İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 44 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 44

Yetki Hanesi

Arven evinin girişinde Ada Tanyel’in söylediği yer adı havada asılı kalırken Kael Varen’in elleri benimkileri biraz daha sıkı tuttu. Açık notun kenarı Ada’nın parmakları arasında titriyordu. Rüzgâr yoktu.

“Evin hangi kısmı yazıyor?” diye sordum.

“Yalnızca Arven evi.” Ada notu bana uzatmadı; okumam için bulunduğu yerde çevirdi. “Gösterildiği söylenen parçanın ne olduğu da burada tarif edilmiyor.”

Eşik taşındaki ince kül çizgisine baktım. Bildirim doğruysa biri karşı parçayı bu eve getirmişti. Doğru değilse birisi evimin adını, beni teslim şartının içine çekmek için kullanmıştı. İki ihtimalin de benden habersiz gerçekleşmiş olması boğazımı daralttı.

“Ben görmedim,” dedim.

Ada başını kaldırdı. “Bunu kayda geçirebilirim. Ama ‘burada hiç gösterilmedi’ dersen, senin bulunmadığın bir ana da tanıklık etmiş olursun.”

Sözümü geri almak istemedim; onu daraltmak istedim. “Benim önüme getirilmedi. Evimden herhangi bir şeyin çıkarılmasına da izin vermedim.”

Ekin Sorel, girişin öte yanında taşıdığı ölçü çizimini kolunun altına aldı. “Benim çizimim de o parçanın ne olduğunu kanıtlamaz. Onu bu nota eklemeyin.”

“Eklemeyeceğim,” dedi Ada. “Senin ölçümün ayrı kalacak. Kesik kenar başvurusu da onun yerine geçmeyecek.”

Kael Varen ellerimi bıraktı. Yüzüme bakarken bunu benden uzaklaşmak için yapmadığını anladım; konuşacağı şeyin ağırlığını bana taşıtmamak istiyordu.

“Eve girdiğim gece,” dedi, “karşı parçayı gördüğümü söyleyemem. Ama gördüğüm her şeyi de o gece doğru sorularla aramadım.”

“Bunu biliyorum.”

“Başvuran, benim bu eksikliğimi kullanabilir.”

Ada notun alt kenarındaki dar bir satırı parmağıyla gösterdi. “Üstelik kullanabileceği yol burada yazıyor. ‘Yer sahibinin gösterime ilişkin beyanı, teslim muhatabının beyanından ayrı alınır.’”

Bir an hiçbirimiz konuşmadık. Demek Kael Varen’in adına açılmış teslim işlemiyle benim evime ilişkin bildirim, aynı ağızdan söylenmiş olsalar bile ayrı ayrı sınanabilirdi. Aynı satır, benim sözüme duyulan ihtiyacı da ortaya koyuyordu.

“Kim eklemiş bu satırı?” diye sordum.

“Notun basılı kısmı. Başvuranın yazısı değil.” Ada kâğıdı biraz daha çevirdi. “Bu, karşı parçanın burada olduğunu doğrulamaz. Yalnızca benim nasıl soru sorabileceğimi değiştirir.”

“Öyleyse önce bana sorun,” dedim. “İçeri girip kutuyu görmeyi talep etmeden. Mührü açmayı ima etmeden.”

Ada’nın bakışında kısa bir rahatlama belirdi. “Yer bildiriminin kaynağını soracağım. Başvuranın kimliğini ve karşı parça şartını kimin koyduğunu da. Bunları öğrenmeden gösterim iddiasına doğrulanmış muamelesi yapmam.”

“Yarınki teslim?” Kael Varen’in sesi sakindi, fakat elinin yanında kapanan parmaklarını gördüm.

“Ertelenmiş sayılmıyor,” dedi Ada. “İtiraz numara aldı; bunun teslimi durdurup durdurmadığını ayrıca soracağım. Durdurmuyorsa süre istemek için hangi imzasız yolun bulunduğunu araştıracağım. Sana ait yazılı açıklamayı bu yer beyanına iliştirmem.”

Kael Varen başını eğdi. “Ayrı kalsın.”

Not Ada’nın elindeydi, evin kapısı arkamdaydı. Birkaç gün önce ikisinden birine güvenmem gerekseydi kapıyı seçerdim. Şimdi evin içinde saklananların da benim adım kullanılarak dışarı çağrılabileceğini biliyordum. Kael Varen’e döndüm.

“Ret nüshasını görmek için senin adına teslim almaya razı değilim,” dedim. “Ama ona bakmadan yarın neyi reddettiğimizi de öğrenemeyiz.”

“Birlikte görüntüleme isteyelim,” dedi. “Teslim imzası olmadan mümkünse. Değilse geri döneriz; ikimizden biri ötekine haber vermeden başka bir yol denemez.”

Bu kez elimi onun eline bırakmadım. Ceketinin açık kalan yakasını düzelttim; sonra avucumu göğsünde tuttum. Kalbi hızlı atıyordu.

“Bana bilmediğin şeyi de söyle,” dedim alçak sesle. “Sormamayı seçtiğin şeyi biliyorum. Şimdi susarak beni koruma.”

“Koruyamam zaten.” Sesi kırılmadı, ama son kelimeyi söylemekte zorlandı. “Sen burada dururken kendimi dürüst göstermek kolay. O gece sormadığım sorunun yanıtından hâlâ korkuyorum.”

“Ben de.”

Elini kaldırıp avucumun üstüne koydu. Geri çekilmek için yeterince yerim vardı. Kalmayı seçtim. Birbirimize yaklaştık; dudakları şakağıma dokunduğunda gözlerimi kapattım. Ardından ben yüzümü çevirdim ve onu öptüm. Kısa değildi; kendimi unutacak kadar da uzun sürmedi. Ayrıldığımızda kolu hâlâ sırtımdaydı.

“Evi korumakla gerçeği saklamak aynı şey olmayacak,” dedim.

“Olmasına izin vermem.”

Ekin Sorel boğazını hafifçe temizledi. Bizi ayırmak için değil, elindeki çizimi göstermeden konuşmak için beklediğini fark ettim. “Ezikle çukurların ilişkisini yeniden sınayacağım. Bağ ve lif, T17’nin iki işlemi, iade aslı, tanık nüshası ve ses izi için ayrı sorular duruyor. Çizimim bunların hiçbirine cevap vermiş gibi kullanılmayacak.”

“Baskıların kaynağıyla 17/04 baskısını bırakan kişiyi de soracağım,” dedi Ada. “Tarihi işlem tarihi diye kabul etmeden. Kesik kenar ölçümü başvurusunu kimin yaptırdığını ayrıca izleyeceğim.”

Sonra notu kapatmak üzere kat yerine götürdü. Parmağı durdu.

“Buraya bakın.”

Katın iç yüzünde, az önce açık duran satırın altında çok silik bir baskı vardı. Ada notu yaklaştırınca iki sözcüğü seçebildim: *yer sahibi*. Yanlarında isim yoktu. Hemen aşağısında ise basılı satıra ait olmayan, tek bir kalem çizgisi uzanıyordu.

“Bu, beyan hanesi mi?” diye sordum.

“Hayır.” Ada kâğıdı yeniden açtı; yüzündeki rahatlama kaybolmuştu. “Yer sahibinin beyanını almaya yetkili kişi hanesi.”

Çizginin ucunda bir adın ilk harfi görünüyordu. Ada notu ışığa çevirdiğinde hepimiz aynı harfi okuduk.

Benim adımın ilk harfini.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.