İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 8

Annemin Son Kaydı

Annemin Son Kaydı

Gece kayıtları bölmesindeki masanın yanında Kael Varen’in bileğini tuttum. Ceketim omzumdan kaymıştı; onu düzeltmedim. Açık tutanağın emir satırında adını bir kez daha okudum.

Kael Varen bakışımı izledi. Eli ceketimin yakasında durdu, sonra yavaşça çekildi.

“Uygulayıcı sensin,” dedim.

“Evet.”

Tek kelimeydi. Onu itmek istedim. Bir an önce bütün gerçeği söylesin diye yakasını tutmak da istedim. İkisini birden yapamayınca elini bıraktım.

“Öptüğün sırada bunu biliyordun.”

“Biliyordum. Senin gördüğünü bilmiyordum.”

“Bu daha iyi bir cevap değil.”

“Değil.” Gözlerini kaçırmadı. “Liya Arven, şimdi durmamı istersen dururum.”

İstemiyordum. İçimdeki öfke, az önce hissettiğim yakınlığı silmemişti; bu, öfkemi daha da keskinleştiriyordu. Tutanaktaki satıra parmağımı koydum.

“Bana önce doğruyu söyleyeceksin. Ama bunun benim ne istediğime karar vermesini de istemiyorum.”

Kael Varen başını eğdi. Yaklaşmak için değil, yüzümü daha iyi görebilmek için. “Söyleyeceğim.”

Bu kez ben uzandım. Parmaklarımı ensesine koyup onu öptüm; kısa bir özür ya da yarım kalmış bir vedaymış gibi değil. Dudakları önce kıpırdamadı. Seçimimi anladığında eli sırtıma geldi, beni kendine çekmeden orada durdu. Aramızdaki son mesafeyi ben kapattım.

Ceketim omzumdan bütünüyle indi. Kael Varen onu kaldırıp üzerime koymaya çalışmadı; tenime değen gece serinliğine karşı kolunu çevremde tuttu. Öpüşmemiz yavaşladı. Alnını alnıma dayadığında nefesim hâlâ düzensizdi.

“Bu seni bağışladığım anlamına gelmiyor,” dedim.

“Öyle olduğunu düşünmedim.”

Ona bir an daha sarıldım. Sonra masaya dönebilmek için geri çekildim. Kael Varen elini bıraktığımda peşimden gelmedi. Beklediği yerde kaldı; ben tutanağın üzerindeki kendi gölgemi çekene dek.

Emir satırının başında *tasfiye* yazıyordu.

“Ne yaptın?”

“Arven evinin koruma mührünü kaldırdım. Emri uyguladım. Ailen öldü.” Sesi sertleşmedi; sözcüklerin ağırlığını hafifletmek için de yumuşamadı. “Bunu senden sakladım.”

Boğazımdaki düğüm yüzünden hemen konuşamadım. Daha önce evde yaptıklarını anlatırken geçtiği eşikte şimdi durmuyordu. Satırın altında uygulayıcı olarak duran isimle, karşımda konuşan insanı aynı yerde tutmaya çalıştım.

“İkinci kayıt?” diye sordum. “Onda ne var?”

Ceketinin içinden, avucuna sığacak kadar katlanmış bir kâğıt çıkardı. Masaya bırakırken parmakları üzerinden hemen ayrıldı.

“Emirden sonra tuttuğum saha kaydının ikinci nüshası. İlk nüshaya geçirmediğim bir şeyi yazdım. Saklamamın nedeni, yaptığımın daha az kötü olduğunu göstermek değildi. O gece duyduğumu bildirseydim, evin ocağındaki son izleri de söküp alacaklardı.”

Kâğıdı açtım. Kael Varen’in imzasını tanıdım; altında tek satır vardı: *Ocak içinden canlı çıkarılan yok. Kül tabakasında üç ayrı ses izi saptandı. İzler yerinde bırakıldı.*

İlk nüshadaki “Yok” şimdi başka bir anlam taşımıyordu. Ocaktan kimseyi çıkarmamışlardı. Yine de bu satır, sonrasında neye dokunulmadığını söylüyordu.

