Liya Arven’in kapısı
Arven evinin girişinde sözüm havada asılı kalmıştı. Ada Tanyel açık notu indirmedi; başparmağı, tanık kutusunun dış bağını isteyen satırın hemen altında duruyordu. Kael Varen yanımda bir adım öne çıktı, sonra yüzüme bakıp yerinde kaldı.
“Bu talep,” dedim, “eve gelme hakkı vermiyor, değil mi?”
“Vermiyor.” Ada Tanyel’in sesi kesindi. “Başvuran istemiş. Onaylanmış bir emir yok. Ama ertesi günkü teslim isteği açık duruyor. İkisini birbirine karıştırırlarsa dış bağın nerede olduğunu öğrenmeye çalışabilirler.”
Ekin Sorel, notun kenarına dokunmadan eğildi. “Ek sayısı sıfır. Karşı parça da ekli değil.”
“Olmadığını değil, sunulmadığını biliyoruz,” diye düzeltti Ada Tanyel. “Aradaki farkı kayıtta korumam gerek.”
Açık nottaki adım gözüme ilişti. Yetki hanesinde duruşu, benim vermediğim bir sözün altına yazılmış gibiydi. “Yer sahibi beyanımı hangi işleme bağlayacaksın?”
Ada Tanyel çantasından ince, çizgili bir kâğıt çıkardı. Bunu daha önce önümüze koymamıştı. Üstündeki basılı başlıkta teslim muhatabının itirazıyla yer sahibinin tespit beyanı ayrı sütunlara ayrılıyordu.
“İtirazınızın numarasına,” dedi, sol sütunu göstererek. “Teslim alındısına değil. ‘Evde gösterim için izin vermedim’ dersen bunu ancak kendi iznin hakkında bir beyan olarak kaydedebilirim. Gösterimin hiç yapılmadığını senin yerine yazamam.”
“Yazmanı istemiyorum.” Boğazımdaki düğümü yutkundum. “İzin vermedim. Bunu söyleyebilirim.”
Kael Varen’in nefes alışını duydum. Bana dönmedi; gözleri sağ sütundaydı.
“Teslimi durdurma istemi burada,” dedi. “Muhatap hanesindeki kişinin adıyla açılıyor.”
Ada Tanyel başını salladı. “Adının oraya yazılmasına itiraz ettin. O haneden bir istem verirsen itirazınla çelişmiş gibi işleme alınması riski var. Durdurmayı isteyemezsin demiyorum; bunun bedelsiz bir yol olduğunu da söyleyemem.”
“Benim adımı kullanarak onu bir kez daha yaklaştırmışlar,” dedi Kael Varen.
Sesinde öfkeden çok yorgunluk vardı. Elini uzatsa kalemi alıp imzalayacağını anladım; bunu benim için yapardı. En çok da bu yüzden korktum.
“Benim evim için kendini teslim muhatabı yapmayacaksın,” dedim.
“Yarın kutunun bağını isterlerse?”
“Yarın ne isteyeceklerini bugünkü imzan belirlemesin.”
Bana baktığında aramızdaki mesafe giriş taşının tek çizgisi kadardı. Kael Varen bir şey söylemedi. Ondan kurtarılmayı değil, yanımda kalmasını istiyordum; bunu söylemenin güçlüğü, açık nottaki adımdan daha ağır geldi.
Ada Tanyel kâğıdı kapatmadı. “İmzasız görüntüleme istemini ikiniz adına, teslim kabulü içermediğini yazarak götürebilirim. Durdurma konusunu ayrıca soracağım. Başvuranın kimliğini, karşı parça şartının dayanağını ve bu evi kimin bildirdiğini de. Bu gece bir sonuç vaat edemem.”
“Kael Varen’in yazılı açıklaması benim beyanıma eklenmeyecek,” dedim.
“Eklenmeyecek.”
Ekin Sorel kendi çizimini kolunun altına aldı. “Benim ölçümüm de hiçbirinin eki değil. Ezikle çukurların ilişkisi hâlâ açık; kesik kenarın ölçüsünü de ayrı tutuyorum.”
Ada Tanyel tek tek saydı: tanık nüshası, ses izi, iade aslı, T17’nin iki işlemi, bağ ile lif, baskıların kaynağı ve 17/04 baskısını bırakan kişi. Söylediklerini açık notun arkasına geçirmedi; kendi sayfasına yazdı.
“17/04’ün işlem tarihi olduğunu varsaymayacağım,” dedi. “Ret nüshasına imzasız erişim yolunu da araştıracağım.”
Kael Varen yüzünü bana çevirdi. “Yazılı açıklamamı veririm. Ama oradaki isimsiz onay hakkında bildiklerim, senin evde izin verdiğine dair bir kanıt olamaz.”
“Bunu senden duymam gerekiyordu.”
Ekin Sorel ile Ada Tanyel kâğıtları ayırırken Kael Varen’e yaklaştım. Önce ben elimi koluna koydum. “Bir an durabilir miyiz?”
“İstersen.”
Alnımı omzunun yanına yasladım. Kolunu sırtıma dolaması acele etmediğim bir cevap gibiydi; nefesimi toparlayana kadar orada kaldı. Sonra başımı kaldırıp onu öptüm. Kapının önünde, ikisi de birkaç adım ötemizdeyken. Kael Varen’in eli sırtımdan ayrılmadı; öpücüğü bittiğinde bile gözlerini kaçırmadı.
“Senin yerine karar vermeyeceğim,” dedi alçak sesle.
“Ben de seni benim yerime suç üstlenmeye bırakmayacağım.”
Ayrıldığımızda Ada Tanyel’in elinde yeni çıkardığı çizgili kâğıt vardı. Sağ sütunun altında ince bir aktarım satırı görmüş, kâğıdı ışığa doğru çevirmişti. Yüzündeki dikkat birden değişti.
“Bu teslim yapılmış demek değil,” dedi hemen. “Buradaki işaretin kaynağını bulmam gerek.”
Yanına gittim. Satırda benim adımın karşısına kısa bir kayıt düşülmüştü: *Yer sahibi beyanı alındı.*
“Ben beyan vermedim.”
Kael Varen yanımda durdu. Ekin Sorel çizimini sıkıca tutuyordu. Ada Tanyel kâğıdı hepimizin görebileceği yükseklikte tuttu; son söz yine ona aitti.
“Öyleyse bu satırın kimin beyanını kaydettiğini bulacağız.”