İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 43 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 43

Bildirim Kaydı

Ada Tanyel’in okuduğu satırdan gözlerimi kaldırdığımda hâlâ Arven evinin girişindeydik. Kael Varen yanımda öyle hareketsiz duruyordu ki ceketinin koluna değen parmaklarımın titrediğini ancak o kıpırdayınca fark ettim.

“Gösterildiği yazıyor,” dedim. “Kime gösterildiği değil.”

Ada Tanyel notu bana uzatmadı; kendi elinde çevirip arka yüzün alt köşesini gösterdi. “Burada küçük bir kayıt işareti var. İlk bakışta satırın devamı sandım.”

Mürekkep, kâğıdın kat yerinde silikleşmişti. Ada Tanyel parmağını işaretin altına koydu.

“GÖS/B. Bu, eşyanın teslim alındığını gösteren bir işaret değil. Birinin daha önce gösterildiğini *bildirdiği* anlamına geliyor.”

“Yani karşı parçayı kimse görmemiş olabilir mi?” diye sordum.

“Olabilir. Görmüş de olabilir. Bu not ikisinden birini kanıtlamıyor.” Katı yeniden açarken yüzü gerildi. “Karşı parça şartını koyan kayıtla bu bildirimi yapan kaydın aynı başvuruya dayanıp dayanmadığını bulmam gerek.”

Kael Varen, “Ben parçaya sahip değilim,” dedi. Bu kez sözü kendini savunmak için değil, bir sınır çizmek için söylüyordu. “Varlığını da bilmiyorum. Yarın benim adıma teslim istendiğinde bunun tersini varsaymalarına izin vermeyeceğim.”

Ada Tanyel başını salladı. “Yazılı açıklamanı o teslimin yanına koymayacağım. Ayrı işlem isteyeceğim. İtirazınız da numarasını aldığı hâliyle kalacak.”

Ekin Sorel, girişin yanındaki dar boşlukta çizim sayfasını dizine dayamıştı. “Benim ölçümüm de o başvurunun eki olmayacak,” dedi. “Kesik kenarı yeniden ölçmemi isterlerse hangi asılla, kimin huzurunda karşılaştıracaklarını önce yazsınlar.”

“Ölçüm istenmiş olması karşı parçayı bulduğun anlamına gelmez,” dedim.

“Bunu da yazacağım.”

Kael Varen’in kolundan elimi çektim; söylemem gereken şey, dokunurken daha güç görünüyordu. “Ret nüshasına erişmek istiyorum. Ama önümüze bir teslim satırı koyarlarsa, sırf görebilmek için imza atmayacağız.”

“İkimiz de atmayacağız,” dedi Kael Varen. “Benim adım muhatap hanesinde diye seni tek başına karar vermeye zorlamalarına da izin vermeyeceğim.”

“Ya yalnızca sana gösterirlerse?”

Soruyu sorarken sesimin sertliğine şaşırdım. Onun bir şeyi benden saklayacağından korktuğum için değildi bu. Bir kapının önünde ayrılmamızı gerektiren usulü, birbirimize verdiğimiz sözden daha kuvvetli saymalarından korkuyordum.

Kael Varen hemen cevap vermedi. “Görürsem,” dedi sonunda, “neye bakmama izin verildiğini, neye dokunmadığımı yazılı isteyeceğim. Sana anlatmadan o nüsha hakkında beyanda bulunmayacağım. Ama yalnızca benim girebildiğim bir yol açarlarsa önce seninle konuşmayı tercih ederim.”

“Tercih değil,” dedim. “Kararımız bu olsun.”

“Kararımız.”

Ada Tanyel notu katlamadan tuttu. “Bunu yarın soracağım: imza gerektirmeyen bir inceleme yolu var mı, yok mu? Erteleme talebini de iletebilirim. Kabul edileceğini burada söyleyemem. Özellikle başvuruyu kimin açtığını henüz bilmiyorken.”

Söylediklerinin her biri dar girişte yerini buldu. Tanık nüshası ve ses izi için de ayrı soru gerekiyordu; iade aslının içeriği, T17’nin iki işlemi arasındaki bağ, bağdaki lifin kaynağı hiçbirinin yerine geçemezdi. Bunu Ada Tanyel’e kısa kısa söyledim. Ekin Sorel, baskıların kaynağını ve 17/04 izini bırakan kişiyi ekledi; ezik ile tahta çukurlarının oluşum sırasının henüz bilinmediğini özellikle belirtti.

Ada Tanyel bunları notunun boş kenarına geçirdi. “Hepsinin cevabını tek bir teslim kaydından çıkarmaya çalışmayacağım,” dedi. “Kesik kenar ölçümü başvurusunun dayanağını da ayrıca soracağım.”

İçimdeki acele, kaleminin kâğıtta durmasıyla dinmedi. Yarın sözcüğü artık bir tarih değil, Kael Varen’in adının önüne konmuş bir kapıydı. O kapıda kimsenin onun yerine konuşmasını istemiyordum. Onun da korktuğunu ancak elini bana doğru açtığında anladım; tutmamı istemiş, tutacağımı varsaymamıştı.

Avucumu avucuna bıraktım. Parmakları kapandığında, “Bir şey daha var,” dedim. “İsimsiz onayı aldığın zamana ilişkin açıklamanı ayrı tutmamız yeterli değil. Benden saklamak istediğin bir cümle varsa şimdi söyle.”

Yüzü değişti. Ada Tanyel kalemine baktı; Ekin Sorel çizimini toplamakla oyalanıp bize yer açtı. Kael Varen, elimi bırakmadan konuştu.

“O gün tamamlandığı söylenen nüshayı görmemiştim. Bunu yazdım. Ama onayın neden isimsiz istendiğini sormadım.” Yutkundu. “Sormamayı seçtiğimi yazmak daha zordu.”

“Yazdın mı?”

“Evet.”

Öfkelenebilirdim. Beni inciten, bildiği bir cevabı saklaması değil, vaktiyle cevabı aramaktan vazgeçmiş olmasıydı. Yine de önümde şimdi duran adam, o seçimi kendi eliyle kayda geçirmişti. Elini biraz daha sıkı tuttum.

“Bunu senden duymak istiyordum,” dedim. “Kâğıdı görmeden önce.”

Kael Varen yaklaştı, durup yüzüme baktı. Başımı sallayınca beni öptü. Kısa değildi; geri çekilmek için acele etmeyen, ama söyleyeceğimiz sözlere de yer bırakan bir öpücüktü. Alnını alnıma yaslamadı. Bunun yerine elimi iki eli arasında tutup gözlerime baktı.

“Yarın ayrı düşersek bile,” dedi, “kararımız ayrı olmayacak.”

“Düşmemek için elimizden geleni yapacağız.”

Ada Tanyel’in kâğıdı açarken çıkardığı ince sesle ona döndük. Kat yerini düzelttiğinde, az önce parmağının altında kalan en alt satır görünür hâle gelmişti. Okumadan önce bana baktı.

“Bu, yerin doğrulandığı anlamına gelmez,” dedi. “Yalnızca bildirimde verilen yer.”

“Ne yazıyor?”

Ada Tanyel notu ışığa kaldırdı. Arven evinin girişinde, elimi hâlâ Kael Varen’in ellerinden çekmemişken son sözü o söyledi:

“Karşı parçanın gösterildiği yer olarak Arven evi bildirilmiş.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.