İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 19 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 19

Sicil Harfleri

“Ek bölüm hazır” sözlerinin hemen altında, Arven evindeki masanın başından bakarken göremediğim bir çöküntü vardı. Kael Varen’in elini bırakmadan Ekin Sorel’e gösterdim. Harflere değil, bağın iki eski eşiğinden birinin içine doğru kaybolan ince çizgiye bakıyordum.

“Bu da yazının parçası mı?”

Ekin Sorel büyüteci masanın üzerinden uzattı. “Önce gördüğümüzü söyleyelim.”

Camı bağa değdirmeden eğildim. Çizgi, tarihin son rakamından başlayıp eziğin kenarında kesiliyordu. Eziğin öbür yanında devam etmiyordu. Kutunun kapağındaki tek soluk çizik, büyütecin altında neredeyse bir yarık gibi görünüyordu.

“Bağ yer değiştirmiş olabilir,” dedim.

“Olabilir.” Ekin Sorel kalemini kaldırdı, ama yazmadı. “Yazı basılırken altında başka bir sarım vardıysa da aynı görüntü çıkar. Bağı oynatmadan hangisi olduğunu söyleyemem.”

“Öyleyse oynatmayacağız.”

Kael Varen’in parmakları benimkilerin arasında gerildi. Yüzüne baktığımda gözleri tarihte değildi. Tarihin hemen yanındaki silik, köşeli lekeye bakıyordu.

“Bunu tanıyorum,” dedi.

“Nasıl bir leke olduğunu mu?”

Cevap vermeden önce elimi bıraktı. Az önce sıcaklığının bulunduğu yerin boşalması, söylediğinden önce canımı acıttı.

“Avcı havalelerinde kullanılan bir baskının köşesi olabilir.”

Ekin Sorel büyüteci ona çevirdi. “Bir isim veriyor mu?”

“Hayır.”

“Bir yetki numarası?”

“Onu da değil.”

Kael Varen, baskının sınırını havada iki parmağıyla çizdi. Lekenin altında, bağın dokusuna gömülmüş kısa bir dik çizgi vardı; büyüteci bana geri uzattığında onu da gördüm. Avcı havalesi olasılığı artık yalnızca onun yüzündeki ifadeye dayanmıyordu. Yine de çizgiler bir sahibin adı değildi.

“Bunu ne zamandır biliyorsun?” diye sordum.

“Şimdi fark ettim.”

“Baskıyı değil. O tarihe ilişkin bildiğin şeyi soruyorum.”

Ekin Sorel kalemini masaya bıraktı. Kael Varen’in çenesindeki kas oynadı.

“Tasfiye gecesinden bir gün önce,” dedi Kael Varen, “tanık kutusuna ilişkin bir havale önümden geçti. Kutuyu görmeden onay vermem istendi. Vermedim.”

Masanın kenarına tutundum. “Bana neden söylemedin?”

“Havale gerçekleşmiş bir işlem gibi görünmüyordu. Reddettiğim bir istekti.”

“Bu bağın üstünde aynı günün tarihi yazıyor.”

“Bunu az önce gördük.”

“Ama sen isteği biliyordun. Ekin Sorel kutuyu buraya getirdiğinde de biliyordun.”

Kael Varen bakışını kaçırmadı. Bu, söylediklerini kolaylaştırmıyordu. “Evet.”

Daha önce de benden bir şeyi sakladığını öğrenmiştim. Bu kez fark başka yerdeydi: Kaydın karşısında üçümüz dururken hangi bilginin önemli sayılacağına yine tek başına karar vermişti.

“Reddettiğin havaleyi önemsiz bulma hakkını sana kim verdi?”

“Önemsiz bulmadım.” Sesi alçaldı. “Kutuyla ilgisi olduğundan emin değildim.”

“Bana söyleyip ilgisi olup olmadığına birlikte bakabilirdik.”

