İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 36 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 36

Ret Nüshası

Ekin Sorel’in gösterdiği boş haneye biraz daha eğildim. Arven evinin girişinde, lambanın dar ışığında, kâğıtta yazılı olmayan bir şeyin ağırlığı vardı. Kael Varen elimi hâlâ tutuyordu; başparmağı avucumda kıpırdamadan duruyordu.

“Yay mürekkepten değil,” dedi Ekin Sorel. “Kâğıdın kendisi ezilmiş. Işığı arkadan verirsem nerede bittiğini görebilirim.”

Ada Tanyel, imzaladığımız itirazı kaydın üstünden çekti. “Önce bunun yerini ayıralım. İtirazı kayıt birimine ben ileteceğim. Şu anda elimde bulunması, işleme girdiği anlamına gelmiyor.”

Bu ayrımı yapması iyi geldi. Son günlerde söylenen bir sözün kayda dönüştüğü anla, kayıtta görünen şeyin gerçekten yaşandığı an birbirine karışıyordu. Ada Tanyel itirazı katlamadan çantasına koydu; kâğıdın açıkta kalan imzalarına bir kez daha baktı.

“Teslim işlemi numarasını itirazda belirttik,” dedi Kael Varen. “Ret nüshasını görmek için o numarayı kullanırsak?”

Ada Tanyel’in yüzü gerildi. “Muhatap hanesinde adın olduğu için sana nüshayı gösterebilirler. Ama önce teslim kaydına erişim imzası isteyebilirler. O imzanın yalnızca inceleme için atıldığını ayrıca yazdırmadan buna razı olma.”

“Elime verilmemiş bir şeyi almış sayılabilirim,” dedi Kael Varen.

“İmzanın nasıl yorumlanacağına itiraz edebiliriz. Yine de sana bunu göze almanı söylemeyeceğim.”

Ret nüshasını birlikte inceleme sözümüz, birden önümüzde açılmış kolay bir kapı olmaktan çıktı. Kael Varen bana döndü. Onun yerine karar vermemi beklemiyordu; buna rağmen sorunun yükünü tek başına taşımaya hazır görünüyordu.

“Sen erişim imzası atmayacaksın,” dedim. “Ada Tanyel, kendi yetkinle nüshanın görülme koşulunu sorabilir misin? Metni görmeden karar vermek istemiyorum. Kael Varen’in adı üzerinden teslim alınmış gibi görünmesini de istemiyorum.”

“Sorarım,” dedi Ada Tanyel. “Başvuranın kimliğine yasal erişimi de aynı dilekçeden ayrı tutacağım. Kimlik talebi, kutunun yerini bildirme talebine dönüşmeyecek.”

“Ya itirazımız ulaşmadan bir çağrı çıkarırlarsa?” Kael Varen’in sesi sakindi; sorunun kendisi değildi.

Ada Tanyel boş çağrı yerini işaret etti. “Bu kayıtta nereye gönderileceği yazmıyor. Başka bir sayfada düzenlenip düzenlenmediğini bilmiyoruz. Önce kayıt sırasını ve havale bağlantısını isteyeceğim.”

Bilmediğimiz şeyi söylemesi, bildiği şeyi söylemesi kadar gerekliydi. İtiraz çantasında duruyordu. İçimden onu hemen kayıt birimine götürmesini istemek geçti; Ada Tanyel giderse buradaki izin ikinci tanığını kaybedeceğimizi de biliyordum.

Ekin Sorel lambayı kâğıdın arkasına aldı. Parmaklarının gölgesi boş hanenin üzerinden geçti. “Bakın. Yay burada kesilmiyor. Bir kenara dayanıp yön değiştiriyor.”

Kael Varen elimi bıraktı; kâğıda yaklaşabilmesi için yana çekildim. Ekin Sorel’in gösterdiği yerde iki ince çizgi birbirine paralel uzanıyordu. Aralarındaki mesafe, görünmeyen bir yaprağın kıvrımını andırıyordu. Bunu söyleyecekken durdum.

