İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 4

Kör Çekmece

Kör Çekmece

Kayıt odasının kapısı önünde, Kael Varen’in son sözünün ardından ret suretini katlamaya çalıştım. Kâğıt parmaklarımın arasında eğrildi.

“İçeride ne yaptın?”

Kael Varen cevap vermedi. Taş zemindeki gümüş hilalin ucuna bakıyordu; sanki gözlerini kaldırırsa sorunun ikinci yarısını da duyacaktı.

“Koruma mührünü söktükten sonra,” dedim. “Evde ne yaptın?”

“Bir levha aldım.”

Hangi levha diye sormadan önce sesini yeniden duymak istedim. Bu isteğe kızdım. Ondan gelecek hiçbir söz, yaptığı şeyi değiştirmeyecekti.

“Devir levhası,” diye ekledi. “Girişteydi. Emrin uygulanabilmesi için onu almam gerekiyordu.”

“Emri uygulaman için.”

“Evet.”

Tek heceli cevap kapının önündeki dar alanda büyüdü. Elimdeki ret suretinin kenarını düzelttim. Kael Varen’in yetki mührü artık görevlinin elindeydi; avcı onayı durmuştu. Yine de ondan ne kadarını duyabileceğimi hâlâ kendisi belirliyordu.

“Başka ne yaptığını da söyle.”

Çenesindeki kas oynadı. “Söyleyeceğim. Ama burada değil.”

“Beni bir sonraki kapıya kadar götürüp yine yarım cümle bırakacaksan—”

“Kapı kayıtlarına bakacağız. Levhayı nereye teslim ettiğim orada yazmalı.”

“Önce soruma cevap ver.”

Bakışlarımız kilitlendi. Bir an için onun gözlerini kaçırmamasını, benim de bütün öfkemi bir kenara bırakıp yalnızca *neden* diye sormamı düşündüm. Sanki cevabı, ikimizin de taşıdığı yükü hafifletebilirmiş gibi. Kendime geldiğimde o hâlâ karşımdaydı; ben ise ret suretini kat izinden yırtmak üzereydim.

“Buna hakkın yok,” dedim.

“Yok.”

İtiraz etmemesi işleri kolaylaştırmadı. Kâğıdı dikkatle açtım ve ikinci nüshadaki havale numarasını gösterdim. “Öyleyse yürü. Ama bulduğumuz hiçbir şeyi benden saklamayacaksın.”

Kayıt odasının kapısından birlikte ayrıldık. Koridorun sonunda, kapı hareketlerini ve evrak havalelerini halka açık olarak gösteren döner cetveller vardı. Yetki mührü gerektirmeyen kısmına gidiyorduk; Kael Varen’in teslim ettiği mühür olmadan kapalı arşive giremeyeceğini ikimiz de biliyorduk.

Cetvellerin önündeki demir korkulukta tek bir vida eksikti. Elimi oraya koymamaya dikkat ettim.

Havale numarasını çarkın üzerindeki küçük pencerelerden seçerek girdim. Her rakamda demir halka tok bir ses çıkardı. Son rakam yerine oturduğunda pencere boş kaldı.

“Yanlış mı?” diye sordum.

“Son haneyi tekrar çevir.”

Çevirdim. Boşluk değişmedi. Ardından çarkın altındaki daha küçük yuvada ince bir çizgi belirdi: KÖR HAVALE.

“Bu ne demek?”

Kael Varen eğilmeden yazıyı okudu. “Evrak yok demek değil. İlk nüshanın teslim edildiği yer, normal cetvelde gösterilmiyor demek.”

“Yerini nasıl bulacağız?”

“İade yolundan.”

Çarkın sağındaki ikinci halkayı işaret etti. Elini halkaya götürmedi. Yetkisiz olduğunu hatırlatmasına gerek yoktu; yine de geri duruşunu fark ettim. Üçüncü haneyi bu kez ters yönde çevirdim. Pencerede sözcükler tek tek ilerledi:

KUZEY AY TAPINAĞI — İADE KASASI

İlk nüsha artık soyut bir kayıp değildi. Adını okuyabildiğim bir yerdeydi. Uzansam alamayacağım kadar uzakta, ama gidilemeyecek kadar uzakta değil.

Alt satır ortaya çıktığında nefesim kesildi.

TUTANAK EKİ — KOPUK PARÇA — AYNI KASADA

Koparılmış tutanak parçası da oradaydı.

“İkisini birlikte saklamışlar,” dedim.

“Birinin ötekini açıklamasını istememişler.”

Sesindeki kesinliğe döndüm. “Bunu biliyor muydun?”

“Hayır. Levhanın teslim kaydını arıyordum.”

