İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 3

3. Bölüm- Küller ve Çelişkiler

Sabahın erken saatleriydi, pencereyi zorla araladım. Dışarıdaki hava soğuktu, nemli bir rüzgar yüzümü okşayarak içeri girdi. Odamın havası, gece boyunca biriken gerilimle dolmuştu. Ama şimdi, her şey biraz daha sakinleşmiş gibiydi. Kaan, biraz önceki gülümsemesinden eser yoktu. Odaya tekrar girdiğinde gözlerindeki ciddiyet, silahını kaybetmiş bir adamın ruh halini yansıtıyordu.

"Beni anlamadığını biliyorum, ama bir şey söylemek zorundayım," dedi. Sesi daha derindi, bu sefer bana bakarken herhangi bir tatlılık yoktu. "Bu işi küçük bir çocuk gibi oynayamayız. Her şeyin bedeli var. Oyun bitti, Deniz."

“Ne istiyorsun benden?” diye sordum, kendimi bir kez daha savunmasız hissederek. İçimdeki bu boşluk, geceyi hatırlamamı sağlıyordu. O geceyi, Kaan'ın her adımının beni daha da derinleştirdiği o yıkıcı anı.

Kaan sessizce ellerini cebine koydu, soğuk bir gülümseme tekrar belirdi yüzünde.

“Sana yardım etmek istiyorum. Hem de zorla değil, sana mantıklı gelen bir şekilde. Ama seninle aynı yolda gitmem gerek. Birlikte çalışırsak, hayatta kalabiliriz.”

Ben de adım attım, ama tereddüt ettim. Savaş, her zaman bir tercih meselesi değildir, ama bu sefer bu savaşı kiminle yapacağım, o kesin değildi. Kaan mı? Yoksa yalnız mı?

Bacaklarımda bir titreme hissettim. Ne kadar çabuk unutmaya çalışsam da, o geceyi ve ardında bıraktığı izleri kafamdan silemiyordum. Kaan, bir şekilde bir köşe yazısında da olsa hep vardı. Kötü adam mıydı? Hayır. Ama benimle aynı tarafı mı istiyordu? İşte bu soruya vereceğim cevap henüz yoktu.

Kaan'ın yanımda olmasının artıları ve eksileri vardı. Ama şu an, o soğuk gülümsemesiyle beni sadece bir seçenek gibi sunuyordu.

"Deniz," dedi bir adım daha atarak, gözlerindeki kararlılıkla. "Bu işin sonunda ya hep birlikte yakarız, ya da seninle ben, farklı yollarla... ama farklı olmak zorunda."

Gözlerim, Kaan'ın bana doğru gelirken söylediklerini düşündü. Yine her şeyin çok hızlı gitmesi gerektiği hissi vardı ama bununla başa çıkmam lazımdı.

Küller üzerindeki yol, sadece bu kadar kolay olamazdı.

Kaan bir adım daha atarak önümde durdu. O kadar yakın, o kadar soğuk bir mesafeydi ki, sanki onu daha yakından görmek, içindeki karanlığı daha iyi anlamama sebep olacak gibiydi. Bu kadar yakından bakmak, onun gizlediği her şeyi, kararsızlıklarını, duygusuzluğunun ardındaki gerçekleri ortaya çıkarabilirmiş gibi hissediyordum.

“Yalnızsan, hayatta kalamazsın,” dedi, sesindeki sertlik iyice belirginleşmişti. Bu kez bana bir şeyler öğretmek istercesine bakıyordu. "Her zaman bir müttefike ihtiyacın olacak. Ve şu an, senin tek müttefikin ben gibiyim."

Ben de bir adım geri attım, duvarda asılı eski bir saate göz attım. Zaman geçiyordu. Ama hala içimde bir şeyler kıpırdıyor, mantığım her şeyin bir oyun olduğunu söylüyordu. Kaan’ın bana yaklaşması, her geçen saniye daha çok soru işareti oluşturuyordu kafamda.

“Bunu sana anlatacak kadar seni tanımıyorum, Kaan,” dedim, sesimdeki güveni bir şekilde toparlamaya çalışarak. “Ve sana güvenmeye de niyetim yok. Benim yolum, senin yolun değil. Bunu kabul etmelisin.”

