İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 37 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 37

Baskıdaki Tarih

Ekin Sorel lambayı biraz daha eğince Arven evinin girişinde tuttuğumuz baskıdaki “Ret nüshası” sözcükleri yeniden karardı. Kael Varen’in yanımda aldığı nefesi duydum. Ada Tanyel’in çantasındaki imzalı itiraz henüz kayıt birimine gitmemişti; buna rağmen kâğıdın üzerinde, istemediğimiz bir cevabın adı duruyordu.

“Bu, nüshanın baskısı mı?” diye sordum.

“Bilmiyorum,” dedi Ekin Sorel. “Yazıyı bırakan kâğıdı görmedim. Aynı yığının içinden de gelmiş olabilir, çok daha önce üstüne konmuş bir belgeden de.”

Bilmiyorum demesi içimi rahatlatmadı. Lambayı kapatmasını isteyecek kadar korkmuştum; açık tutmasını isteyecek kadar da meraklıydım.

Ada Tanyel çantasının tokasına dokundu. “İtirazı şimdi iletebilirim. Sözcükleri gördük diye başvuranın kimliğini, ret nüshasının yerini ya da Kael Varen’in neden muhatap yazıldığını öğrenmiş olmuyoruz.”

“Gösterimle teslimi ayıran yolu da araştır,” dedi Kael Varen.

Ada Tanyel başını salladı. “Ayrı ayrı soracağım. Kimlik için yasal erişim, ilk başvuruyla ek beyanın sırası, havale bağlantısı, 16/04’ün dayanağı, ret nüshasını görme koşulu ve adının o haneye geçirilme gerekçesi. Yazılı cevap isteyeceğim. Ama kayıt birimi hepsine aynı gün cevap vermeyebilir.”

Bu son cümleyi özellikle bana söylemiş gibiydi. İtirazın yola çıkmasıyla gerçeğin kapıya geleceğini düşünmeme izin vermiyordu. Doğru yapıyordu.

Ekin Sorel baskının altına ince, boş bir kâğıt sürmek için elini kaldırdı; sonra benden izin bekledi. Başımı salladım. İncelediği kayıt burada kalabilirdi, ama evdeki tanık kutusu ile kâğıdı benim onayım olmadan kimse çıkaramazdı. Ekin Sorel de o sınıra dokunmadı. Boş kâğıdı yalnızca lambanın keskin ışığını gözümüzden almak için kullandı.

“Yayın ucu burada bitmiyor,” dedi.

İşaret ettiği yerde, boş karşılaştırma nesnesi hanesinden çıkan soluk kıvrım aşağı iniyordu. Daha önce sözcüklerde durmuş, devamına bakmamıştım. Ekin Sorel lambayı kıpırdatınca kıvrım, numaralı teslim işleminin bulunduğu sütunun kenarında bir an belirip kayboldu.

“Bağlantı mı bu?” diye sordu Ada Tanyel.

“Belki yalnızca aynı kâğıdın üstüne binen iki iz.” Ekin Sorel ışığı geri çekti. “Bir çizgi görüyorum diye işlemleri birbirine bağlayamam.”

Kael Varen kaydın üstüne eğilmedi. Gözleri bende kaldı. Sanki ben de o çizgiyi görürsem adının altındaki boş imza yerini doldurmak zorunda kalacakmışım gibi.

“Bana bakma,” dedim alçak sesle. “Kâğıda bakmaktan vazgeçmeyeceğim.”

“Vazgeçmeni istemiyorum.”

“Biliyorum. Yine de beni korumak için bir şeyi tek başına üstlenmeye kalkarsan, bu kez önüne geçeceğim.”

Ada Tanyel bir adım geri çekilip itiraz çantasının kapağını kapattı. Ekin Sorel lambayı kaydın üzerine sabit tuttu; ikisi de konuşmamıza karışmadı.

Kael Varen’in yüzünde savunmaya hazırlanan o sert çizgiyi gördüm. Fakat konuştuğunda sesi sakindi. “Tanık kutusuna ilişkin havaleyi reddettiğim gün, ret işaretimin kutudan uzak durmalarını sağlayacağını düşündüm. Şimdi aynı işaretin başka bir işlemin başlangıcı olarak kullanılmış olabileceğine bakıyoruz.”