Halkanın altında bir başka pencere vardı. Üzerinde İKİNCİ MÜHÜR yazıyordu. İlk dosyadaki uyarıdan beri bu sözleri her görüşümde aklım aynı boşluğa düşüyordu. Parmağımı pencerenin yanındaki çıkıntıya koydum.

Kael Varen, “Dur,” dedi.

Elimi çekmedim. “Bunun için mi onayı reddettin?”

“Ne yapacağını bilmeden önce senin adına karar verilmesin diye reddettim.”

“Bana yine de ne yapacağını söylemedin.”

“Buradaki kuralı ben de görmedim.”

Çıkıntıyı aşağı bastırdım. Pencerenin ardında üç kısa satır belirdi. Yüksek sesle okumadım; sözcükleri seslendirirsem daha gerçek olacaklardı.

İkinci mühür açıldığında, kan bağı taşıyan kişi ancak devir kaydıyla belirlenmişse çağrılacaktı. Devir kaydı eksikse mühür açılmayacak; kayıt varsa çağrı, kayıtta adı geçen alıcıya yöneltilecekti. Çağrı tamamlanıncaya kadar alıcının izi ay tapınağının cetvelinde görünecekti.

“Kan bağı tek başına yetmiyor,” dedim. “Ama devir kaydında biri varsa, saklanamıyor.”

Kael Varen’in yüzü sertleşti. “Evet.”

“İkinci mühür açıldı mı?”

“Bu cetvel söylemiyor. Açılma kaydı tapınakta tutulur.”

Bilinmeyen şeyin sınırını ilk kez bu kadar açık gördüm. İlk nüshayı, kopuk parçayı ve açılma kaydını almak için tapınağa gitmemiz gerekiyordu. Bu kararın ağırlığı korkumdan daha somuttu.

“Gideceğim,” dedim.

“Benimle gitmeni istemiyorsan—”

“Sen de geleceksin. Levhayı sen aldın. Geri kalanını da anlatacaksın.”

Başını hafifçe eğdi. Kabul mü etti, yoksa söyleyeceği şeye mi hazırlandı, anlayamadım. Aramızdaki korkuluğun öbür ucuna geçtiğinde mesafe daraldı. Ne bana dokundu ne de geçmem için yol istedi. Birkaç nefes boyunca ikimiz de yerimizden kıpırdamadık.

“Liya Arven,” dedi alçak sesle, “evde yaptığım şeyi tapınağa varmadan anlatacağım. Ama önce alıcı kaydına bak.”

Adımı onun ağzından duymak dikkatimi dağıttı. Buna daha çok öfkelendim. Gözlerimi cetvele çevirdim.

Alıcı kaydı için ayrı bir kilit yoktu. Kör havalenin numarası dururken alt halkayı çevirmem yeterliydi. Demir ağırdı; son çizgiye yaklaşırken bileğim yoruldu. Kael Varen yardım teklif etmedi. Sadece halkayı bırakırsam geri dönüp dönmeyeceğini izledi. Bırakmadım.

Pencerede önce bir işaret belirdi. Ardından teslim yeri: ARVEN EVİ.

“Bu, levhayı oradan aldığını gösterir,” dedim.

“Bir sonraki satır.”

Halkayı bir çizgi daha çevirdim. TESLİM EDİLECEK KİŞİ yazısı göründü; adın bulunduğu ince şerit kazınmıştı. Ret suretindeki silinti gibi, burada da birinin acele etmeden çalıştığı belliydi.

“Silmişler.” Sesim boğuk çıktı.

“Üstündeki adı sildiler. Alttaki karşılık numarasını değil.”

Kael Varen korkuluğun öte yanında durarak pencerenin sağ köşesini gösterdi. Parmakları benimkilere yaklaşmadı. Küçücük numarayı ret suretinin arkasındaki alıcı karşılık çizelgesinde aradım. Önce rakamları yanlış saydığımı sandım. Baştan saydım. Aynı satıra geldim.

Ret suretini ona çevirmedim. Zaten yüzündeki ifadeden hangi adı gördüğümü bildiğini anladım.

“Bu teslimat yapılmadı,” dedim.

“Hayır.”

“Öyleyse neden benim adım kayıtlı?”

Kael Varen gözlerini kâğıttan kaldırdı. İlk kez ne söyleyeceğini seçmiyormuş gibi görünüyordu. Yine de cevap vermedi.

Ret suretini korkuluğun üzerine, aramızdaki boşluğa koydum. “Kael Varen. Devir levhasını kime teslim ettin?”

Kael Varen bana baktı. Cetvelin penceresinde adım duruyordu.

“Kimseye,” dedi. “Seni alıcı olarak kaydettim.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.