İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 46 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 46

Ek Sayısı Sıfır

Ek Sayısı Sıfır

Ada Tanyel’in söylediği ad, Arven evinin girişinde bir süre asılı kaldı. Açık not onun elindeydi; ben ise kendi adımın yazılı olduğu yere bir daha bakamıyordum. Kael Varen yanı başımda duruyordu. Bana dokunmadı, ama kolunu çekmem gereken bir mesafe de bırakmadı.

“Ben izin vermedim,” dedim.

Ada başını kaldırdı. “Not da verdiğini kanıtlamıyor.”

“Öyleyse neden adım yetki hanesinde?”

“Başvuran öyle bildirdiği için. Kaydın söylediği bu kadar.”

Sesindeki dikkat öfkemi azaltmadı. Birinin bu eve ilişkin bir iddiayı benim adıma yazdırabilmiş olması, yalanın kendisinden daha ağır geldi. Kael’e baktım. O da nota bakıyordu; çenesini sıktığını gördüm, fakat benim yerime konuşmadı.

Ada kâğıdı kat yerinden uzak tutarak alt kenarını çevirdi. “Burada bir ek sayısı var. Önce onu okumalıyız.”

“Kaç?” diye sordu Ekin Sorel. Çizimini göğsüne yakın tutuyordu; notla çizim arasında hâlâ bir açıklık vardı.

“Sıfır.”

Bir an hiçbirimiz konuşmadık. Ada sayıyı bana göstermek için kâğıdı çevirdi. Hanenin içindeki küçük sıfır, adım kadar açıktı.

“İzin belgesi eklenmemiş,” dedim.

“Bu başvuruya eklenmemiş,” diye düzeltti Ada. “Başka yerde bulunmadığını söyleyemem. Başvuranın kim olduğunu da bu not göstermiyor.”

Kâğıda yeniden bakabildim. Ek sayısının sıfır olması, bana sorulmadığı gerçeğini ispatlamıyordu; yalnızca adımın yanına onu destekleyen hiçbir şey konmadığını gösteriyordu. Yine de birinin o boşluğu yeterli bulmuş olması midemi burktu.

“Yarınki teslim?” Kael’in sesi alçaktı. “Bu satır onu durdurmaya yeter mi?”

“Bilmiyorum. Durdurma yetkisini ve hangi sürede kullanılacağını kayıt yerinde araştıracağım. Kesinmiş gibi söz veremem.”

Kael başını salladı. Söyleyebileceği şeyi içinde tuttuğunu anladım. Geçmişte aldığı isimsiz onaya ilişkin yazılı açıklama ayrı duruyordu; şimdi onu notun yanına koyup iki eksikten tek bir suçlu çıkarmayacaktık.

Ada’ya döndüm. “Yer sahibi olarak, benden izin alınmadığını ve burada bir gösterim yapılmadığını bildirebilir miyim?”

“İlki kendi beyanın. İkincisinde dikkatli olmalısın.”

“Benim bilgimle yapılmadı,” dedim. “Görmediğim her saat için tanıklık edemem.”

Ada’nın yüzü gevşedi. “Bunu açıkça yazabiliriz. Ama önce beyanın hangi işleme bağlanacağını öğrenmeliyim. Seni başvurunun yetkilisiymişsin gibi imza atmaya çağırmalarını istemiyorum.”

İsmimin kullanılmasıyla adımı geri almak için atacağım imzanın aynı tuzağa dönüşebileceğini o anda gördüm. Kael elini aramızdaki boşlukta, avucu yukarı dönük tuttu. Elini tuttum. Parmakları kapanırken bana doğru bir adım atmadı; istersem uzaklaşabileceğim yerde kaldı.

“İmzasız görüntülemeyi birlikte isteyeceğiz,” dedim ona. “Ama benim adıma yazılanı düzeltmek için, önce neyi kabul etmiş sayılacağımı bilmek istiyorum.”

