Ada Tanyel’in tuttuğu kayda biraz daha eğildim. Arven evinin girişinde, işlem numarasının yanındaki baskı noktası, Ekin Sorel’in parmağının gölgesinde ancak seçiliyordu.
“Öteki nokta nerede?” diye sordum.
Ekin Sorel kâğıda dokunmadan elini başvuru sırasının bulunduğu satıra kaydırdı. “Burada. Ama bunlara aynı işlemin izi diyemem. Işığı değiştirince neyin çöktüğünü görebiliriz.”
Kael Varen yanımda, omzuna değmeyecek kadar yakın duruyordu. Aramızdaki o dar boşluk, adının yazılı olduğu haneden daha güç okunuyordu. Kaydı tutan Ada Tanyel’in bilekleri yorulmasın diye kâğıdın altına düz bir levha sürdüm. Ekin Sorel girişteki lambayı çevirdi. İlk nokta koyulaştı; ikincisinin yanında ince bir yay belirdi.
“İki nokta aynı uçtan çıkmış olabilir,” dedi. “Yayın izi yalnızca sıra satırında var. Birincinin çevresinde yok.”
“Biri diğerinin devamı değil mi?” Kael Varen’in sesi sakindi.
“Bunu söylemek için aslı gerek. Bu kopyada katlama baskısı da olabilir.” Ekin Sorel lambayı geri çekti. “Harf izi konusunda da değişen bir şey yok. İkinci baskı ucundan ad çıkaramam.”
Kael Varen’in gözleri kayıttan ayrılmadı. “Ama benim adım okunuyor.”
Bu kez ona döndüm. “Sen yazmadın.”
“Benim söylemem yetmez.”
“Yetmez,” dedim. “Sana inanmamla kayda itiraz etmem aynı iş değil. İkisini de yapacağım.”
Bana baktığında yüzündeki sertlik bir an için dağıldı. Ada Tanyel kâğıdı indirmeden konuştu:
“Başvuranın kimliğine erişim için gerekçe yazabilirim. Havale bağlantısını, ilk başvuruyla ek beyanın sırasını ve 16/04’ün hangi kayıttan aktarıldığını da sorarım. Asılları bugün elimde değil. Ret nüshası için ayrıca erişim izni gerekiyor.”
“Birlikte göreceğiz,” dedim.
“Evet.” Kael Varen bunu hemen söyledi; sanki gecikirse sözü elimden alınacakmış gibi.
Ada Tanyel, numaranın altındaki dar satıra eğildi. “Bir şey daha var. Bu satır teslim alan için değil, teslim çağrısının gönderileceği yer için ayrılmış. Hane boş bırakılmış.”
Kâğıdın kenarını tutan elim durdu. “Yani henüz çağrılmamış.”
“Bu kayıtta çağrıldığı görünmüyor,” diye düzeltti Ada Tanyel. “Başka bir kayıt olup olmadığını bilmiyorum. İmza ve tarih de yok; teslim gerçekleşti diyemeyiz. Fakat adı muhatap hanesinde kaldıkça bir çağrı hazırlanabilir.”
Kael Varen, “Bana yapılmamış bir başvurunun çağrısı,” dedi.
Sözün ağırlığı aramıza indi. Ona yaklaşmak için bir adım atmadım; yalnızca dönüp avucumu kendi yanımda açık tuttum. Kael Varen baktı. Başımı hafifçe sallayınca elini elime bıraktı. Parmakları soğuktu. Bu kez kanıtı birlikte tutmuyorduk; tuttuğum şey yalnızca oydu.
“İtiraz edersen,” dedi Ada Tanyel, “adının bu haneye hangi belgeyle geçirildiğinin araştırılmasını isteyebilirim. Ama itiraz da kayda girer. Burada bulunduğun bilinir.”
Kael Varen’in elini sıkmadım. Onun yerine başparmağımı avucunun içinde bir kez gezdirdim. Kararı benim güvenimle vermesini istemiyordum.
“Bunun seni tehlikeye atıp atmayacağını bilmiyorum,” dedim.
“Biliyorum.” Gözlerini bana kaldırdı. “Bilinmemesinden korkuyorsun.”
“Evet.”
Ada Tanyel ve Ekin Sorel kâğıtların başındayken söyleyebileceğim en çıplak söz buydu. Kael Varen elini çekmedi. “Ben de senin adının, kutunun yerinin ya da ikinci mührün bu itiraza girmesinden korkuyorum.”
“Girmeyecek.”
“Ama buna yalnız sen karar verirsen—”
“Vermeyeceğim.” Bir an durdum. “Önce metni ikimiz okuyacağız. Birimiz hayır derse göndermeyeceğiz.”
Kael Varen’in yüzü bana yaklaştı. Öpmek isteyip istemediğini sormasına fırsat bırakmadan, “Evet, istiyorum,” dedim. Önce gülümsedi; sonra eğildi. Dudakları dudaklarıma hafifçe değdiğinde elim hâlâ elindeydi. İkinci öpüşte acele etmedi. Girişin soğuk taşına rağmen içimdeki titreme dindi. Ondan uzaklaşınca alnımı kısa bir an çenesinin yanında tuttum.
“Şimdi okuyabiliriz,” dedim.
Ada Tanyel bakışlarını kaldırmadan boş bir yaprak çıkardı. Yazdığı her cümleyi sesli okudu: Kael Varen başvuruyu yapmadığını bildiriyor, adının teslim muhatabı hanesine geçirilmesinin dayanağını soruyor, tarih ve imza bulunmayan işlemin teslim sayılmasına itiraz ediyordu. Kutuya, eve, mühre dair tek kelime yoktu. Kael Varen son satıra kendi adını yazdı. Ben de metni okuduğuma tanık olduğumu belirttim; başvuranın kimliğini bildiğimi değil.
Ekin Sorel işaretlere yeniden bakarken Ada Tanyel itirazı katlamadı. “Ret nüshası gelince haber vereceğim. Tanık nüshasıyla ses izini bağımsız doğrulama ayrı kalacak.”
“İade aslındaki işaretin yönü de,” dedim. “T17’nin iki işlemi, kısa çentik, tarihler, bağın altındaki çizgi. Hiçbirini bu iki noktadan çözmüş saymayalım.”
Ekin Sorel başını kaldırdı. “Lifin ikinci mühür altına girip girmediğini mührü açmadan sınamak da duruyor. Ek bölümünü yerleştiren, yazıyı basan ve kesiği açan kişi aynıymış gibi davranmayacağım.”
Ada Tanyel imzalı yaprağı kaydın yanına koydu. Tam o sırada Ekin Sorel lambayı yeniden sıra satırına tuttu.
“Bekleyin.” Sesindeki değişimle Kael Varen’in eli elimin içinde gerildi. Ekin Sorel ince yayı gösterdi. “Yay, sıra numarasından değil, onun üstündeki boş karşılaştırma nesnesi hanesinden başlıyor.”
Ada Tanyel’in yüzü soldu. “O hane boş.”
“Yazıyla boş,” dedi Ekin Sorel. “Baskıyla değil.”