İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 48 · 3 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 48

Eski Devir Kaydı

Ada Tanyel’in tuttuğu işlem kâğıdının alt köşesinde, giriş taşına düşen ışıkla ancak seçilebilen ikinci bir çizgi vardı.

“Dur,” dedim. “Kâğıdı biraz çevirir misin?”

Ada Tanyel bileğini çevirdi. “Yer sahibi beyanı alındı” satırının altında, baskıya ait olmayan soluk bir iz belirdi. Kael Varen yanıma eğildi; omzu benimkine değecekken durdu. O küçük mesafe, satırın kendisinden daha fazla canımı yaktı.

“Bu benim beyanım değil,” dedim.

“Bunu biliyorum,” dedi Ada Tanyel. “Ama kayıtta nasıl durduğunu henüz bilmiyorum.”

Ekin Sorel çizimini kolunun altında tutarak yaklaştı. Kâğıda dokunmadı. “Altındaki çizgi harf mi?”

Ada Tanyel köşeyi ışığa kaldırdı. İnce, basılı bir sözcük çıktı ortaya: *aktarım*.

Bir an rahatlamak istedim. Sözcük, imzamın taklit edilmesinden daha küçük bir kötülük gibi görünüyordu. Sonra neden rahatlayamadığımı anladım. Benim ağzımdan çıkmamış bir söz, bir yerden buraya taşınmıştı.

“Başvuranın söylediği şey mi aktarılmış?” diye sordum.

“Olabilir. Bu işaret, satırın doğrudan alınan bir beyan olmadığını gösteriyor.” Ada Tanyel parmağını yazının üstünde tuttu. “Fakat aktarılan kaydın hangisi olduğunu bu kâğıt söylemiyor. Kaynağı görmeden başvurana da bağlayamam.”

Kael Varen’in sesi alçaktı. “O hâlde satır yanlış diye sildirmeye çalışırsak, asıl kaynağını kaybederiz.”

Ona döndüm. Beni korumak için kâğıdı alıp yırtmayacağını artık biliyordum; yine de yüzündeki gerilimi görmek istedim. Çenesi sıkılmıştı.

“Silinmesini istemiyorum,” dedim. “Yanına itirazımın düşmesini istiyorum. Ayrı olarak.”

Ada Tanyel başını salladı. “İmzasız görüntüleme talebinizi de bu işlemden ayrı tutacağım. Ama teslimin nasıl durdurulacağını öğrenmeden, bir itirazın tek başına yeterli olduğunu söyleyemem.”

“Birlikte istiyoruz,” dedi Kael Varen. “Ret nüshasını görüntülemeyi. Teslim almayı değil.”

“Ben de istiyorum,” dedim. “İkimizin adı talepte bulunsun. Birimizin imzası ötekinin yerine geçmesin.”

Ada Tanyel boş bir yaprak çıkardı. İsteğimizi önce ben, sonra Kael Varen söyledik; Ada Tanyel iki cümleyi ayrı satırlara geçirdi. Kalemi uzattığında ikimiz de almadık. İmzasız yolun mümkün olup olmadığını araştırırken imzalı bir teslim isteği bırakmayacaktık. Ada Tanyel bunu kâğıdın başına açıkça yazdı.

Ekin Sorel çiziminin açık ucunu kapattı. “Benim ölçümüm bu başvuruya eklenmeyecek.”

“Eklenmeyecek,” dedim. “Kesik kenar ve ezik için ayrıca bakacaksın. Burada yeni bir bağlantı gördün mü?”

“Hayır.” Bakışını işlem kâğıdından kaldırmadı. “*Aktarım* işaretini gördüm. Ezikle ya da iki çukurla arasında ölçebileceğim bir ilişki görmedim.”

Kesin bir şey bulamaması, ilk kez içimi rahatlattı. Kâğıtları birbirine zorla uydurursak, birinin kurduğu yolun taşlarını kendi ellerimizle tamamlayacaktık.

Ada Tanyel yeni isteği katlarken, “Başvuranın kimliğini, karşı parça şartının dayanağını ve yer bildiriminin nereden geçtiğini ayrı ayrı soracağım,” dedi. “Bu aktarımın kaynak kaydını da. Ret nüshasının imzasız gösterimi ile teslimi durdurmanın yolu için ayrı cevap isteyeceğim.”

“Tanık nüshası ve ses izi?” diye sordum.

“Onlar da açık. İade aslı, T17’nin iki işlemi, bağ ile lif; baskıların kaynağı ve 17/04 izini bırakan kişi de öyle. Tarihi işlem tarihi diye kabul etmiş değilim.” Ada Tanyel, Ekin Sorel’e baktı. “Ezik, çukurlar ve kenar ölçümü senin bağımsız kaydında kalacak.”

Hepsinin birer cevap değil, bekleyen birer soru olduğunu duymak ağırdı. Yine de ilk kez hangisinin benim sözüm olmadığını kâğıdın üzerinde gösterebiliyorduk.

Kael Varen elini bana uzatmadı. Bunun yerine avucunu, istersem yetişebileceğim bir yerde açık bıraktı. Dördümüz hâlâ girişteydik; Ada Tanyel’in önündeki kâğıtlar, Ekin Sorel’in kolundaki çizim aramızda duruyordu. Ben elimi onun avucuna koydum.

“Adımın geçtiği her satırda beni senden ayırmaya çalışıyorlar,” dedim, yalnızca onun duyacağı kadar alçak sesle.

“Bunu yapmalarına yardım etmeyeceğim.”

“Bana bunu vaat etme.” Parmaklarını kavradım. “Yanlış bir şey bulursan, bana söyleyeceğini vaat et. Bana zarar verecekse de.”

Kael Varen gözlerime baktı. “Söyleyeceğim.”

Elini bırakmak istemedim. Önce ona doğru bir adım attım; geri çekilmedi. Boşta kalan eli yüzüme değdiğinde gözlerimi kapatmadım. Beni avutacak bir söz aramadığını görmek istiyordum. Dudaklarıma kısacık dokundu, sonra alnını benimkine yasladı. Kâğıtta bana mal edilen sese karşı, kendi sesimle konuşabildiğim o dar yerde durduk.

“Ben de,” dedim. “Ne bulursam.”

Ada Tanyel boğazını temizlemedi, bizi acele ettirmedi. Ben geri çekilip elini bıraktığımda işlem kâğıdının arka yüzüne bakıyordu.

“Burada bir şey daha var,” dedi.

Kâğıdı çevirdi. *Aktarım* işaretinin karşısındaki kaynak hanesinde tek bir numara yazıyordu. Ada Tanyel numarayı seslendirmedi; altındaki başlığı okudu:

“Yer bildirimi değil. Eski devir levhası kaydı.”

Başım, evin içindeki levhanın bulunduğu yöne döndü. Ada Tanyel henüz kaydın içeriğini açmamıştı. Kâğıdı ışıkta tutarken son söz yine ona ait oldu:

“Bu satırın nereden geldiğini öğrenmek için önce o kaydı görmemiz gerekiyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.