İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 49 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 49

Gizlenen Havale

Kaynak hanesindeki numarayı bir kez daha okudum. Ada Tanyel işlem kâğıdını Arven evinin girişinde avucunun üzerinde düz tutuyordu; rakamların sonunda, levhanın kendi kayıt işareti vardı.

“Kaydı burada görebilir miyiz?” diye sordum.

“Levhanın yanındaki devir defterindeyse görebiliriz,” dedi Ada. “Ama orada ne yazarsa yazsın, bu işlem kâğıdını kimin düzenlediğini ayrıca bulmam gerekecek.”

Kael Varen gözlerini kâğıttan kaldırmadı. Sessizliği, numarayı tanıdığını düşündürdü bana. Böyle bir düşünceyi artık içimde tutmak istemiyordum.

“Bu göndermeyi daha önce gördün mü?”

“Hayır,” dedi. Ardından, cevap vermeyi sürdürmek zorundaymış gibi ekledi: “Numaranın tamamını görmedim.”

“Tamamını mı?”

Ekin Sorel çizimini kolunun altına aldı. “Önce kaydı bulalım. Ben gördüğümü ayrı yazacağım.”

Dördümüz levhanın bulunduğu odaya geçtik. Levhaya dokunmadık. Altındaki devir defterinin kapağını ben açtım; sırtındaki ince yarık, doğru sayfayı ararken tırnağıma takıldı. Ada kaynak hanesindeki numarayı söyledi, ben sayfaları çevirdim. İlgili kayıt, iki boş satırın arasında tek başına duruyordu.

Üst satırı yüksek sesle okudum: “Devir levhasının yer kaydı. Yer sahibinden yeni beyan alınmadı.”

Bir süre kimse konuşmadı. İşlem kâğıdındaki *yer sahibi beyanı alındı* sözleriyle defterdeki bu cümle aynı anda doğru olamazdı. İçimde yükselen öfke kadar, kayıtları birbirine karıştırma korkusu da keskinleşti.

Ada yanıma eğildi, fakat deftere elini sürmedi. “Bu, eski kaydın tutulduğu andaki durumu söylüyor. Bugünkü beyan satırının nereden geldiğini tek başına açıklamıyor.”

“Peki altındaki işaret?”

Kayıt numarasının yanında dar bir havale hanesi vardı. Haneye sonradan düşülmüş kısa notu okurken sesim boğazımda durdu: “Kaynak işareti karşılaştırma için iletildi.” Altında tarih yoktu. İki harf vardı.

K. V.

Kael Varen’e baktım. O harflere bakmak yerine bana baktı.

“Sen mi ilettin?”

“Evet.”

Odanın içinde küçük, kuru bir ses duydum. Defter kapağını tuttuğum parmağım kenarına çarpmıştı. Elimi geri çekmedim.

“Ne zaman?”

“İtiraz numarası gelmeden önce.”

Ada başını kaldırdı. “Kaynak işaretini nereye ilettin?”

“Tapınağın karşılaştırma havalesine. Ret nüshasının hangi eski kayda bağlı olabileceğini öğrenmek için.” Kael bir adım yaklaşmadı. “Başvuran ben değilim. Teslimi ben istemedim. Yer bildirimi de yapmadım.”

Bunları birbirinden ayırabiliyordum. Acımı azaltmıyordu.

“Bana söylemedin.”

“Söylemedim.”

Ekin Sorel deftere bakarak konuştu. “Benim çizimimde bu havale notu yok. Ölçüm yaptığım yerde değildi. Şimdi gördüğüm ayrı bir gözlem.”

Onun çizimini korumaya çalışması, düşüncelerimin dağıldığı yerde bir kenar çizgisi gibiydi. Kael’in gönderdiği işaretin bugünkü sahte görünen satıra nasıl ulaştığını bilmiyorduk. Yine de o işareti göndermiş, sonra benimle yan yana durup kaynağı birlikte arayacağına söz vermişti. Dün gece bir cümle kursaydı sorardım. Önceki gün kursaydı belki engel olurdum. Bana o hakkı bırakmamıştı.

