İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 2

2. Bölüm- Tetikte

Yağmur durmuştu, ama içimdeki fırtına hâlâ dinmemişti. Ajan kimliğimin gerektirdiği kadar soğukkanlıydım, ama gerçek şu ki... onunla yüz yüze geldiğim an, tüm savunmalarım çatırdamıştı.

Kaan.

O adı bile içimde ters bir telin titremesine neden oluyordu. Hem nefret hem merak yüklüydü bu his. Karanlık bir geçmişe sahip olduğunu ilk andan anlamıştım, ama bu kadar derine çekebileceğini… bunu öngörememiştim.

Hâlâ ilk geceki depoyu düşünüyorum. Yıkık dökük binanın ardında saklanan bir plan vardı ve biz, kaderin iç içe geçmiş iki tarafı gibi, tam ortasında yerimizi almıştık. Onunla çatışmamız gerekmiyordu ama o dosyayı almak için gözünü bile kırpmadı.

Ben ise emirleri uygulamak zorundaydım.

~~

İkinci gecemizde, adımlarımı karanlık arka sokaklarda sessizce attım. Örgütün yeni hedefi, çalınan teknolojiyle ilgilenen bir arabulucuydu. “Tarçın” kod adlı bu adam, izini gizlemekte ustaydı. Ama ben daha ustaydım.

Karanlık bir binanın çatısında pozisyon aldım. Kulaklığımda çatırtılar vardı, merkezin sesi kesik kesikti ama alışığımdır. Bu yalnızlıkta bile koordinatlara odaklanmayı öğrendim. Gözüm dürbünde, hedef noktayı tararken… onu gördüm.

Kaan.

Sanki yer çekimi onun etrafında çalışıyordu. Siyah takım elbisesiyle gölgelerin içinde yürüyordu. Sakin, planlı ve tehlikeli. Ne zaman görsem beynim ikiye bölünüyor: Biri onu durdurmamı emrediyor, diğeri... onu izlememi.

Bu kez işin ortasına düşmemiştik, ama aynı hedefe yürüyorduk.

Bir süre sonra içeride sesler duyuldu. Bağırışlar, kırılan camlar, metalin betona çarpması... Ardından silah sesleri.

Olay başlamıştı.

İçgüdüsel olarak binadan aşağı indim. Dar bir koridorda pozisyon aldım. “Tarçın”ın kaçtığını gördüm ama arkasında başka biri daha vardı… bu sefer tanımadığım biri.

Ve sonra Kaan belirdi. Silahı elindeydi ama tetiğe dokunmamıştı.

Göz göze geldik.

Ben: “Bırak onu,” dedim.

O: “Seninle oyun oynamıyorum, Deniz.”

Adımı böyle söyleyişi… tok, keskin, buyurgan. Sanki adımı dilinde eritip yeniden yaratıyordu.

“Bu adam benimle gelecek.”

“Neden?” diye sordum, silahımı kaldırarak.

Gülümsedi. Bu, sinir bozucu bir gülümsemeydi. Tehdit gibi duran ama alay dolu.

“Çünkü sen doğru yolda değilsin. Ve bunu yakında anlayacaksın.”

İçimde bir şey kırıldı. Beni küçümsediğini düşündüm. Hayır, bundan daha fazlasıydı… beni tanıyormuş gibiydi.

Tetiği çekecektim. Çekebilirdim. Ama o anda arkamdan gelen bir darbe, beni yere serdi.

Gözüm kararırken son duyduğum şey onun sesiydi: “Bunu sen istedin, Deniz.”

~~

Gözlerimi bir otel odasında açtım. Tavan dökülüyordu, lambalar titrekti. Bileğimde kelepçe yoktu, ama silahım yoktu. Bir ajanın başına gelebilecek en büyük aşağılanma. Silahsız ve baygın.

Kapı aralandı. Kaan içeri girdi. Ceketini çıkarmıştı, gömleğinin kolları sıvalıydı. Kollarındaki çizikler dikkatimi çekti.

“Uyandın.”

“Sence bunu sana yedireceğim mi?”

“Yemek değil bu, gerçek. Artık tek başına değilsin Deniz. Bu iş büyüdü. Hem seni öldürmeyeceksem, birlikte çalışmak zorundayız.”

Gülümsedi. Yine o sinir bozucu gülümseme.

Ben sustum.

Çünkü haklıydı.

O an anladım. Bu savaş, sadece bilgi ya da emir savaşı değil. Bu, hayatta kalma savaşıydı. Ve ben... onunla aynı tarafta olmasam bile, aynı düşmana karşı savaşmaya mahkumdum.

Kül kokusu hâlâ üzerimdeydi. Her şeyin yandığı, çöktüğü o karanlık geceyi düşünmeden edemiyordum. Ama içimde bir ses vardı:

Bu defa ben yakacağım. Küllerin üzerine kendi yolumu inşa edeceğim.

Ve Kaan mı?

Eğer yanımda durursa… birlikte küllerden doğabiliriz.

Yoksa… birlikte yanarız.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.