İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 9

İçeriden Gelen Ses

Kael Varen’in söylediği söz, Kuzey Ay Tapınağı’nın gece kayıtları bölmesinde açık duran tutanağın üstüne ağır bir taş gibi çöktü. Masanın kenarını bıraktım. Parmaklarımda kâğıdın keskin izi kalmıştı.

“Levhanın altında,” dedim, “evde mi bıraktın?”

“Evet.”

“Levhanın kendisini aldın. Mührü değil.”

“Evet.”

İki kısa cevap. İkisinin arasına annemin kayda geçmiş son sözü, tutanaktaki ölüm tespitleri ve Kael Varen’in bana söylemek için beklediği bütün geceler sığdı.

“Bana nedenini anlat.”

Kael Varen katlı tutanağa uzanmadı. Bu kez elini hiçbir belgenin arkasına saklamadan masanın üzerine koydu.

“Devir levhasını yerinden kaldırdığımda altında taş bir yuva vardı. İkinci mühür oraya basılmıştı. Levhaya bağlı değildi; zemine bağlıydı.”

“Öyleyse sökebilirdin.”

“Sökmeye kalktım.” Sağ elinin başparmağındaki soluk çizgiyi gösterdi. “İlk baskıyı gevşetince ocakta saydığım üç ses izinden biri kesildi. Taşı geri oturttum. İz geri geldi.”

Bir an nefesimi tuttum. Ses izi, yalnızca geçmişte söylenmiş bir sözün kalıntısıysa taş oynayınca niçin kesilsindi?

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Senin evinden bir levha almıştım. Bir de mühür sökmeye çalıştığımı söylersem, o gece elimden sağ kalan bir şeyi de yok ettiğime inanacağını düşündüm.”

“Benim neye inanacağıma sen karar verdin.”

“Evet.”

Savunma beklemiştim. Belki emrin, belki tehlikenin arkasına geçmesini. Kael Varen’in suçu olduğu yerde bırakması öfkemi söndürmedi; yalnızca ona bakabilmemi sağladı.

“Ses izlerinden hangisi kesildi?”

“Bilmiyorum. Saha kaydı üçünü sayabiliyor, ama birbirinden ayırmıyor.”

Tutanağın tanık satırındaki ada baktım. Ekin Sorel tespiti kaydetmişti. Bir kaydı yapan kişi, onu okumak için de iz bırakmış olmalıydı.

“Nasıl ayıracağız?”

Kael Varen başını eğip kâğıdın kat yerini inceledi. “Tanık çizgisinin altında iğne deliği gibi üç çentik var. Önce yıpranma sandım.”

Tutanağı elime aldım. Çentikler ölüm tespitlerinin altında değil, Ekin Sorel’in tanık işaretinin dibindeydi. Kâğıdı masadaki lambaya kaldırınca yalnızca gölgeleri büyüdü.

“Lamba yanlış ışık,” dedim.

Gece defterinin sayfa kenarında, kabul işaretini koyarken parmağımın değdiği küçük ay oyuntusu vardı. Oyuntu gece kayıtları bölmesinin dar penceresinden düşen ışığı masaya yöneltiyordu. Kâğıdı oraya götürdüm; Kael Varen lambayı tutup yolumdan çekti. Pencere pervazındaki beyaz çizgi tutanağın üzerinden geçti.

Üç çentik birden parladı.

Kâğıdın öbür yüzünde, görünmez mürekkeple çizilmiş gibi ince yollar belirdi. İlki dümdüz ilerliyor, ikincisi onun yanından kırılarak geçiyordu. Üçüncüsü ise sayfanın alt kenarına inip orada bitmiyordu; katın içinden ters yöne dönüyordu.

“Görüyorum,” diye fısıldadım.

Kael Varen yanıma geldi, ama kâğıda dokunmadı. Omzunun sıcaklığını hissettim. Az önce ondan hesap soran sesim hâlâ içimdeydi; buna rağmen yanında durmasını istiyordum.

“Bunlar sözler mi?”

“Sesin bıraktığı yol,” dedi. “Ekin Sorel’in çizgisi hangi izin nereden geldiğini gösteriyor olabilir.”

“Olabilir?”

“Tanık işaretini okuyabilirim. Onun ne duyduğunu uyduramam.”

