Ofisin kapısından içeri girdiğimizde, elim hâlâ Kaan’ın elindeydi. Artık onun sıcak avuç içi, sadece bir dokunuş değil, yüreğimde güvenin simgesiydi. İçimde taşıdığım sırrı paylaşmak için günlerce beklemiştik. Şimdi, gözlerimizde heyecan, ama içimizde usul usul çarpan bir huzurla patronun kapısını çaldık.
“Girebilir miyiz?”
Patron, başını kaldırdı. Gözlüğünü düzeltti, hafifçe gülümsedi.
“Tabii. Ne oldu, ciddi bir şey mi?”
Kaan bir adım attı ileri, kolunu belime doladı. Gözlerimin içine bakarak konuştu.
“Deniz hamile.”
Bir anda hava durdu sanki. Saat tıklamayı bıraktı. Sanki dünya bir saniyeliğine durdu ve sonra yeniden başladı.
Patronun yüzü önce şaşkınlıkla açıldı, sonra büyük, kocaman bir gülümsemeyle aydınlandı.
“Ne?! Gerçekten mi?! Harika bir haber bu! Tebrik ederim, ikinizi de! Geleceğin en iyi ajanı doğacak desenize!"”
İçimdeki minik kalp şimdiye kadar ilk defa bu kadar çok kutlandı. Dışarı çıktığımızda haber neredeyse ofisin tamamına yayılmıştı. Herkes sarılmak, tebrik etmek, sevincimizi paylaşmak istiyordu. Kimileri gözyaşlarını tutamıyor, kimileri şakayla karışık isim önerileri yapıyordu. Ama tüm o sesler arasında, Kaan’ın sesi, kulaklarımda yankılandı. Tam önümde, birdenbire diz çökerek:
“Deniz…”
Gözlerim doldu. Kalbim ağzıma geldi.
“Seninle bu hayatı paylaşmak istiyorum. Artık yalnız değiliz. İçimizde büyüyen bu mucizeye birlikte sarılalım. Ben senin hem sevgilin, hem yoldaşın, hem eşin, hem çocuğumuzun babası olmak istiyorum. Benimle evlenir misin?”
Etraf sessizleşti. Nefes bile alınmıyordu sanki. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Gözyaşlarıma engel olamadım. Başımı salladım.
“Evet…”
O kelime, her şeydi. Sarıldığımızda insanlar alkışladı ama biz sadece birbirimizin kalp atışlarını duyuyorduk. Her şey gerçekti. Her şey artık bizimdi.
Düğün Günü
Birkaç hafta sonra küçük, samimi bir düğün düzenledik. Kır bahçesi... Beyaz çiçekler her yeri sarmıştı. Hafif esen rüzgâr gelinliğimi uçururken, Kaan’ın bakışları üzerimdeydi. Nikâh memurunun sesi uzaktan geliyordu:
“Deniz Kılıç... Kaan Doğan’ı eşin olarak kabul ediyor musun?”
“Evet.”
“Kaan Doğan... Deniz Kılıç'ı eşin olarak kabul ediyor musun?”
“Her hayatımda, her evrende… Evet.”
Ve sonra dudaklarımız birleştiğinde, hayatlarımız da birleşti. Artık gerçekten bir aileydik.
Zaman Atlama – İlk Kontrol
İlk kontrole gittiğimizde içim içime sığmıyordu. Ultrason odasına girerken Kaan’ın eli avucumda sıkıca duruyordu. Soğuk jel karnıma sürüldüğünde hafif ürperdim. Doktor cihazla ekranı tararken gözleri büyüdü.
“Sakin olun ama… iki kalp atışı alıyorum.”
“Ne demek iki kalp?” dedim şaşkınlıkla.
“İkizleriniz olacak.”
Kaan’ın yüzü boş ekrana döndü. Sonra bana... Gözleri kocaman açılmıştı.
“İkiz mi?”
“İkiz…”
Bir kahkaha attı. Sonra eğilip karnımı öptü. Gözlerimiz yaşlarla doluydu.
“Tek taşta iki kuş vurmuşum be! Bu evrende seninle yaşlanmak için başlamıştım yola. Şimdi… bir oğlumuz, bir kızımız olacak belki. Deniz… bu hayat her şeye değer.”
Zaman Atlama – Cinsiyet Öğrenme
Dört ay sonra, başka bir sabah. Karnım belirginleşmiş, Kaan her gece bebeklere kitap okuyup konuşmaya başlamıştı. Doktor bu defa gözlüklerini düzeltip:
“Hazırsanız açıklıyorum… Bir oğlunuz, bir kızınız olacak.”
Elimi ağzıma götürdüm. Kaan yerinden kalkıp beni kucağına aldı, döndürdü. Kahkaha atıyordum.
“Çifte bela geliyor!” dedi.
“Ya da çifte neşe…”
Zaman Atlama – Hamilelik İzni
Sekizinci aydaydım. Karnım kocamandı. Göbek deliğim dışa çıkmıştı ve ben yürürken ileri değil, sağa sola sallanıyordum. Bugüne kadar tek bir şeye bile aşermemiştim. Ama o sabah...
Rahat bir tayt ve kocaman bir tişörtle koltukta otururken, içime bir koku girdi. Burnumun direği sızladı. Canımın çektiği şey gözümde belirdi:
“Vişneli muffin... ama üstü beyaz çikolatalı... içi hafif akışkan olacak... taze pişmiş...”
Dolapta yoktu. Yok yoktu. Birden sinir geldi. Hormonal tsunami...
Kaan’ı aradım. Telaşlı açtı.
“Ne oldu, iyi misin?”
“Vişneli muffin istiyorum... ama sıcak! Üstü beyaz çikolatalı, içi akışkan!”
“Tamam. Görev alındı.”
Bir saat sonra kapı açıldı. Kaan içeri girdiğinde iki büyük poşet taşıyordu.
“Beş kilo aldım. Hepsi sıcaktı, battaniyeye sardım. Hatta yolda kucağımda tuttum ki soğumasın. Ayıkladım, en akışkan olanları seçtim. Hayatımı muffinlere adadım.”
Kahkaha atarak ağladım.
“Sen... sen delisin.”
“Senin delinim. Ve bu bebeklerin de.”
Yanıma oturdu. Karnıma elini koydu.
“Bunlar dışarı çıkınca, hayat daha da güzel olacak.”
“Ama önce bu muffinleri yiyeyim... sonra hayat!”
O gün, koltukta birbirimize yaslanarak üç muffin yedik. Sonra sessizce onun göğsünde uyudum. Karnımda iki kalp, yanımda bir kalp. Bu... gerçek bir mucizeydi.