İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 10

Sesimle Konuştu

Kael Varen’in okuduğu son sözcük gece kayıtları bölmesinde söndüğünde tutanağı ay ışığından indirdim. Kâğıdın kenarı parmaklarıma batıyordu; yine de bırakamadım.

“Taş kapandıktan sonra,” dedim. “Ekin Sorel içeriden gelen sesi duymuş.”

Kael Varen başını salladı. Bakışları yüzümde değil, tutanağın altında kalan boş masadaydı.

“Arven evine gidiyoruz,” dedim. “Ama mühre dokunmayacağız.”

“Dokunmadan ne öğrenebileceğimizi bilmiyorum.”

“Öyleyse bilmediğimiz yerden başlayacağız.”

Tutanağı eski katlarından kapatırken onun elini uzatacağını sandım. Uzatmadı. İkinci mührü taş yuvada bırakmıştı; sökmeye kalktığında ses izlerinden biri kesilmişti. Şimdi elimizdeki tek güvenli karar, o hareketi tekrarlamamaktı. Karar vermek kolaydı. Levhanın altından yeniden bir şey duyarsam yerimde durup duramayacağımı bilmek değildi.

Tapınağın dışına çıktığımızda gece soğuğu yüzüme çarptı. Yol boyunca Kael Varen benden bir adım geride yürüdü. Onun sessizliğinde söylemediği sözleri aramaktan yorulmuştum. Bu kez sessizliğini doldurmadım. Ekin Sorel’in notunu zihnimde çevirdim: Ses taş kapatıldıktan sonra da içeriden gelmişti. Taşın altında kalan bir iz miydi, yoksa taşın altında kalan biri mi vardı? İkincisini düşününce adımlarım hızlandı.

Arven evinde devir levhasının bulunduğu yere vardığımızda Kael Varen kandili yere koydu. Alev, taş yuvanın kenarını gösteriyordu; mühür levhanın altında, bıraktığı yerdeydi. Önüne çömeldim. Levhayı kaldırmak için değil, yüzeyini görmek için eğildim.

“Önce sınırı söyle,” dedim.

Kael Varen de yanıma çöktü. “Levhanın kenarını temizleyebiliriz. Taş yuvaya baskı uygulamayacağız. Mührün oturduğu çizgiye kül de dökmeyeceğiz.”

“Ses kesilirse?”

“O anda duracağız.”

Bu cevabı hemen kabul edemedim. “Ses kesilirse bunu da bilmemiz gerekebilir.”

“Liya Arven.” Sesindeki sertlik yükselmedi. “Bir izi incelemek için onu yok etmeyi göze almanı istemiyorum.”

Başımı ona çevirdim. “Ben de senin, onu korumak için benden bir şey daha saklamanı istemiyorum.”

Kael Varen kandilin ışığında gözlerini kaçırmadı. “Ne görürsem söyleyeceğim.”

Bu kez sözünün ne kadar ağır olduğunu ikimiz de biliyorduk. Ayağa kalkıp levhanın karşısındaki pencereyi araladım. Dar bir ay ışığı taşın üzerine düştü. Ocaktan aldığım azıcık soğuk külü avucumda ezdim; külü mühre değil, levhanın açıkta kalan kenarına üfledim. Taneler taşın pürüzlerine yerleşti. Bir kısmı da aşağı, levhanın altına doğru kayboldu.

“Burada boşluk var,” dedim.

Kael Varen elini yaklaştırdı, sonra durdurdu. “Taş yuvanın ağzı olabilir.”

“Biliyorum. Bir şey sokmayacağım.”

Külün yerleştiği çizgiye baktım. Tanık işaretlerinin çentikleri gibi değildi. Levhanın kenarında yan yana duran üç dar oyuk vardı; en alttaki, ötekilerden daha derine iniyordu. Parmağımı yüzeyden bir karış uzakta gezdirdim. Üstteki iki oluğa kül dolmuştu. Üçüncüsündeki kül ise aralıklarla titriyordu.

Kael Varen de gördü. “Kandilden gelen sıcaklık mı?”

Kandili alıp birkaç adım uzağa taşıdı. Titreşim sürdü. Pencereyi kapattığımda ay ışığı kesildi; kül duruldu. Yeniden açtım. Üçüncü oluktaki taneler önce hareketsiz kaldı, ardından bir kez silkindi.

