Aradan birkaç hafta geçmişti. O gece, Kaan’la yaşadıklarımız, aramızdaki bağı her geçen gün biraz daha güçlendiriyor gibiydi. Her sabah uyandığımda, gözlerimdeki huzuru ve kalbimdeki o sıcaklığı hissediyordum.
Ama bir şey vardı… Bir eksiklik. Bir rahatsızlık… Başlangıçta fark etmedim, ama sonra günler geçtikçe vücudum bana farklı bir şeyler söylüyordu.
Günlerdir sabahları midemde garip bir bulantı hissediyordum. Kusmaya zorlanıyordum ama hiçbir şey çıkaramıyordum. Gün içinde başım dönüyor, sürekli uyumak istiyordum. Kendimi bir şekilde bu durumu geçirebileceğimi düşünerek kandırdım. Ancak bir gün, hiçbir şeyin normal olmadığını fark ettim.
Sabah kalkarken, birdenbire tüm dünyamın sallandığını hissettim. Başım dönüyordu, ve midemdeki bulantı daha önce hiç olmadığı kadar yoğundu.
Hızla mutfağa gidip bir bardak su içtim ama o da geçmedi. Bu his, bir şeylerin yanlış olduğunu bana bağırıyordu. Ama neydi?
O gün biraz daha dikkatli oldum. Yavaşça etrafıma bakındım, vücudumu dinlemeye başladım. Saatler geçtikçe, tüm bu hislerin geçici olmadığını fark ettim. Geceleri uykusuz kalıyordum. Midemdeki huzursuzluk, bedenimdeki her hareketle daha belirginleşiyordu.
Artık bu düşünceleri yatsıyamazdım. Bunu anlamam uzun sürdü belki, ama sonunda kabullendim: Bir şeylerin değiştiğini hissediyordum.
Ve o sabah, cesaretimi topladım. Üstümü giyip hızla eczaneye gitmeye karar verdim. Ne kadar da korkuyordum. Adımlarımın her biri yavaş ve temkinliydi, ama kalbimde bir rahatlık vardı. O kadar yakından hissettiğim bu değişim, bir şekilde içimde başka bir hayal yaratıyordu. Hayatımın en önemli kararlarından birini alacaktım.
Eczaneden çıkarken, aldığım test kutusu elimde ağırlaşıyor gibiydi. Sanki dünyadaki her şeyin bu kutuya bağlı olduğunu düşünüyordum. Hızla eve döndüm ve bir an önce sonuç almak istedim. Düşüncelerim karışıktı, korku ve heyecan arasında gidip geliyordum.
Eve girdiğimde, nefesim hızlanmıştı. Testi elime alıp tuvalet odasına girdim. Ellerim titriyordu. Yavaşça testi kullanmaya başladım. Sonra, birkaç dakikayı saymaya başladım. O an, dünya sadece o saniyelerde durdu. Derin bir nefes aldım, sonra gözlerimde bir ışık belirdi. Sonuç belirliydi. Testin sonuç çizgisi… O küçük çizgi.
Hamileydim.
Gözlerim doldu. Bir anda, duygularımın her biri birbiriyle çarpışıyordu. İçimde sevincin, korkunun, belirsizliğin ve mutluluğun karışımını hissettim. Kaan’la bir aile kurabilecektik… Ve o, birlikte olduğumuz her an, her saniye, her anı ile gerçekti. Ama… ama korkuyordum. Mesleğim, savaşlar, görevler… Bu sorumluluklar, bu hayat tarzı… Hepsi ağır basıyordu. Yine de, o an, sevincin ağırlığı her şeyin önündeydi.
Bir an oturdum, gözlerimden süzülen yaşları silerek derin bir nefes aldım.
İçimdeki mutluluk ve endişe, birbirine karışıyordu ama tek bir şey kesindi: Bu haberin, Kaan’la daha güçlü bir bağ kurmamı sağlayacağını hissediyordum.
Bu kadar önemli bir şeyi ona nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Ama kararımı vermiştim. O gün, ilk defa doktora gidecek ve hamile olduğumdan tamamen emin olacaktım.
O günün ilerleyen saatlerinde, patronumdan izin alıp akşam Kaan’la eve dönmeden önce doktora gitmeye karar verdim. O kadar heyecanlıydım ki, ne kadar endişelensem de içimde sevincin yoğunluğu her şeyi bastırıyordu. Doktordan aldığım doğrulama, bana bir nebze rahatlama sağladı ama hala Kaan’a söyleme anı gelmemişti.
Kaan eve geldiğinde, her şey hazırdı. Yavaşça mutfaktan çıktım ve salonun ortasında durdum. Havanın gerilimini hissedebiliyordum. O sırada gözlerim Kaan’ı aradı. İçeri girdiğinde, hep olduğu gibi rahat ama bir o kadar da gözlerinde belirgin bir huzursuzluk vardı.
“Merhaba, bugün biraz garipsin, her şey yolunda mı?” diye sordu, ama gözlerindeki endişeyi fark ettim.
Bir an, ona doğru adım atıp, sessizce ona bakarken kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Bugün sana söylemek istediğim bir şey var,” dedim. “Ama, belki seni biraz şaşırtacak.”
Kaan, gözlerini dikti ve biraz daha yaklaştı. Bir şeyler hissettiğini belli ediyordu.
“Ne oldu?” dedi, kararlı bir şekilde. “Neden bu kadar gizemli görünüp duruyorsun?”
O an, sanki her şeyin hazırlığını yapmış gibi hissediyordum. Derin bir nefes alarak söyledim:
“Kaan… Ben… hamileyim.”
Sözlerim havada asılı kaldı. Kaan, hemen hiç tepki vermedi. Birkaç saniye sessizce bana bakarak durdu. Gözlerindeki ifade, şaşkınlık ve şaşırmanın karışımıydı. Sonra birden, yüzüne yerleşen o tanıdık gülümseme.
Gözlerindeki sevinç ve rahatlama...
“Gerçekten mi?” dedi, sesi biraz dağılmış ama aynı zamanda derinden bir sevinç vardı. “Deniz… Gerçekten hamile olduğunu mu söylüyorsun?”
O an, o birkaç saniye sanki yıllara bedel gibi geldi. Gözlerimdeki yaşlar, sevincin ta kendisiydi. Gözlerim dolu dolu olmasına rağmen, gülümsedim.
“Evet,” dedim. “Gerçekten hamileyim. Ama biraz korkuyorum… Mesleğim yüzünden, belirsizlik yüzünden…”
Kaan, hemen yanımda belirdi. Beni sarstı, sanki her şeyin doğru olacağına inancı vardı. Beni sıkıca kucakladı ve içimi ısıtan bir gülümsemeyle söyledi:
“Sana söz veriyorum, Deniz. Beraber bunu başaracağız. Seninle her şey daha güzel olacak.”
O an, birbirimize sarılırken, bir ailenin ilk adımlarını atmaya başladık. Bunu hissetmek, her şeyin ne kadar doğru olduğunu görmek… Belki de savaşlar bitse de, yaşamın bizlere sunduğu her yeni başlangıç bir zaferdi.
Kaan’ın gülümsemesi, içinde bana verdiği güven, her şeyi anlatıyordu.
Ve ben, bu hayatın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha öğrendim.