Üçüncü yolu izledim. Katlı kısımda annemin kayda geçirilmiş sözünün altında kayboluyor, sayfayı hafifçe gerince yeniden beliriyordu. Diğer ikisi aynı noktadan çıkmıştı. Üçüncü yolsa bambaşka bir başlangıç arıyordu.

Tutanağı çevirdim. Arka yüzünde, kat yerinin hemen dibinde küçücük bir sözcük açığa çıktı: Alttan.

“Ocaktan değil,” dedim.

Kael Varen’in yüzü sertleşti. “Taş yuvadan.”

Mührü sökmeye çalıştığında kesilen izin hangisi olduğunu artık tahmin edebiliyorduk. Yine de bunu kanıtlayana dek o taşa dokunamazdık. Annemin talimatının levhanın arkasına yazılmış olması da birden başka türlü göründü: Belki levhayı bulmamı istemişti, fakat altındakini açmadan önce gerçeği öğrenmemi özellikle bu yüzden şart koşmuştu.

Kael Varen bana döndü. “Eve gitmemizi isteyeceğini biliyorum.”

“Gideceğiz. Önce bu çizginin nereye vardığını okuyacağım.”

Parmak ucumla üçüncü yolun sonunu aradım. Katlı tutanağın kenarında küçük bir kopuk vardı; iz orada kesiliyordu. Eksik parçayı aramaya yeniden başlayacak değildim. Kâğıdın kendisini dikkatle katladım. İzin devamı, üst üste gelen iki yüz arasında tamamlandı ve tanık adının altına uzandı.

Kael Varen’in nefesi değişti. “Liya Arven.”

“Ben de gördüm.”

Ses yolu, Ekin Sorel’in adında son bulmuyordu. Tanık satırının hemen altındaki boşluğa basılmış silik bir halka vardı. Gece defterinde kabul işaretimi koyduğumda dolan hanenin biçimiyle aynıydı. Üçüncü iz bana çağrının nereden geldiğini gösteriyordu: levhanın altındaki mühürden.

Tutanağı bırakmadım. “Annemin sözünü taşıyan kayıt burada. Çağrı ise evden geliyor.”

“Ve mühür hâlâ yerinde,” dedi Kael Varen.

İçimde iki istek birbirine çarptı. Eve koşmak istiyordum. Kael Varen’i burada bırakıp hiçbir açıklamasına muhtaç olmamak da istiyordum. İkisini birden yapamayacağımı biliyordum. Üçüncü ses izini gören gözler onundu; taş yuvayı açmaya kalkışmış eller de. Ona güvenmek başka bir meseleydi. Bildiğini saklamasına bir daha izin vermemek, şimdi verebileceğim bir karardı.

“Elini ver,” dedim.

Şaşkınlığı bir an sürdü. Elini uzatınca tuttum; başparmağımdan kâğıdın bıraktığı keskin iz hâlâ sızlıyordu.

“Bundan sonra bir şeyi sakladığını sonradan öğrenirsem,” dedim, “yanımda yürümeni istemem.”

“Biliyorum.”

“Hayır. Şimdi öğreniyorsun.”

Kael Varen elimi sıkmadı, çekmedi de. “Bir daha senin yerine karar vermeyeceğim.”

Yüzüne baktım. Ona inanmayı seçmek, olanları affetmek değildi. Yine de başımı göğsüne yasladığımda kolları çevremde kapandı. Beni tutmasına izin verdim; bir süre sonra geri çekilmeye çalıştığımda da hemen bıraktı. O küçük hareket, verdiği söze tutunabileceğim ilk yerdi.

Tutanağı yeniden ay ışığına kaldırdım. Halkanın içinde şimdi bir çizgi daha görünüyordu; az önce elimizin gölgesi onu örtmüştü. İncecik çizgi üçüncü izden ayrılıp katlı bölümdeki ölüm tespitlerinden birine gidiyordu.

Tarihi okudum. Sonra altında yazan saati.

“Kael Varen,” dedim, sesim kısılmıştı. “Bu iz, ölüm tespitinden sonra kaydedilmiş.”

Kael Varen yanıma gelip satıra baktı. Tutanağın altındaki tanık notunu ilk o seçti. Ben okurken sözleri dudaklarından döküldü:

“Üçüncü ses, taş kapatıldıktan sonra da içeriden gelmeye devam etti.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.