Kapı sürgüsü ikinci kez oynadığında bildirimi göğsüme yaklaştırdım. Kael Varen hâlâ yanımdaydı; kayıt odasının eşiğinde, benden bir adım bile uzaklaşmamıştı.
“Onay verme,” dedim yeniden, bu kez daha alçak sesle.
“Vermiyorum.”
Sürgü durdu. Kapı açılmadı. Onun yerine bel hizasındaki dar kapak dışarı doğru kalktı. Ardından bir el uzandı; parmaklarında siyah mürekkep vardı.
“Bildirim,” dedi içerideki görevli.
Kâğıdı vermedim. “Onay çıkmayacak.”
“Öyleyse ret kaydı açılır. Görevli avcının kendi beyanıyla.”
Kael elini uzatınca bildirimi geri çektim. Hareketim sertti; kâğıdın köşesi avucumda katlandı. Bana baktı, elini indirdi.
“Beyanda ne yazacağını bilmeden vermem,” dedim görevliye.
Kapak aralığından ince bir tahta levha itildi. Üstündeki oyukta bir kalem, yanında boş bir satır vardı. Satırın altına küçük harflerle şu kural kazınmıştı: *Ret, görevli avcının yetki mührü teslim edilince kesinleşir.*
Kael de okudu. Çenesindeki kas gerildi.
“Yetkin gider,” dedim.
“Bu kayıt için, evet.”
“Yalnızca bu kayıt için mi?”
Cevap vermeden önce kapağın ardındaki ele baktı. Görevli bekliyordu; bizi görmüyor, söylediklerimizi duyuyordu.
“Yetkim olmadan içerideki emre erişemem,” dedi Kael.
İkinci mühre ilişkin devir kaydı ilerleyebilirdi. Kael’in onayını önlemek için onun kayıtlara ulaşma imkânını da kesmemiz gerekiyordu. Az önce kolay gelen tek karar, şimdi geriye kalan yolların hepsini daraltıyordu.
“Başka bir yol vardır,” dedim.
“Şu anda bildiğim yok.”
Bunu dürüstçe söylediğini anlamak istemedim. Bildiği şeylerin arasından hangilerini bana söyleyeceğini seçmişti; o geceye dair en ağır olanı hâlâ saklıyordu. Levhadaki boş satıra bakarken ikinci nüshada gördüğüm imza gözümün önünden gitmedi.
“Önce emirde ne yaptığını söyle.”
Kael başını bana çevirdi. Aramızdaki mesafe, elindeki bildirimi almasına yetecek kadardı. Yine de almadı.
“Burada mı?”
“Burada. Şimdi.”
İçerideki görevli parmaklarını kapağın kenarına vurdu. Bir, iki kez. Sabırsızlığından başka bir anlam çıkaramadım; yine de üçüncü vuruştan önce konuşmasını istedim.
“Koruma mührünü söktüm,” dedi Kael.
Tahta levhanın kenarına tutunmasam düşecek değildim. Ellerime bakmamın sebebi, yüzüne bakamıyor olmamdı.
“Bizim evin?”
“Evet.”
“Neden?”
“Emrin ilk satırı oydu. İçeri girebilmeleri için mührün kalkması gerekiyordu.”
“Sonrasını gördün mü?”
“Bir kısmını.”
Hangi kısmını gördüğünü sormak üzere ağzımı açtım. Kelimeler çıkmadı. Sormak, cevap almaktı; cevabı duymaya henüz hazır değildim. Ama önümde duran adamı da yalnızca susmasına bakarak yargılayamazdım. Kendi içimde bile buna öfkelendim.
Bir an, yüzüne değil de uzanmış eline baktığımı ve parmaklarını tuttuğumu düşündüm. Sanki böyle yaparsam o geceye dair her sözü sonuna kadar anlatabilecekti. Kendime geldiğimde ellerim hâlâ levhanın üzerindeydi. Düşüncemden utandım; Kael’e bakmak yerine boş satırı gösterdim.
“Yaz.”
Kael kalemi aldı. Ucu tahtaya değmeden durdu.
“Ret gerekçesi?” diye sordu görevli.
“Devir kaydının dayanağı incelenmedi,” dedim. “İlk nüsha eksik. Tutanaktan da bir parça koparılmış.”
“Bunlar inceleme talebidir,” dedi görevli. “Avcının ret gerekçesi sayılmaz.”
Kael bana baktı. Sesini yükseltse içeriden duyulacaktı. Alçak tuttu.
“Gerekçeyi ben koyacağım.”
Tahtaya eğilip yazdı: *Görevli avcı, kendi önceki işleminin doğruluğuna tanıklık edemez.*
Cümleyi bir daha okudum. “Bu, saha teslim kaydının da inceleneceği anlamına gelir.”
“Evet.”
“Ne yaptığını saklamaya devam edersen bu satırı aleyhine kullanırım.”
Kalemi bıraktı. “Kullan.”
Görevli kapağı yeniden açtı. Kael bildirimi benden istemedi; ben uzattım. Kâğıdı aldı, levhayla birlikte içeri verdi. Sonra yakasındaki gümüş yetki mührünü çıkardı. Küçük metal parça avucunda kaldı. Teslim etmeden önce bana baktı.
“İlk nüshayı bulmak için havale numarasını izle,” dedi. “Kapı kayıtlarına bağlanıyorsa gittiği yer de yazılı olmalı.”
“Bunu şimdi söylemen gerekiyordu.”
“Daha önce de söylemeliydim.”
Mührü kapağın ardındaki ele bıraktı. Metalin tahtaya çarpan sesi duyuldu. İçeride kalem işledi, bir çekmece kapandı. Görevli, üzerinde taze siyah bir damga bulunan ret suretini dışarı sürdü.
*Onay işlemi durduruldu. Yetki mührü alıkonuldu.*
Altındaki satırı da okudum. İlk nüshanın havale numarası oradaydı; karşısındaki yer hanesine ise *teslim alındı* yazılmış, alıcının adı silinmişti. Silginin kâğıtta bıraktığı pürüz, parmağıma takıldı. İlk nüsha bir yere gitmişti. Nerede olduğunu bulmak için artık elimizde yalnızca numara ve silinmiş bir satır vardı.
“Bu kayıtta adın var mıydı?” diye sordum Kael’e.
Gözleri suretin üzerindeydi. “Saha kaydında imzam var.”
“Onu sormadım.”
Kapak içeriden kapandı. Kael cevap vermeyince ret suretini katlamadan elime aldım. Koparılmış tutanak parçası, ilk nüsha, ikinci mührün açılırsa ne yapacağı: hiçbirini henüz bilmiyordum. En azından Kael’in onayı artık onları bulmadan verilemeyecekti.
“Evin koruma mührünü söktükten sonra ne yaptın?” dedim.
Kael bakışlarını kâğıttan kaldırdı. Bu kez kaçırmadı.
“İçeri girdim.”