“Bizi duyuyor mu?” diye fısıldadım.

“Bilmiyorum.”

Duyduğu şey sesimiz olmayabilirdi. Ay ışığına da karşılık veriyor olabilirdi. Kendimi tek bir sonuca sürüklememek için öteki iki oluğa baktım. İkisinde de kül kıpırdamıyordu.

Elimi levhadan çektim. “Bir söz söyleyeceğim. Aynı ışıkta duracağız. Eğer değişirse—”

“Anlarız,” dedi Kael Varen.

“Belki.”

Boğazımı temizledim. Annemin levhanın arkasına yazdığı talimattan bir sözcük seçtim; zaten ikimizin de bildiği, burada söylemekten korkmayacağım bir sözcük.

“Önce.”

Kül kıpırdamadı. Bir soluk bekledim. İkincisini söyledim.

“Gerçek.”

Üçüncü oluktan ince bir kül tanesi yükselip yeniden düştü. Kalbim hızlandı. Aynı anda levhanın altından bir tıkırtı geldi. Kael Varen’in yüzüne baktım. Duymuştu.

“Bir daha söyleme,” dedi.

“Neden?”

“Henüz neye karşılık verdiğini bilmiyoruz. Söze mi, sesine mi?”

Bu ayrım beni olduğum yere çiviledi. Kael Varen’in adını söylemeye hazırlandım, sonra vazgeçtim. Kendi sesimle yaptığım bir sınama başkasının sesini de oraya çağırabilir miydi, bilmiyordum. Bilmediğim şeylerin bedelini bir kez daha onun ödemesine izin vermek istemiyordum.

Kael Varen kalkıp kılıcını pencere altına bıraktı. Metalin taşa değen sesiyle üçüncü oluktaki kül titremedi. Sonra karşıma geçti.

“Buradayım,” dedi, levhaya bakmadan.

Kül hareketsiz kaldı.

Bir an ona bakakaldım. Söylediği şey bir sınamaydı; aynı zamanda bana verilmiş bir cevaptı. Kael Varen levhanın yanından ayrılabilirdi. Ben bunu ondan isteyebilirdim. Bunun yerine aramızdaki dar yerde durmasını istedim.

“Yakınımda kal,” dedim.

“Kalırım.”

Cevabın ardından ikimiz de taşa bakmadık. Ona doğru bir adım attım. Kael Varen kollarını ancak ben ona sarıldığımda açtı. Ceketinin soğuğu yanağıma değdi; altında kalbi hızlı atıyordu. Ellerini sırtımda birleştirdiğinde gözlerimi kapadım. Kaçmak için değil. Birkaç soluk boyunca hiçbir şeyi çözmek zorunda kalmadan durabilmek için.

“Benden korkuyor musun?” diye sordum.

“Senin adına korkuyorum,” dedi. “Ama senden değil.”

Geri çekilip yüzüne baktım. “Bunu birbirine karıştırma.”

“Karıştırmayacağım.”

Dudaklarına kısa bir öpücük kondurdum. Kael Varen beni bırakmadı; ben de bırakmasını istemedim. Alnını alnıma dayadı. Taşın önünde, üçüncü sesin ne olduğunu bilmeden duruyorduk. Yine de ilk kez korkumun yanına ondan başka bir şey sığdırabildim.

Sonra levhanın altından hafif bir sürtünme geldi.

Ayrıldık. Kael Varen hemen mühre uzanmadı. Ben de külü yeniden üflemedim. İkimiz gözlerimizin önündeki üçüncü oluğa baktık. Taneler bu kez uzun süre titredi; sanki alttan biri soluk veriyordu.

“Pencereyi kapat,” dedim.

Kael Varen pencereyi örttü. Ay ışığı çekildi. Titreşim durmadı.

Demek ki en azından şimdi yalnızca ışığa karşılık vermiyordu. Boğazım kurudu. Söylememem gereken bir şeyi ağzımda tuttum; hiçbirimizin adını, annemin adını, talimatın geri kalanını söylemedim.

Taşın altından bir ses yükseldi. Önce birbirine sürtünen iki hece sandım. Sonra sözcükler belirginleşti.

“Önce,” dedi ses.

Kael Varen’in kolunu tuttum. Ses devam etti; az önce burada kurduğum cümleyi, benim sesimle tamamladı:

“Gerçek.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.