İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 17 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 17

Bağ Tersine Döndü

“Çözülmüşse neden hâlâ ses çıkarıyorsun?” dedim.

Arven evinde, masanın yanından ayrılmadan levhaya bakıyordum. Sözlerimin ardından taşın altı sessiz kaldı. Ekin Sorel üçüncü oyuğun önünde diz çökmüş, parmaklarını ters sarılmış bağdan uzak tutuyordu. Kael Varen’in bakışıysa bende değil, kâğıtta durmuştu.

“Bunu doğrulamadan kutuya dokunmayacağım,” dedi Ekin Sorel. “Bağ çözülmüş olabilir. Ya da buradaki ses, öyle sanmamızı istiyordur.”

Kâğıttaki ikinci çentiği tekrar gördüm. İlkini ölçtüğümüz sırada bu kadar belirgin değildi. Kandili yaklaştırmaya uzandım, sonra durdum; sıcaklığın izi değiştirmesini istemiyordum. Masadaki ölçü şeridini kâğıdın kenarına, ona değdirmeden yerleştirdim. Kael Varen şeridin ucunu tuttu. Ekin Sorel, önceki kaydı açıp ölçüleri sesli okudu.

Birinci çentiğin yeri değişmemişti. İkincisi, kat çizgisinden aynı uzaklıkta ama çizginin karşı yanında belirmişti.

“İlerleyen tek bir çizgi değil,” dedim. “İki ayrı çentik.”

Ekin Sorel başını kaldırdı. “Bunu kayda geçirelim. Aralarındaki uzaklığı da.”

Kael Varen şeridi sabit tuttu; ben sayıları söyledim, Ekin Sorel yazdı. İkinci çentiğin ucunda koyu bir nokta vardı. Daha önce gördüğüm liflere benzediğini düşündüm, fakat kâğıdı kaldırmadan bunun bir lif mi, yalnızca leke mi olduğunu anlayamazdım. Ekin Sorel de aynı yerde durdu.

“Lifin mührün altına girip girmediğini buradan göremiyoruz,” dedi. “Bir kenarı kaldırmak bile izi oynatabilir.”

“Başka bir yol bulacağız.” Şeridi masaya bıraktım. “İkinci mühür kapalı kalacak.”

Ses cevap vermedi. Bu sessizliği onay yerine koymamaya kararlıydım.

Ekin Sorel ayağa kalktı. “Tanık nüshamı getireceğim. Kendi kutusunun dış bağını görmeden ses izini karşılaştıramam. Dönünce önce bağı, sonra nüshayı inceleyeceğiz.”

Kael Varen hemen, “Seninle geliyorum,” dedi.

“Hayır.” İtiraz ağzımdan beklediğimden sert çıktı. İkisi de bana döndü. “Ekin Sorel’in yanında biri olmalı. Ama sen de gidersen ben bu kâğıtla, levhayla ve o sesle burada yalnız kalacağım.”

“Öyleyse birlikte gideriz,” dedi Kael Varen.

“Kâğıdı da mı götüreceğiz?”

Soruma cevap vermedi. Kâğıdı benden habersiz almayacağına söz vermişti; şimdi açıkça konuşsa bile onu yolda oynatma ihtimali vardı. Asıl korktuğum bu değildi. Kutudan gelecek herhangi bir haberi ben duymadan onun değerlendirmesiydi.

Ekin Sorel aramızdaki bakışa kısa bir an katlandı. “Siz karar verin. Kapıda beklerim.” Odadan çıktı; ayak sesleri girişe doğru uzaklaştı.

Kael Varen alçak sesle, “Burada kalmanı güvenli bulmuyorum,” dedi.

“Ben de onu tek başına göndermeyi güvenli bulmuyorum.”

“O halde neden itiraz ediyorsun?”

“Çünkü her tehlikede beni yanında götürerek koruyamazsın. Bazen birimizin gördüğünü öteki görmeyecek. Bununla yaşayabilecek miyiz, onu bilmem gerekiyor.”

Yüzündeki sıkıntı öfkeye dönmedi. Keşke dönseydi; karşılık vermek daha kolay olurdu. Bunun yerine, “Kutuya gidersem ilk baktığım şeyi sana söylemek isterim,” dedi.

“Öyleyse Ekin Sorel’le git.”

“Sen az önce—”

“Yalnız kalmaktan korktuğumu söyledim. Kararı yine de verebilirim.”

Kael Varen başını çevirdi, levhaya baktı. “Ses yeniden konuşursa?”

“Duyduğumu kaydederim. Dediğini yapmam.”

“Kâğıt değişirse?”

“Ölçerim. Dokunmam. Sen döndüğünde de önce sana gösteririm.” Bir soluk aldım. “Sen de kutudan gelen haberi önce bana söyleyeceksin. Kapıdan girer girmez; ses senden bir şey isterse bile.”

“Evet.”

“Ve iade kaydının aslını görmeden işaretleri eşleştirmeyeceğiz.”

“Evet,” dedi yeniden. “Ek bölümü kimin yerleştirdiğine de o bağ tek başına karar vermeyecek.”

Bu kez ona yaklaştığımda aramızda bir anlaşmazlığın hâlâ durduğunu biliyordum. Onu çözmüş gibi davranmak istemedim. Elimi ceketinin yakasına koyup, “Gitmeden seni öpebilir miyim?” diye sordum.

“İstersen.”

Dudaklarıma eğildiğinde öpüşmemiz aceleci olmadı. Avucumu yanağına çıkardım; o da elini belime koydu. Beni tutuşunda kalmam için bir istek vardı, ama geri çekilmemi engelleyen hiçbir şey yoktu. Yine de çekilmedim. Bir kez daha öptüm onu; bu kez korktuğumu saklamadan. Kael Varen alnını şakağıma dayadı.

“Gitmemi istediğine emin misin?” diye fısıldadı.

“Hayır. Gitmenin doğru olduğuna eminim.”

Elini belimden yavaşça çekti. Ayrılmamız için kapıdan bir ses gelmesine gerek yoktu; ikimiz de verdiğimiz kararın vaktinin geldiğini biliyorduk. Girişe kadar birlikte yürüdük. Ekin Sorel kapının yanında bekliyordu. İkisi çıkarken Kael Varen dönüp bana baktı.

“İlk haber sana,” dedi.

Kapıyı kapatınca masaya döndüm. Ölçüleri bir kez daha yazdım; önceki kayıttan farklı olan yalnız ikinci çentikti. Kutunun mührünü ve dış bağını Ekin Sorel dönmeden inceleyemeyecektik. İade kaydının aslını da getirmiyorlardı; işaretlerin yönü hâlâ karşılaştırılmayı bekliyordu. Yapabileceğim şey, kâğıdı olduğu yerde tutup beklemekti.

Beklerken levha konuşmadı. Bu kez sessizliğe minnet duymadım. Gözüm kapıda, elim yazdığım sayıların üzerinde kaldı.

Kapı açıldığında önce Kael Varen girdi. Yüzünde, saklamak yerine bana ulaştırmaya çalıştığı bir haber vardı. Ekin Sorel arkasından geldi; iki eliyle taşıdığı kutuyu masanın boş ucuna bıraktı.

“Mühür yerinde,” dedi Kael Varen, bana bakarak. “Dış bağ da kutunun üstünde.”

Ekin Sorel kutuyu çevirdi. Üç turu birlikte saydık. Balmumuna dokunulmamış görünüyordu. Sonra bağın ilk turunun çıktığı yere baktım.

Kayıtta soldan sağa sarılmıştı. Önümdeki bağ sağdan sola gidiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.