Kaan gülümsedi, ama bu kez gülümsemesi, geçmişteki o sinsilikten uzak bir anlam taşımıyordu. O gülümsemede acı, belki de bana duyduğu öfkenin izleri vardı.

“Deniz, bu oyunda güven, bir lüks. Sana söylediğim gibi, hepimiz bir yol seçmek zorundayız. Ve bu yolda tek başına kalamazsın. Hatta senin gibi biri, yalnız kalmaktan daha da korkar.”

Sözleri kafamı karıştırmıştı. Kaan ne kadar güvenilmez görünse de, söyledikleri bir şekilde içimde bir şeyleri uyandırıyordu. Yalnız kalma korkusu, her adımda biraz daha yakınlaşıyordu. Ama kendimi hatırlatmam gerekiyordu. Bu savaş, içsel bir savaştı. Kendimi kaybetmektense, ona karşı durmayı tercih etmeliydim.

“Yolumu seçtim,” dedim, keskin bir şekilde. “Ve seninle bu yolda yürümek zorunda değilim.”

Kaan bir an için sustu. Sadece derin bir nefes aldı ve gözlerini başka bir yere çevirdi. Bir an için, bir şeylerin kırıldığını hissettim. Ama sonra, nehrin kenarında bir dalga gibi geri geldi, sert ve sabırlı bir şekilde.

"Bu kararı verirken, gerçekten ne kadar güçlü olduğunu düşündüğün konusunda emin misin?" diye sordu. “Bir kadın olarak değil, bir ajan olarak. Çünkü kimse sana, gerçek bir savaşçı olmanın ne demek olduğunu öğretmedi.”

Bunu bana mı söylüyordu? Ne demek istediğini çok iyi anlıyordum. Evet, bir ajan olarak eğitilmiş olabilirim, ama gerçek bir savaşçının ne olduğunu gerçekten anlamam için belki de Kaan’ın söyledikleri doğruydu. Kendime güveniyor muydum? Ya da savaşçı olmak için gereken güce sahip miydim?

O an içimde bir boşluk hissettim, bir geçiş noktası. Yalnız değildim ama hala kararsızdım. Kaan’ın yanında olmak, onla mücadele etmek... Küllerin içinde bir umut ışığı mıydı, yoksa daha büyük bir yok oluşa mı sürükleyecekti?

Bir anlık sessizlik, havada asılı kalmıştı. O sessizliğin içinde, en derin duygularımı, en büyük korkularımı, en karanlık düşüncelerimi tartıyordum. Ne yapmam gerektiğini, hangi yolu seçmem gerektiğini... Kaan’ın benimle olduğu bu an, sadece bir anlık bir dönemeçti. Ve şimdi, ona inanmaktan başka seçeneğim yoktu.

“Benimle ol,” dedi Kaan, bir adım daha atarak, sesindeki kararlılık biraz daha arttı. “Birlikte savaşalım. Küller üstünde yeniden doğalım, Deniz. Ya birlikte kazanacağız, ya birlikte kaybedeceğiz. Ama yalnız, hiçbir zaman var olamayacağız.”

Sözleri, bir kelepçe gibi zihnimi sarmıştı. Evet, onu dinlemek, birlikte hareket etmek zorundaydım. Ama bunu kabul etmek, bir adım daha attığımda çok daha farklı bir kişi olacağım anlamına geliyordu. Ve o kişi, şu anki ben değildi.

Kaan’ın gözlerinde bir anlam aradım. Bir işaret, bir umut… ama sadece bir tek şey vardı: Savaş.

“Peki,” dedim, gözlerimden belirli bir soğukluk hissediliyordu. “Birlikte yanalım. Ama bir şartla: İkinci kez seni aldatmamı isteme. O zaman her şey biter.”

Kaan, bir anlığına sustu. Ama sonra gülümsedi, bu kez gerçekten bir şekilde hafifledi. "Söz veriyorum, Deniz. Sadece doğru yolda olalım."

O an, Kaan ile birlikte olmanın, birlikte yanmanın ve birlikte küllerden yeniden doğmanın başlangıcıydı. Ama aynı zamanda da en büyük riskti.

Çünkü bir kez bu yolda yürümeye başladığında, geri dönüş yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.