Orion Mührü masanın üstünde duruyordu.
Küçük, zararsız gibi görünüyordu.
Ama patronun sözleri hâlâ kulaklarımdaydı:
“Bu mühür bizi izleyen bir göz olabilir.”
Savaş, artık sadece fiziksel değildi.
Bizi izleyen biri vardı.
Belki içimizden biri... belki de çok daha yakınımızda bir gölge.
Görev saat 21:00’de başladı.
Kaan, kendi kurduğu ekibiyle birlikte öncüydü.
Ben ise veri aktarımı için bilgisayar başında olacaktım.
Koridorda yürürken gözüm hep onu aradı.
Ama Kaan yoktu.
Bana olan ilgisi azalmış değildi belki...
Ama öncelikler değişmişti.
Ve bu, kalbimde kocaman bir sızı bırakıyordu.
“Deniz, seni istiyorlar.”
Kod odasına girmiştim ki telsizden ses geldi.
“Deniz. Sinyal hareket etti. Batı Limanı. Patron senin de gitmeni istiyor.”
Saniyeler içinde giyinip yola çıktım.
Kaan bunu bilmiyordu.
Ama bir şey içime doğmuştu:
Yalnız gitmem doğru olmayacaktı.
Batı Limanı
Liman sessizdi.
Sadece konteynerlerin arkasından bir titreşim hissediliyordu.
Elimdeki cihaz sinyali güçlendirdikçe kalbim de hızlandı.
Bir konteynerin kapısını açtım.
Ve...
Bir dizüstü bilgisayar.
Bağlantılar açık.
Orion Mührü’nün verileri başka bir ağa yüklenmiş.
“Şifre korumalı,” dedim kendi kendime.
“Ama çok uğraşmazsan...”
Tam o an arkamdan bir ses:
“Burası senin gibi küçük kızlar için fazla karanlık.”
Geri döndüm.
İki adam.
Maskeli.
Ama gözlerinden tanıyordum.
Bağış partisinde beni fark eden adamlardan biriydi bu.
Karanlıkta Parlayan Bir Gövde
Elimi hançerime götürdüm ama biri arkamdan bileğimi tuttu.
Ve bir gölge, öfkeyle ortaya çıktı.
“Elinizi ondan çekin.”
Kaan’dı.
Karanlıkta bile gözlerindeki öfke titretiyordu havayı.
O an... onun yanında olmaktan başka hiçbir şeyi umursamadım.
Kısa ama şiddetli bir çatışmaydı.
Kaan ikisini de etkisiz hale getirdi.
Ben de bilgisayarı aldım.
Göz göze geldik.
“Ne işin var burada?” dedi.
“Sinyali yakaladım. Ve sen yoksun diye ben geldim.”
Suskunluk.
“Deniz... seni unutmadım. Sadece korumaya çalışıyorum.”
“Ama ben korunmak istemiyorum. Yanında olmak istiyorum.”
Gülümsedi.
Ve ilk defa…
Kalbimi sıkıca tuttuğunu hissettim.
Üs: Verinin Ardındaki Gerçek
Bilgisayarı patrona teslim ettik.
Ekranda bir proje adı belirdi:
Project Omen
“Bu… yıllar önce iptal edilen bir zihin kontrol yazılımıydı,” dedi patron.
“Ama biri bunu yeniden aktif hale getirmeye çalışıyor. Ve mühür, bu sistemin kilidi.”
O an anladık.
Orion Mührü sadece bir izleyici değildi.
Bir kapıydı.
Ve biri kapıyı içeriden açmaya çalışıyordu.
------
Kaan gece geç saatte odama geldi.
Elinde küçük bir kutu vardı.
İçinde, birlikte çekildiğimiz bir fotoğraf.
Görev sırasında bir kamera tarafından çekilmiş, habersiz...
“Bunu görünce... unutmamam gereken şeyleri hatırladım,” dedi.
“Yanımda olmanı değil, seninle olmayı istiyorum.”
O an...
Ne Orion Mührü vardı,
Ne sinyaller,
Ne patron,
Ne görev.
Sadece Kaan’ın gözleri.
Ve artık ne istediğini bilen bir kalbim vardı.
Fakat bir şey vardı.