“Olmuş olabileceğine,” diye tekrarladım.

“Evet.” Gözlerini kaçırmadı. “Bunu bildiğimi söylemiyorum. O gün doğru şeyi yaptığımdan emin olmak istediğimi söylüyorum.”

İlk defa, reddettiği havaleden söz ederken kendisini haklı çıkarmaya çalışmıyordu. Yanına döndüm. Elimi uzatmadan önce durdum; yakınlığımızın bir kayda, bir imzaya, verilmiş bir sözün yerine geçmesini istemedim.

“Sana yaklaşabilir miyim?”

Kael Varen “Evet,” dedi.

Avuçlarımı ceketinin iki yanına koydum. O da kollarını bana doladı. Göğsüne yaslandığımda atışlarını saymadım; yalnızca başımı kaldırdığımda hâlâ orada olacağını bilmek istedim. Çenesi saçlarıma değdi. Bir süre sonra yüzümü kaldırdım ve onu öptüm. Dudakları benimkileri kısa, sıcak bir tereddütle karşıladı; sonra ikimiz de geri çekilmeden öyle kaldık.

“Bir cevabı bulamazsak da birlikte bakacağız,” dedim.

“Bulursak da,” dedi.

Alnıma bir öpücük kondurdu. Beni bırakmadan kayda döndüğümüzde, aramızdaki mesafe değişmişti ama kâğıdın üzerindeki boşluklar değişmemişti. Bu kez onların hiçbirini isteğimizle doldurmayacaktık.

Ada Tanyel çantasından ayrı bir not yaprağı çıkardı. “İtirazı değiştirmiyorum. Baskı yayının başka hangi noktalarda görüldüğünü ayrıca soracağım. Ret nüshası için teslim kabulü sayılmayacak, yalnızca incelemeye izin veren yazılı bir usul bulunup bulunmadığını da.”

“Ses izini tanık nüshasıyla bağımsız doğrulamayı unutmayalım,” dedim. “İade aslındaki işaretin yönü de hâlâ açık.”

Ekin Sorel başını kaldırmadan konuştu. “T17’nin iki işlemi, kısa çentik, tarihler, çizginin bağ altındaki devamı. Ek bölümünü kimin yerleştirdiği, yazıyı kimin bastığı, kesiği kimin açtığı da ayrı sorular. Lifi mühür açılmadan güvenle sınayabileceğimiz bir yol bulamazsak duracağız.”

“Bulduğumuz yeni iz de bunların cevabı değil,” dedim. Listeyi sesli duymak bunaltıcıydı; yine de hiçbirinin ötekine karışmaması gerekiyordu.

Ekin Sorel lambayı numaralı işlemin alt kenarına götürdü. “Bir şey daha var. Önce ışığın açısı yüzünden sandım.”

Hepimiz sustuk. İmza yeri hâlâ boştu. Tarih hanesinde de yazı yoktu. Fakat numaranın hemen altında, ışık yana kayınca kâğıda basılmış dört sığ rakam seçildi.

“17/04,” diye okudu Ada Tanyel.

Ekin Sorel lambayı çekti; rakamlar kayboldu. Yeniden tuttu; geri geldiler. Kael Varen’in kolu belimde gerildi.

“İşlemin tarihi mi?” diye sordum.

“Bunu söyleyemem,” dedi Ekin Sorel. “Haneye yazılmamış. Yalnızca burada bir baskısı var.”

İtiraz çantasına baktım. Ada Tanyel de tokayı açmadı. Yazılı tarih bulunmayan bir teslim işlemine tarihin nasıl değdiğini sormadan, hiçbirimiz o nüshayı görmek için imza atmayacaktık.

Kael Varen, rakamların üstünden gözünü ayırmadan konuştu. “Öyleyse ilk soru, kimin imza atacağı değil.”

“Söyle,” dedim.

“17/04’ü bu kâğıdın üstüne kim koydu?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.