“Neden?” dedim.

“Ret nüshasına imza atmadan ulaşabileceğimiz bir yol arıyordum. Eski kaynakla bağlantısını bulursam—”

“Benim adıma bir yol seçtin.”

“Hayır. Bilgi istedim. Senin adına beyan vermedim.”

“İşaret evime ait.” Defterin boş satırlarını gösterdim. “Burası da benim evim. Sen bir kayıt hareketi başlatmışsın ve bana, beraber karar vereceğimizi söylerken bunu söylememişsin.”

Kael’in yüzünde savunmaya benzeyen şey silindi. “Haklısın.”

Bunu duymayı istemiştim; duyunca daha çok acıdı. Onun itiraz etmesini beklemiyordum, ama bir açıklamanın aramızdaki boşluğu kapatacağını ummuş olmalıyım. Kapatmadı. Bir süredir korktuğum şey, düşmanımızın hangi kâğıdı değiştirdiği değildi. Kael’in beni korumak istediği anda benden neyi saklayabileceğiydi.

Ada işlem kâğıdını defterin yanına koymadan iki metni karşılaştırdı. “Bugünkü satır aktarım işareti taşıyor. Bu havale onun kaynağa ulaşmış olabileceği bir yol; kesin bağ değil. Havalenin alındı kaydını, işlem kâğıdını düzenleyeni ve başvuranı ayrı ayrı bulacağım. O zamana kadar ikinizin görüntüleme istekleri ayrı satırlarda kalmalı.”

“Kalacak,” dedim.

“Teslim için de durdurma yolunu araştırıyorum. Yer sahibi beyanı verilmediğine ilişkin ayrı bildirimin işe yarayıp yaramayacağını öğreneceğim. Senin izin vermediğini zaten biliyorum; bunu yeni bir teslim onayına çevirmeyeceğim.”

“Karşı parça şartının dayanağı?” diye sordu Ekin.

“O da açık. Gösterimin gerçekleştiğine dair bir kanıtımız yok; yer bildiriminin ve yeni satırın kaynakları da doğrulanmadı.” Ada kâğıdı katladı. “Ret nüshasına imzasız erişim yolunu ararken bu havaleyi ayrıca soracağım.”

Ekin çiziminin boş kenarına, gözümüzün önünde gördüğü havale notunu ayrı bir sayfada kaydedeceğini söyledi. Kesik kenar ölçümünü, ezikle çukurların ilişkisini ve 17/04 baskısını bırakan kişiyi bu iki harften çıkarmayacaktı. Bağ, lif ve T17’nin iki işlemi de henüz yanıt bekliyordu. Eski kayıttaki tek cümle, tanık nüshasını, ses izini ya da iade aslını bizim yerimize açmamıştı.

Kael’e döndüm. Bir an, onun da benim kadar yorgun göründüğünü fark ettim. Bu görüntü, ona doğru gitme isteğini doğurdu; ardından sakladığı havale aklıma geldi. İsteğim yerinde kaldı, ben kalmadım.

“Bugün benimle kayıt arama,” dedim. “Ada hangi yolu bulursa ikimize de ayrı ayrı bildirsin.”

“Peki.” Kael’in sesi alçaktı. “Senden sakladığım başka bir havale yok.”

“Bunu şimdi doğrulayamam.”

Kapıya doğru yürüdüm. Ekin defterin yanında, Ada işlem kâğıdıyla arkamda kaldı. Kael eşikte önümden çekildi. Tam geçecekken Ada bana seslendi.

“Liya Arven. Havale hanesinin altında bir satır daha var.”

Geri döndüm. Ada deftere dokunmadan, az önce boş sandığım satırın üstündeki soluk yazıyı gösterdi. Yalnızca ilk sözcükleri okuyabiliyorduk:

“Kaynak işareti, yer sahibine bildirilmeden…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.