O gece, savaşın gerginliğinden sonra her şey birden sessizleşmişti. Kaan ve ben, birbirimizle neredeyse hiç konuşmadık. Birbirimizi tanıdıkça, ilişkimizi daha da karmaşık hale getiren bir gerginlik vardı. Savaş, bizi birleştirse de, içimizdeki karanlıkla baş başa kalmamıza sebep oluyordu.
Kaan’ın evine gitmeye karar verdiğimizde, ortada başka bir seçenek yoktu. Yorgunduk, kanla kaplanmış vücutlarımızla başka bir yere gitmek imkansız görünüyordu. Bu yüzden, istemeyerek de olsa, Kaan’ın evine gitmek zorunda kaldık. Her adımda içimde bir huzursuzluk vardı ama bu huzursuzluk, vücudumda biriken acı kadar keskin değildi. İçerisi, karanlık, soğuk ve ihtişamlıydı. Her köşe, bir başka sır taşıyor gibiydi.
Kaan, kapıyı açtıktan sonra bana bir bakış attı, ama yine bir şey söylemedi. Sadece içeri girmemi işaret etti. Söz konusu olan güven değil, hayatta kalmak olduğu için bu sessizlik beni bir şekilde rahatsız etmiyordu. Burası, yalnızca bir geçiş noktasıydı. Ama bir yerlerde, içimde bir şeyin
patlayacağını hissediyordum.
Kaan, duvarda asılı bir ilk yardım setini aldı ve masanın üzerine koydu. Yavaşça üzerimdeki kanlı kıyafetleri çıkarmaya başladım, her hareketim acıyla doluydu. Kaan, elindeki malzemeleri hazır tutarak bana yaklaştı.
“Çok ağır yaralar almadın,” dedi, ama sesinde bir şey vardı. Bir şey, benden daha fazlasını görmek istiyordu. Bir şey, beni anlamak için bir adım daha atmak istiyordu.
Biraz geriye çekildim. "Bunu yapmana gerek yok," dedim, ama aslında ne demek istediğimi kendim de tam olarak bilmiyordum.
Kaan, gözlerindeki karanlıkla bana bakarken, bir anlık tereddütten sonra yaralarımı sarmaya başladı. Parmağının ucuyla, kanlı izleri silerken, her hareketi bir yavaşlama gibi geliyordu. Bir an için, birinin vücudumu bu kadar yakın incelemesi... garip bir şey hissettirdi. Her şeyin gerilimiyle, aramızdaki mesafe bir şekilde daralmış gibiydi.
Bir an, göz göze geldik. Gözlerindeki soğukluk, bir müddet için kayboldu. Ama ben hala buna güvenmekten korkuyordum. Sadece fiziken değil, duygusal olarak da bir mesafe vardı. Ve içimde bir ses, her an bu güvenin yanlış olduğunu söylüyordu.
Kaan, bantları sararken ellerini dikkatlice, nazikçe hareket ettiriyordu. Bu hareketler, içinde bir başka duygunun saklandığını hissettirdi. Ama bir anlık bir his vardı: Yanlış. Bu kadar yakın olmak, bu kadar fiziksel bir temasa girmek yanlış olabilirdi.
Bundan sonra, birdenbire kendimi kaybettim. Tüm o acı, yorgunluk, gerilim... bir anda üzerime çökmeye başladı. "Bu… yanlış," dedim, sesim titriyordu.
Hızla sıçradım ve odayı terk ettim. Kapıyı kapatırken, içimde patlayan bir sinir vardı. Kaan, arkamdan bir şeyler söylemek istedi ama ben ona kulak asmadım. Ne hissettiğimi anlatacak kelimeler bulamıyordum. İçimde bir düğüm vardı ve o düğüm, patlamak üzereydi.
Beni takip ettiğini duyuyordum ama adımlarım hızlandı. Hızla evin spor salonuna doğru yöneldim. Burası, karanlık bir yerdi. Duvarda büyük bir boks torbası vardı, önünde geniş bir alan. Hızla eldivenleri takıp torbaya bir yumruk attım. Acı, her darbede vücudumdan çıkıp torbaya geçiyordu.
Hızla nefesimi kontrol altına almaya çalışarak bir yumruk daha savurdum. Kanadımın üstündeki acıyı bastırarak her hareketi daha sert yapıyordum. Bu boks torbası, her hissettiğim öfkenin karşılığı gibiydi. Kaan’ın adımlarını duyuyordum, yavaşça arkamdan geldiğini fark ettim. Ama bu sefer, ondan uzak durmak istiyordum. Odaya girdiğinde, aramıza bir mesafe koyduğunu hissettim.
Bir süre hiç konuşmadık. Sadece, o da eldivenlerini takarak torbayı savurdu. Gözlerimiz, birbirimize her vurduğumuzda kısacık bir temas kuruyordu. Ve o an, o karanlık odada, tüm dünya sustu. Oyun bitmişti. Savaş bitmemişti, ama içimde bir şey çözüme kavuşmuştu.
“Burada ne işin var?” dedim, nihayet. Sesim yavaşça yükseldi.
“Beni bıraktığında, seni yalnız bırakmadım,” dedi Kaan, sesi daha yumuşak ama kararlıydı.
Bir süre sessiz kaldım. Kaan’ın beni takip etmesi, bir şekilde doğru hissettiriyordu. Ama o kadar yanlış bir zamandı ki… İkimizin de birbirimize çok yakın olması, bu duygularla başa çıkmak, bir tür yenilgi gibiydi.
Bir süre daha yumruklarım torbaya çarptı. Ama sonunda, bir adım geri attım.
"Bunu daha fazla yapamam, Kaan," dedim. "Yanlış." Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Kaan, bir adım daha yaklaşıp sesini yükseltmeden sadece bana baktı. Gözlerinde karanlık bir anlam vardı. Ama bu sefer, daha farklıydı. İçindeki yaralar, belki de bana ait bir şeylerdi.
Ben, artık onunla bu kadar yakın olmak istemiyordum. Birlikte savaşmaya devam etsek de, her şeyin bir sınırı vardı.