“Bir kâğıdın kenarı olabilir,” dedi Ekin Sorel. “Ama şu an yalnızca basılmış iki çizgi diyebilirim.”

Sınırı benden önce çizmişti. Ada Tanyel ışığa yaklaşırken çantasının ağzını kapattı. Yayın başladığı yer, yazıyla boş bırakılmış karşılaştırma nesnesi hanesiydi; bunu dört kişi de görüyorduk. Oraya ne konduğunu ise hâlâ bilmiyorduk.

“Tanık nüshasıyla ses izini karşılaştırırken bu kaydı dayanak yapmayalım,” dedim. “Önce kendi izlerini ayrı ayrı doğrulayalım.”

Ekin Sorel başını salladı. “İade aslındaki işaretin yönünü ve buradaki yayı da eşleştirmiyorum. Asılları görmedik. T17’nin iki işlemi arasındaki fark da, kısa çentik de yerinde duruyor.”

“16/04’ün hangi belgeye dayanarak ek beyanda kullanıldığını soracağım,” dedi Ada Tanyel. “Ret nüshasını görme koşulunu, Kael Varen’in adının muhatap hanesine hangi dayanakla geçirildiğini de. Hepsini ayrı sorular olarak yazdım.”

Çantasından notlarını çıkarıp bana gösterdi. Satırlar kısaydı, fakat hiçbirinde kutunun yeri yoktu. Ek bölümü kimin yerleştirdiği, yazıyı kimin bastığı ve kesiği kimin açtığı üç ayrı soruydu. Kutunun altındaki çizginin bağın altında sürüp sürmediğiyle lifin ikinci mührün altına girip girmediğini, mührü açmadan sınama isteğimiz de notların sonunda duruyordu. Bir an için, yapabileceklerimizin sınırı ilk kez elimde tutulabilir bir şeye dönüştü.

Kael Varen omzuma yaklaştı. “Üşüyorsun.”

“Hayır.” Sesim beni ele verdi. “Sadece senin adına açılmış işlemi her okuduğumda, senden bir parça daha kâğıda geçirilmiş gibi oluyor.”

Bakışı yüzümde kaldı. “Buradayım.”

Elini belime koymadan önce gözlerimi aradı. Yaklaştım. Beni kendine çektiğinde yanağım omzuna değdi; avuçlarım sırtındaki kumaşı tuttu. Ada Tanyel notlarına döndü, Ekin Sorel lambayı kâğıttan uzaklaştırdı. Kael Varen’in boynunun yanında nefes aldım. Onu bırakmak istemediğim gerçeği, çözülecek bir kayıt değildi.

Başımı kaldırınca dudakları benimkilere usulca değdi. Kısa bir öpüştü; geri çekildiğinde alnıma da dokundu. Ellerim sırtından ayrılmadı.

“Benim için imza atma,” diye fısıldadım. “Nüshayı görmenin başka yolunu arayacağız.”

“Senin yanında durmanın yolu o değil zaten.”

Birlikte kâğıda döndük. Ekin Sorel bu kez lambayı aşağıdan tuttu. İki paralel çizginin arasında daha önce göremediğimiz küçük ezikler belirdi. Kael Varen’in kolu koluma değiyordu, ama Ekin Sorel tek tek harfleri işaret edene kadar hiçbirimiz konuşmadık.

“Bir başlık basılmış,” dedi. “Altındaki belgenin ne olduğunu söylemiyor. Yalnızca bu yüzeye bırakılan izi okuyabiliyorum.”

Ada Tanyel eğildi. İlk sözcüğü ben de seçtim. İkincisini okumamak için gözlerimi kırptım; aynı yerde duruyordu.

Arven evinin girişinde Ekin Sorel ışığı sabit tuttu. Parmağını kâğıda değdirmeden, boş hanenin içindeki ezik yazıyı gösterdi.

“Ret nüshası.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.