Beni korkutan bir şey...
Ve o an, Kaan’a doğru yaklaştım, ellerini tuttum.
“Ama bu işi çözmeden önce, önce biz çözmeliyiz,” dedim.
“Gizliliğin arkasına sığınmamıza gerek yok.”
Kaan gülümsedi, ama gözlerinde bir kırılma vardı.
Bir şeyler eksikti.
Bunu hissedebiliyordum.
Bir an sessizlik, ikimizin arasında öylece durdu.
“Beni bu kadar kolay anlamamalısın,” dedi.
“Ama eğer her şey doğruysa...”
O an, birbirimize daha da yaklaşmak istedik ama iş işten geçmişti.
Savaş, hala devam ediyordu.
Yani... bizim savaşımız.
Zihinsel Tehdit: Project Omen
Ertesi gün, patronla birlikte bilgisayar ekranında görülen yeni veriyi inceledik.
“Project Omen” kod adı, hayatımıza girmeye başladığında ne kadar tehlikeli olabileceğini anladık.
Patron, gizli servis bilgisayarlarında araştırmaya başladı.
Daha fazla veriye ulaştıkça, bizimle birlikte başlayan ve yıllar önce kaybolmuş olan bir projenin izlerini bulduk.
Zihin kontrolü ve manipülasyon.
Kaan ve ben, bu tehlikenin ne kadar büyük olduğunun farkına vardıkça, olayın ne kadar derin olduğunu hissettik.
Patron, kağıtları karıştırırken birden durdu.
Yüzünde şaşkınlık ve korku vardı.
“Bu projenin kontrolü, aslında hiç kaybolmamış. Uzun yıllar önce başka bir elin... yönettiğini biliyoruz. Ama kimse bu kadar ileri gideceğini tahmin edemezdi.”
“Kimseyi suçlama vakti değil,” dedi Kaan, zorla sakinleşmeye çalışarak.
“Ama bir şeyler hızlanıyor. Bu mühür, şimdilik bir anahtar işlevi görüyor. Ama bu insanlar sadece bizimle değil. Dünya çapında bir ağ kuruluyor.”
Patron başını salladı.
“Hayır, bizimle değil. Herkesin içinde biri var. Bu anahtar, hayal ettiğimizden daha tehlikeli bir oyunu başlatacak. Ve biz onun sadece bir parçasıyız.”
Kaan’ın bakışları kesildi.
Bir anlam taşıyan bir sessizlik çökmüştü.
O an her şeyi anlamıştık:
Projeyi durdurmazsak, sadece biz değil, dünyanın dengesi de değişecekti.
Kaan başını eğdi. Yumrukları sıkılıydı ama sesi çıkmıyordu. Patronun söyledikleri ona ağır gelmişti, tıpkı bana geldiği gibi.
İçimde bir yer sızladı. Her adımda, sanki sonsuz bir karanlığın içine yürüyormuşuz gibiydi.
Patron ayağa kalktı. Cam duvardan dışarı baktı, şehrin ışıkları gözlerinde titriyordu.
“Yarın sabah yeni görev açıklanacak. Sıkı dinlenin. Çünkü bir sonraki adımda tökezleme şansınız yok.”
Sesi kararlıydı.
Yani bu bir uyarı değil, açık bir emirdi.
Kaan göz ucuyla bana baktı. O an kalabalığın içindeydik ama sadece ikimiz oradaydık sanki.
Hiçbir şey söylemeden başını hafifçe eğdi ve arkasını dönüp gitti.
Ben de odama doğru yürüdüm. Koridorlar sessizdi, ama kafamın içi uğul uğuldu.
“Hayal ettiğimizden daha tehlikeli bir oyun…”
Bu kelime beynimde dönüp duruyordu.
Patronun ima ettiği kişi kimdi?
Gerçekten herkesin içinde biri varsa, ona en yakın olan biz bile hedef olabilir miydik?
Kapımı kapatıp duvara sırtımı verdim.
Artık sadece görev değil, güven de sorgulanıyordu.
Ve bu, Kaan’la aramdaki bağı da yeniden sınavdan geçirecekti.
Çünkü biz ikimiz… artık sadece sevgili değildik.
Birbirimizin hayatta kalma sebebiydik.