“Ses izi nedir?”

“Bilmiyorum. Bir söz mü, mühürde kalmış bir yankı mı, bilmiyordum.” Duraksadı. “Bildiğim tek şey, sökme talimatına uymadığımdı. Bu nüshayı verirsem kendimi ele vereceğimi düşündüm. Sonra seni tanıdım ve saklamaya devam ettim.”

Kâğıdı masaya indirdim. “Benim için mi?”

“Başta kendim için. Sonra seni o ocağa götürmeden önce neyi koruduğumdan emin olmak istedim.” Acı bir nefes aldı. “Buna karar verme hakkım yoktu.”

Söyleyeceklerim vardı; hiçbiri şimdi söylenirse geri alınabilir görünmüyordu. Gece defteri önümde açık duruyordu. Kapalı haneyi açmak için çağrıyı kabul etmem gerekiyordu. Kabul edersem tapınaktan çıkmadan tanık satırını okuyacaktım. Kael Varen’e bakmadan kalemi aldım.

“Bunu yapmamı istemiyor musun?”

“İstediğim önemli değil.”

“Ben sordum.”

“Okumanı istiyorum,” dedi. “Ama annenden kalmış bir söz varsa, onu önce senin duyman gerektiğini de biliyorum. Korktuğum şey, o sözün ardından yüzüme bakıp bakmayacağın.”

Elim titredi. Kalemin ucunu kabul hanesine bastırdım ve işaretimi koydum. Mürekkep kâğıda yayılmadı; dar bir çizgide tutulmuş gibi kurudu. Kapalı yazar hanesindeki örtü, sayfanın kenarına doğru kıvrıldı.

Derya Arven.

Annemin adını görür görmez levhanın arkasındaki talimatı düşündüm: İkinci mühür açılmadan önce gerçeği bana anlatmalarını istemişti. Kime seslendiğini bilmiyordum. Yazdığı tarihe baktım; tasfiye gecesinden önceydi.

Kael Varen yazar hanesine baktı. “Bunu bilmiyordum.”

“Biliyorum.”

Defterin altındaki tanık satırı açıldı. *Tasfiye gecesi ses izi tespiti: Ekin Sorel. Kayıt, alıcının huzurunda okunmuştur.* Altında tanığın el yazısıyla düşülmüş kısa bir not vardı: *Üç izden biri söz hâlindeydi. Söken görevliye teslim edilmedi; katlı tutanağa aktarıldı.*

Tapınaktan çıkmadan okumam gereken satır buydu. Şimdi katlı bölümün neden burada beklediğini de biliyordum.

Kael Varen’e dönüp “Ben açacağım,” dedim.

Bir adım geri çekildi. Kat yerini tırnağımla kaldırdım. İçeride kalanlara ilişkin kayıt, isimleri tek tek veriyordu. Annemin adından sonra babamınkini, ardından diğer adı okudum. Karşılarında ölüm tespitleri vardı. Gözlerimi kapatmadım; her satırı sonuna kadar okumayı kendime borç bildim.

Son satırda tanığın not ettiği söz yer alıyordu. Annemin el yazısı değildi. Ekin Sorel duyduğunu yazmıştı:

*Liya çağrıyı kabul ederse ona ocaktaki izi göstermeyin. Önce Kael Varen’e, levhayı neden evden çıkardığını sorun.*

Parmaklarım kâğıdın üzerinde kaldı. Kael Varen’in benden sakladığı kayıt artık önümdeydi. Annem ise onun henüz anlatmadığı başka bir şey olduğunu biliyordu.

“Levhanın arkasındaki talimatı okudum,” dedim. “Ama onu evden neden çıkardığını bana hiç söylemedin.”

Kael Varen katlı tutanağa baktı. Bu kez cevap vermeden önce nefes aldı.

“Çünkü levhanın altında ikinci bir mühür vardı,” dedi. “Ve ben onu Arven evinde bıraktım.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.