Kael Varen’in bakışı bıraktığı elime indi. “Haklısın.”

Bu iki sözcüğün ardından susması, kendisini savunmaya çalışmasından daha zordu. Öfkemin yerini almasına izin vermek istemediğim bir özlem vardı içimde. Elini yeniden tutmak istiyordum; aynı anda, önce cevabımı almak da istiyordum.

“Üzerinde kimin buyruğu vardı?” dedim.

“Havale kapalıydı. Dışında yalnızca kutunun tanık işleminden önce denetlenmesi gerektiği yazıyordu.”

“Denetlenmesi mi, değiştirilmesi mi?”

“Denetlenmesi. İçindeki buyruğu görmedim.”

Ekin Sorel araya girdi. “Ben kutuyu mühürlediğimde bu yazıyı görmedim. Senin reddettiğin havale, bağı kimin sardığını kanıtlamıyor.”

“Biliyorum,” dedim. “Ama o havalenin kaydı duruyorsa görmek istiyorum.”

Kael Varen başını salladı. “Yerini öğrenmeye çalışacağım. Gelen yanıtı önce sana söyleyeceğim; Ekin Sorel’e de, başka birine de değil.”

Bu kez sözünü tekrar etmek yerine Ekin Sorel’e döndüm. “Bağdaki baskıyı ve çizgiyi ayrı ayrı kaydet. İkisini aynı aletin bıraktığını yazma.”

Ekin Sorel kalemini aldı. Her birini gördüğü yerle tarif ederken ben kutunun kapağından gözümü ayırmadım. Bağın ikinci mührün altına giren lifle bir bağı olup olmadığını hâlâ bilmiyorduk. Lifin mührün altına girip girmediğini anlamak için de şimdi bir yol bulamamıştık. Kutuyu burada tutup kapalı mühre dokunmamak, eksik bildiklerimizi tamamlanmış gibi göstermemizin önündeki tek sağlam sınırdı.

“Tanık nüshasını kimin önünde açacağız?” diye sordu Ekin Sorel.

“Ada Tanyel’in.” Adını söylerken Kael Varen’e baktım. “Kuzey Ay Tapınağı’ndaki karşılaştırma kayıtlarında imzasını gördüm. Tasfiye gecesinin tutanağında adı yok. Gelmeyi kabul ederse önce hangi kayda eriştiğini, o gece nerede olduğunu soracağız.”

“Ben haber gönderebilirim,” dedi Ekin Sorel.

“Göndereceğin metni önce ben göreceğim. Kutuyu da kâğıdı da evden çıkarmayacağız.”

Ekin Sorel itiraz etmedi. Tanık nüshasının ve ses izinin bağımsız doğrulanmasını Ada Tanyel kabul edene kadar erteledik. İade kaydının aslındaki işaretin yönünü kâğıttakiyle karşılaştırmak için aslını görmemiz gerekecekti; Kael Varen’in havalesi de ek bölümü kimin yerleştirdiği ya da dış bağdaki yazıyı kimin bastığı sorularının yalnızca yeni bir başlangıcıydı.

Kael Varen elini masanın üstüne, benimkine yakın bıraktı. Dokunmadı. Ben avucumu çevirip parmaklarının üzerine koydum.

“Bir daha benim yerime neyin önemsiz olduğuna karar verme,” dedim.

“Vermeyeceğim.”

Ekin Sorel, bağı yerinden oynatmadan büyüteci bir kez daha yazının üzerinden geçirdi. “Liya Arven. Tarihin altına bak.”

Kael Varen’in elini bırakıp eğildim. Az önce çizgi sandığımız izin ucunda, bağın lifleri arasına sıkışmış iki küçük harf vardı. Ekin Sorel bunları kayda geçirmeden önce benim okumamı bekledi.

“K.V.,” dedim.

Kael Varen yanımda taş kesildi. “Reddettiğim havalenin üzerinde,” dedi, “benim sicil harflerim vardı.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.