“Ben de,” dedi. “Ayrı açıklamamı senin beyanının dayanağı yapmayacağım.”

Bu sözün bedelini yüzünde gördüm. Beni korumak için söyleyebileceği şeyler vardı; hiçbirini benim adıma seçmemişti. Elini bırakmadım.

Ekin, çizimin köşesini düzeltti. “Kesik kenar ölçümü için açılmış başvuru da yarınki teslim isteğinde duruyor. Benim ölçümümü ona eklemeyin. İstenirse ayrı, neyi ölçtüğümü belirterek veririm.”

“Öyle kalacak,” dedim. “Ezikle çukurların ilişkisini de ölçüm tamamlanmadan kurmayacağız.”

Ada notun arkasına boş bir sayfa dayadı. Oraya kendi araştıracaklarını yazdı; açık notun üstüne tek bir işaret koymadı. Başvuranın kimliği, karşı parça şartının dayanağı, yer bildiriminin kaynağı ve teslimin durdurulması ilk satırlardaydı. Ret nüshasına imzasız erişimi de ekledi. Sonra başını kaldırıp baktı.

“Başka?”

“Tanık nüshasının nerede olduğunu sormayı sürdüreceğiz,” dedim. “Ses izini, iade aslını, T17’nin iki işlemini ve bağla lifi ayrı ayrı. Baskıların kaynağıyla 17/04 baskısını kimin bıraktığını da.”

“17/04’ü işlem tarihi diye yazmıyorum,” dedi Ada.

“Yazma.” Ekin çizimini hafifçe kaldırdı. “Tahtadaki çukurlar, kâğıttakilerle örtüşmedi. Kenar eziği için de ölçüm başvurusu var; bunları tek izmiş gibi sunmayacağım.”

Ada hepsini not etti. Soruların çoğu o gece cevap bulmayacaktı. Yine de ilk kez, cevaplanmamış olmalarının bizi başvuranın kurduğu cümlelere mahkûm etmediğini hissettim.

Kael’in eli elimde ısınmıştı. Ona döndüğümde gözlerini kaçırmadı.

“Adını orada görmek seni yalnız bıraktıysa—” diye başladı.

“Seni yanımda gördüm,” dedim. “Yalnız bırakan, bir yabancının benim sesimle konuşabileceğini düşünmemdi.”

“Konuşmuş olması, senin yerine karar verebildiği anlamına gelmez.”

Bunu duymaya ihtiyacım vardı. Ona biraz yaklaştım; alnımı bir an omzuna yasladım. Kael öteki eliyle sırtıma dokundu, ben doğrulana kadar çekmedi. Ada’yla Ekin oradaydı. Geri çekilmek istemedim; yine de doğrulup nota baktım. İçimdeki ürperti geçmemişti, fakat artık bakışımı kaldırabiliyordum.

Ada alt kenarda kıvrılmış dar şeridi işaret etti. “Ek sayısının yanında bir koşul satırı daha var. Kâğıdı zorlamadan açabilir miyim?”

“Not sende,” dedim. “Oku.”

Şeridi iki parmağıyla düzleştirdi. Gözleri satırı izlerken yüzündeki ifade değişti.

“Bu, onaylanmış bir emir değil,” dedi önce. “Başvuranın teslim gerçekleşmezse uygulanmasını istediği koşul.”

Kael elimi bıraktı; bu kez nota yaklaşmak için. Ekin çizimini arkasına aldı. Ada satırı hepimizin duyacağı kadar açık okudu:

“Karşı parça sunulmazsa Arven evindeki tanık kutusunun dış bağı karşılaştırma nesnesi olarak istensin.”

Tanık kutusu içerideydi. Kâğıt Ada’nın elindeydi. Hiçbiri yerinden oynamamıştı. Ama birinin, benim adımı yazdırmakla yetinmeyip evdeki dış bağı da istemiş olduğunu artık hepimiz biliyorduk.

“İsteyebilir,” dedim. Sesim titremedi. “Alamaz.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.