, parmaklarını eski ahşap kapıya dokundurdu. Kapı anında karardı, yüzeyindeki büyüler harekete geçti. Kant, ona dikkatlice baktı. “Ne yapıyorsun?” Morgana gülümsedi. “Anılarımı çağırıyorum.” Büyü harekete geçtiğinde, geçmişin yankıları odanın içine doldu. Bağırışlar. Büyü sözcükleri. Alevlerin çıtırtısı. Ve ihanetin soğuk sesi. Morgana, geçmişin karanlığında kendini gördü daha genç, daha kırılgan, ama aynı zamanda daha öfkeli. Onu burada yargılamışlardı. Onu canavar ilan etmişlerdi. Büyüsünden korkmuşlar, onu yok etmek istemişlerdi. Ama şimdi? Şimdi o geri dönmüştü. Ve bu akademi, onu hatırlamak zorunda kalacaktı. Kant, ona yaklaştı. “Bu kadar öfkeyle ne yapmayı düşünüyorsun?” Morgana, gözlerini ona çevirdi. Alevler içinde parlayan gözleriyle hafifçe gülümsedi. “Onlara korkunun ne olduğunu hatırlatacağım,” dedi. “Ve sen de bunu izlemek zorunda kalacaksın, büyücü.”
Kant’ın ifadesi değişmedi. Ama gözlerinin içindeki gölgeler derinleşti. “O kadar kolay olacağını mı sanıyorsun?” dedi. Morgana hafifçe gülümsedi. “Hiçbir şey kolay olmadı, büyücü. Ama bu sefer fark var.” Elini kaldırdı. Parmaklarının ucunda ateşten bir kıvılcım belirdi, kıvılcım hızla büyüdü ve alevlere dönüştü. Akademinin taş duvarları, bu ışıkla titreşti. Kant geriye çekilmedi. “Ne yapacağını düşünüyorsun, Morgana?” Morgana, elindeki ateşe baktı. O alev, geçmişin küllerinden yükselen bir öfkenin simgesiydi. “Bu akademi bana ihanet etti,” dedi Morgana, sesi soğuk ve sertti. “Buradakiler beni öldürmek istediler. Ama ben hâlâ buradayım. Ve bu defa, güçsüz olan ben değilim.” Kant kaşlarını çattı. “Onların hatasını tekrar mı edeceksin?”
Morgana’nın gözleri kısıldı. “Bu bir hata değil. Bu adalet.” Kant derin bir nefes aldı. “İntikam almak seni gerçekten özgür kılacak mı?” Morgana bir an duraksadı. Bunu hiç düşünmemişti. Ama sonra, geçmişin yankıları zihnine hücum etti. Bağırışlar. Aşağılama. İhanet. Kendi ailesinin bile ona sırt çevirmesi. Ve içindeki öfke tekrar alevlendi. “Beni özgür kılsa da, kılmasa da fark etmez,” dedi Morgana. “Ama herkes, kimin gerçekten güçlü olduğunu anlayacak.” Ellerini iki yana açtı ve ateş duvarları yükseldi. Akademi, yıllar sonra ilk defa gerçek gücün ne olduğunu hissedecekti.