İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 5

Levhanın Arka Yüzü

Havale cetvelindeki silik haneye bir kez daha baktım. Kael Varen’in son sözleri koridorda asılı duruyordu: Beni alıcı olarak kaydetmişti. Adımın üzerindeki kazıntıya parmağımı götürmedim; sanki dokunsam bunu kabul etmiş olacaktım.

“Ne zaman?” dedim.

Kael Varen korkuluğun öbür ucunda kaldı. “Arven evinden döndüğüm gece.”

“Evimizden ne aldığını biliyorum. Bana neden adımı yazdığını söyle.”

“Önce şu ayrımı duyman gerek. Devir levhasında alıcı hanesi boş değildi.”

Başımı kaldırdım. “Benim adım mı vardı?”

“Adın değil. Hanene karşılık gelen işaret vardı. Onu görüp havale kaydına adını ben geçirdim.”

Birinin benden önce beni seçmiş olması öfkemi azaltmadı. Yalnızca yönünü değiştirdi. “Kim koymuş o işareti?”

“Levha söylemiyor. İlk nüsha söyleyebilir.”

Kuzey Ay Tapınağı’nın iade kasası. Oradaki koparılmış tutanak parçası. İkinci mührün açılıp açılmadığını gösterecek kayıt. Bir an, bütün soruların taş bir kasanın içinde birbirine yaslanıp bizi beklediğini düşündüm. Sonra önümde duran adamı gördüm. Ondan öğrenmem gereken şey bir kasaya bırakılmamıştı.

“Eve girdiğinde ne yaptın?” diye sordum. “Sırayla. Atladığın yer olursa anlarım.”

Çenesindeki kas oynadı. Kael Varen bakışını cetvelden ayırdı, fakat bana çevirmedi. “Koruma mührünü söktüm. Kraliyet emrini taşıyanların içeri girebilmesi için.”

“Sen de girdin.”

“Evet. Emrin bir sonraki kısmı, ocağa bağlı korumayı kesmemi istiyordu.”

Nefesimi tuttum. Evdeki ocağın önünde kaç akşam geçirdiğimi düşünmemeye çalıştım. Bunu düşündüğüm anda söylediklerinin gerisini duyamayacaktım.

“Kestin mi?”

“Kestim.”

Koridorun taşları yerinden oynamadı. Havale cetvelinin ince metal dişleri hâlâ birbirine geçirilmişti. Dünyanın bu kadar düzgün durmasına tahammül edemedim.

“Sonra?”

“Koruma çöktü. İçeridekileri çıkaramadım.” Bu kez yüzüme baktı. “Çıkarmaya da çalışmadım. Emri sürdürdüm.”

Söylediği şeyde kendini bağışlatacak tek sözcük yoktu. Belki bu yüzden, söyleyeceği bir sonraki sözcüğü bekledim.

“Devir levhasını aldım,” dedi. “Teslim kaydını imzaladım. Gördüklerimi rapora geçirdim.”

“Beni gördün mü?”

“Hayır. Evde seni bulamadım.”

Bu cevaba sevinmek istedim. Yapamadım. Görseydi ne yapacağını bilmiyordum; o da bilmediğimi yüzümden okumuş gibiydi.

“Rapora sağ kaldığımı yazmadın,” dedim.

“Sağ kaldığını o gece bilmiyordum.”

“Sonradan öğrendin. Yine de adımı havaleye yazdın.”

“İşareti adsız bıraksaydım, levha bir sonraki teslimde yeniden incelenecekti. Adını yazınca ilk nüsha iade yoluna girdi.”

“Ve ikinci mühür açılırsa beni bulacak bir iz doğdu.”

“Evet.”

Bunu da saklamadı. Öfkemin tutunacağı bir mazeret sunmaması, öfkemi daha ağır kıldı. “Yani benim için karar verdin. Bir kez daha.”

“Evet,” dedi Kael Varen.

Ret sureti ikimizin arasında, cetvelin dar rafında duruyordu. Onu kaldırıp Kael Varen’e vermeyi düşündüm. Sonra fikrimi değiştirdim. Eli boş kalmasını istiyordum. Yetki mührünü teslim etmiş olması, yaptığı her şeyi geride bırakabildiği anlamına gelmemeliydi.

“İlk nüshayı göreceğim,” dedim. “Tutanak parçasını da. Tapınak kaydında ikinci mührün açılıp açılmadığını kendim okuyacağım.”

“Ben de seninle geleceğim.”

“Bana yol göstermek için mi?”

“İade kasasındaki kaydın taraflarından biriyim. Önümde açılmasını isteyebilirim. Sen yanımda olmazsan ilk nüshadaki alıcı hanesini göstermeyebilirler.”

Sözlerinin hangisinin yardım, hangisinin beni kendi yanında tutmak için seçilmiş bir gerekçe olduğunu ayıramadım. “Orada gördüğümüz hiçbir şeyi benden önce yorumlamayacaksın.”

“Tamam.”

“Bir şey sakladığını öğrenirsem—”

“Öğreneceksin,” dedi. “Saklarsam öğrenmeni engelleyemem.”

Sesindeki yorgunluk, ona inanmak için bir neden değildi. Yine de yalan söylemek yerine bu cevabı vermişti. Ret suretini raftan aldım; kâğıt avucumda beklediğimden sertti. Kael Varen geçmem için korkuluktan uzaklaştı. Aramızdaki boşluk bir kişinin sığacağı kadardı. Geniş koridordan gidebilirdim. Gitmedim.

Yanından geçerken yüzüne bakmamaya karar verdim. Gözlerimi kaldırdım.

Bir an için, elindeki bütün kayıtları bırakıp yalnızca adımı söylemesini istedim; evde olanları geri alamayacağını bilerek, bundan sonra ne yapacağını yüzüme söylemesini. O düşünce henüz bir söze dönüşmeden kendimden utandım. Bana borçlu olduğu gerçeklerin yerine sesini koyamazdım. Geçip gittim, aramıza birkaç adım bıraktım.

Koridorun sonundaki merdivene vardığımda arkamdan ayak sesleri geldi. Dönmedim. “Bir şeyi daha söylemedin,” dedim. “Levhadaki işareti gördüğünde benim yaşadığımı bilmiyordun. Adımı ne zaman öğrendin?”

Ayak sesleri durdu.

Ben de döndüm. Kael Varen, merdivenin başında benden yalnızca bir basamak uzaktaydı. Yukarı çıkmak için çekilmedi; aşağı inmem için de yolumu kesmedi.

“Adını rapordan öğrenmedim,” dedi. “Devir levhasının arka yüzünde yazıyordu.”

“Az önce adımın değil, işaretimin bulunduğunu söyledin.”

“Alıcı hanesinde işaretin vardı.” Sesi alçaldı. “Arka yüzdeyse adın, bir talimatın içindeydi.”

Ret suretini biraz daha sıkı tuttum. “Ne talimatı?”

Kael Varen gözlerini benden kaçırmadı.

“Alıcı bulunursa,” dedi, “ikinci mühür açılmadan önce ona gerçeğin tamamı anlatılacak.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.